banner196

AVRUPA - İSLAMOFOBİ VE TARIK RAMAZAN

AVRUPA - İSLAMOFOBİ VE TARIK RAMAZAN

İslamofobi Görüş Değil Suçtur! (  TARIK RAMAZAN) 

Fransa'da bazı siyasetçilerin İslamofobiyi savunduğuna dikkat çeken Ramazan, ülkedeki bütün problemlerin İslam’a mal edilmeye çalışıldığını ifade etmektedir.Bu konularda bir Müslüman’ın nasıl bir tavır alması gerektiğini Kur’an ve sünnet ışığında açıklayan Ramazan, her Müslüman’ın sabırlı, yumuşak yüzlü olması ve güzel bir dille etrafındaki insanlardan başlayıp ulaşa bildiklerine İslam karşıtlığının çok kötü bir insanlık suçu olduğunu açıklaması gerektiği tezini savunmaktadır.

TARIK RAMAZAN'IN PARİS CHARLİE HEBDO SALDIRISI HAKKINDA KALEME ALDIĞI YAZI

''Paris saldırganları İslam'ı gasp etti ama İslam -Batı arasında bir savaş yok''

Charlie Hebdo saldırısı bizi açık ve tutarlı olmaya zorluyor. Biz kesinlikle Paris'te olanları kınamalıyız. Aynısını 7 Temmuz ve 11 Eylül sonrasında da dedim.

Nerede durduğumuz hakkında açık olmamız son derece önemli. Saldırganlar peygamberin intikamını aldıklarını söyledi. Bu doğru değil. Asıl ihanete uğrayan İslamın verdiği mesaj ve değerlerdi. Yaptıklarını haklı çıkartmak için İslamı referans gösterdiler. Dini açıdan bakıldığında bizim dinimizin verdiği bir mesaj olarak hissetmediğimi söylemem gerekir.

Bu denklemin daha geniş bir siyasi tarafı da var. Fransa'da olanları kınıyoruz. Batılıları hedef alan şiddeti kınıyoruz. Ama sadece batılıları değil. Paris'te 12 kişi öldürüldüğü için duygusal davranıyoruz ama Suriye'de ve Irak'ta yüzlerce kişi bir günde öldürülüyor. Büyük resmi görmemiz gerekiyor. Müslümanların yaşamları batıdaki kendi hayatlarımız kadar değerli.

Paris'te yaşananlar bir trajediydi, öldürülenler arasında olan Charlie Hebdo editörü olan karikatürist Charb ile görüşmüştüm. Söylemek istediği şeylerde özgür olduğu konusunda konuşmuştuk ve ona sansüre gerek olmadığını söylemek istediklerini söyleyebileceğini söylemiştim.

Ancak bu hakkı kullanırken net olmasını istedim. 2008 yılında Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin oğlu hakkında şaka yapan bir karikatüristi kovdular. Burada ifade özgürlüğü nerede diye sordum. İfade özgürlüğünde sınırlar vardır, her şey konuşulmaz diye cevap aldım. Çifte standart uygulamak rahatsız edici.

Böyle bir saldırıda Charb ve arkadaşlarının öldürülmesine şok oldum ama böyle bir tepkiye şaşırmadım. Neredeyse altı aydır Charlie Hebdo ile ilgili tartışmalar ve tehditler vardı.

Atılan kurşunlar savaş açma olarak algılandı. Bazılarının olayı bu şekilde karakterize edebilmelerini anlıyorum. Ancak böyle yaparak yanlış yaparlar. Batı ile İslam'ın savaş için olduğunu söylüyorlar ama eğer marjinal grupların harekete geçmesini ve buna delil olarak İslam ile batının savaş halinde olduğunu kullanırsak tuzağa düşmüş olmaz mıyız?

George Bush 9 Eylül'de olayı terör savaşı olarak adlandırarak bu tuzağa düştü. Şu an makul olarak nereden gelirlerse gelsinler aşırıcılarla savaştığımızı söyleyebiliriz. Ama bu oyun neden oynanıyor? Daha spesifik bakalım : Bunlar İslam'ı sömüren suçlardır. Kurbanların büyük çoğunluğu aslında müslüman.

Birçok ülkede gerginlikler var, ama son zamanlarda Fransa'da her şey çok zor. Atmosferi anlatan ve yakın zamanda yayınlanan iki kitap: çok olumsuz ve çok moral bozucu.

