Asık Suratsız Bir Ramazan Çok mu Zor?

Ramazanın ilk günü fena bir durgunluk gördüm insanlarda. Neşesiz, keyifsiz, hayatından bıkmış gibi görünen insanlar çoğunluktaydı. Sanki insanların üzerinden silindir geçmişti de dümdüz olmuşlardı. Açlıktan ötürü can çekişen nefisti bunun açıklaması. En önemlisi de sahurdan sonra uyuyamamaydı belki.

Şehirden, ilçem Devrekâni'ye dönerken otogarda karşılaştığım valizli biri söyleniyordu: "Buraya ne zaman gelsem pişman ediyorlar!" Duymamla karşılık vermem bir oldu: Hayırdır? Gel sana bir pişmaniye ısmarlayayım da pişmanlığından kurtul!

Ramazan olmasından ötürü pişmaniye ısmarlamaktan kurtuldum ama pişmanlığın nedenini öğrenmekten vazgeçmedim.

Sakarya'dan şehrimize iş için gelmiş bir elektrik işçisiydi bu ağabey ve minibüs duraklarını sormasına karşın otogar esnafından açıklayıcı bir cevap alamamasına üzülmüştü.

Esnafın bu ilgisizliği tek başına piyasadaki kriz bahanesiyle açıklanacak gibi değildi. Çünkü daha önce de benzer bir durumla karşılaşmıştı. Asık suratlılığın, insanları dinlememenin ve yardım ya da bilgi isteyene ilgisiz davranmanın bahanesi olmamalı ramazan ayı değil mi dostlar?

Mübarek ayın ilk gününde yine de ümitli olmama vesile olan güzel insanlar, canlılar da vardı. Nasıl mı? Mesela ilçe-şehir arası yolculuklarda konuştuğum hayat dolu kimi üniversiteli kimi liseli gençleri, teravih namazında herkesten önce secdeye giden sevimli bir çocuğu, gözleri ayakkabılarını bile göremez hâlde olmasına karşın teravihe gelen amcayı ve en önemlisi de Çay Boyu'nun Olukbaşı tarafındaki güvercinleri görerek anlamıştım bunu.

Nasıl geçiyordu romanda? “Biraz gül, yahu! Değmez vallahi bu dünya.”

Ve ne demişti şair?

“bir şeyler var değişecek

bir şeyler var

değiştirmemiz gereken

önce acılardan başlanacak…”

İlk gün böyleydiniz, mübarek ayın kalan günlerinde de surat asmaya devam edecek misiniz? Hadi edin de göreyim!

YORUM EKLE