Ø Eric Zemmour milyonlarca Müslümanın kolonize olup ülkeyi dönüştürmeye çalışabileceğinden korkuyor.

Ø Michel Houellebecq 2022'de Fransa'da İslamcı bir partinin iktidara geleceğini düşünüyor. Üç yıl önce Houellebecq İslam'ın dünyadaki en aptal din olduğunu söylemişti.

Fransa'da yaşanan olaylardan sonra zor günler görülüyor ve Charlie Hebdo karikatürlerinin en rahatsız edicilerini yayınlayan ve bunun ifade özgürlüğü olduğunu iddia eden medya da ayrı bir sorun oluyor. İfade özgürlüğünü destekliyorum ama onları vazgeçmeye teşvik ediyorum, planladıkları şey cesurca değil. Yaptıkları sadece bütün Müslümanları hedef alan başka bir örnek olacaktır.

Müslüman olduğumuz için özür dilemeye son vermeliyiz

"Müslümanların amacının dünyayı sömürgeleştirmek olmadığını, aslında dünyaya katkı sağlamak ve toplumun bir parçası olmak istediğimizi karşı tarafa göstermeliyiz. Her şeyden önce, Müslüman olduğumuz için özür dilemeye son vermeliyiz. Sadece etrafımızdakileri eleştirmemeli, aynı zamanda kendimize karşı da eleştiriler getirmeliyiz. Başarının yolu buradan geçer."

Tarık Ramazan Fransa’da neden şeytanlaştırılıyor?

Tarık Ramazan, Fransa'daki iktidar oligarşisinin Arap ve Müslümanlara yönelik basmakalıp ırkçı düşüncelerine ters düşüyor.

Geçtiğimiz yıllarda Brüksel’de bir konferans sırasında Fransız gazeteci Alain Gresh, “Bir sene önce 11 milyon insanın ifade özgürlüğünü savunmak için gösteri yaptığı bir ülkeden [Fransa'dan] geliyorum. Ne gariptir ki bugün Paris’te Tarık Ramazan ile münazara yapabileceğim bir yer vermelerini sağlamak benim için neredeyse imkânsız!” şeklinde konuşmuştu.

Fransa ve Avrupa’da Müslümanlar ve İslam konusunun hararetli tartışmaların odağında olduğu şu dönemde, İslam dini ve Müslümanlık konusunda uzman olan Ramazan’a görüşlerini yayın organlarında dile getirebilmesi için bile izin verilmiyor.

Ramazan’a yönelik bu karalama kampanyaları yeni bir şey olmamakla beraber, Charlie Hebdo saldırılarının ardından iyice arttı. Ramazan, yaşanan terör saldırılarını şiddetle kınamasına rağmen“Je suis Charlie/ Ben Charlie’yim” sloganını kullanmayı reddettiği için birçok medya kuruluşu ve gazete tarafından eleştiri yağmuruna tutuldu.

Ramazan, "Sarkozy'nin oğlunun Yahudiliğe geçme ihtimaliyle" dalga geçtiği için birkaç yıl önce meşhur Fransız karikatürist Sine'yi işten çıkaran dergiyi "çifte standart" uygulamak ve profesyonellikten yoksun olmakla eleştirdi. Zira aynı dergi, İslam ve Hz. Muhammed ile alay etmeye gelince mutlak ifade özgürlüğünü savunuyordu.

Fransız bir bakan peçe takan kadınlar için “köleliği kabul eden siyahiler” benzetmesinde bulundu. Bazı Fransız aydınlar “Müslümanların sınır dışı edilmesini” savunuyor veya Müslümanları “İslam, Cumhuriyet ve Fransa’nın yaşam tarzı ile uyumlu olmadığı" için” “İslamiyet’e uymamaya” çağırıyor.

Ramazan’ı, “belirsiz bir tutum sergilemek”, “çifte söylemde bulunmak” ve “Avrupa’yı İslamlaştırmaya çalışmak” ile suçlayanlar, bu iddialarını desteklemek için Ramazan'ın Müslüman Kardeşler kurucusu Hassan el-Banna’nın torunu olduğuna atıfta bulunmaktan öteye gidemiyor, Ramazan'ın el-Benna ile olan akrabalık bağını "kesin delil" olarak ortaya sürüyorlar.

Ramazan’ın söylemleri

Ø Tüm dış etkenlerden arınmış ve sosyal bütünleşmeyi destekleyen bir Avrupa İslam’ı için çabalayan Ramazan, ötekileştirilmiş insanlar arasında aşırıcılığın kök salmasını önlemek için de hükümetleri sosyal eşitlik yanlısı politikalar benimsemeye ve ayrımcılık karşıtı yasalar çıkarmaya davet ediyor.

Ø Ramazan, Fransız ve Avrupalı Müslümanları tam bir vatandaş gibi hareket etmeye, cemaatçi karakterden bağımsız bireyler olarak düşünmeye, konuşmaya ve toplumla etkileşimde bulunmaya, hükümetlerinin sosyoekonomik politikalarını sorgulamaya, haksızlık ve ayrımcılığa karşı çıkmaya, sosyal eşitlik talep etmeye ve duygusal saldırılara mantık çerçevesinde tepki göstermeye çağırıyor.

Ø Siyasetçileri, aydınları ve medya uzmanlarını da din, ırk ve ülke farkı gözetmeksizin tüm terör kurbanlarına eşit haysiyet ve saygıyı göstermeye teşvik ediyor.

Ø Ramazan’in öğretisinin temel niteliklerinden biri de, bir arada yaşamayı, yalnızca benzerliklerimizin değil farklılıklarımızın da karşılıklı kabul görmesi şeklinde tanımlıyor oluşu. İslam ve Müslümanların Fransa ve Avrupa’da en can alıcı tartışmaların odak noktası olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, Ramazan gibi İslamiyet ve İslamcılık konularında uzman birine karşı bu düşmanca tavırların ne gibi bir gerekçesi olabilir? Ramazan, niçin toplumda şeytan gibi gösteriliyor?

Ø Bunun sebebi Ramazan’ın Arap ve Müslümanlara yönelik ırkçı basmakalıp düşüncelere ters düşüyor olması mı? Çünkü Fransız oligarşisine göre Müslümanlar veya Araplar, daha Fransızca konuşmaktan aciz, cahil, eğitimsiz, etrafındakiler için daima bir sorun teşkil eden ve kendilerine konuşma hakkı tanındığında ise hükümet politikalarını değil, bu basmakalıp düşüncelerin doğruluğunu destekler şekilde hareket eden kişiler olarak görülüyor ve kendilerine zamanında belirlenmiş olan bu çizgiyi aşmamaları gerekiyor.

Son olarak şunları söyleyebiliriz;

Ø Tarık Ramazan Avrupa göçmeni ikinci neslin yetiştirdiği en önemli isimlerin başında gelmektedir.

Ø İlk nesil her ne kadar kendini ve inancını elinden geldiğince korumak için kabuğuna çekilmiş olsa da, ikinci nesil artık haksızlıklara karşı duracak sesini haykıracak bir Tarık Ramazan’ı meydana getirmekte geç kalmamıştır.

Ø Tarık Ramazan Oryantalizm’in yuvasına girip kaleyi içten fethedecek kadar cesur ve gelecek genç nesillere örnek teşkil edecek kadar önemli bir şahsiyettir.

Ø Belki de Oryantalizm’e karşı Oksidentalizm teorisinin pratik olarak nasıl uygulanacağına dair yol gösterecek sayılı kişilerden birisidir.

Ø Kısaca Tarık Ramazan; Avrupan’ın “Batı Medeniyettir Doğu ise öteki ve Çağdışı” tezini batıda, Batının yüzüne vuran önemli bir tokattır.

                                                                                                                                                                            Ümit AKYÜZ

YORUM EKLE
YORUMLAR
Serap Kayacan
Serap Kayacan - 7 ay Önce

Diyanet kimi zaman kurumsal açıklamalarla kimi zaman da din adamı kılığındaki kişilerin sağda solda konuşmalarına olanak vererek kadınların kılık kıyafetlerinden oturup kalkmalarına, evlilik yaşından evlilik içi sorumluluklara kadar her şeye bir ayar çekilmesini meşrulaştırırken, yine sıfatı “öğretmen” olan bir diğeri eşofman giyen kız öğrencileri zina etmekle suçlayabiliyor, öteki çocuk yaşta evlilik tartışmalarına “Zina edecek kadar yaşı büyük. Evlenmeye geldi mi yaşı küçük oluyor” diyerek hiza çekme cüreti gösterebiliyor.