Aziz ruha

Rahmetle. .. 

Siyah beyaz bir fotoğraf ilişti gözüme.Yastığa dayanmış ciddi bakışlı bir adamın fotoğrafı.Ben bu resmi bir yerden tanıyorum.Yakından incelemeye başladım hemen.
Sırtüstü uzanmış,kolunu yaslamış,sağ elinin baş parmağını ve orta parmağını kafasına koymuş,tepesini meshededercesine sol eliylede başını kavramış, solgun benizli ama dirayetli bakışlar vardı karşımda.Bıyığı siyah; sakalı aktı,gece ve gündüzün temsilcisi gibiydi.Üstünde şile bezine benzer bir kumaştan yapılmış beyaz gömlek …Ve alnındaki çizgiler,sol yanağındaki çukur merhum şairimiz Mehmet Akif ERSOY’un karekteristik pozunu tamamlıyor.Siroza yakalandığı zamanda çekilmiş ama öylesine güçlü bir duruşu var ki; fotoğrafın altına not düşülmemiş olsa anlayamayacağım onun bu halini.

Bugünlerde elimden düşür(e) mediğim eserlerden en mühimi Safahat.Daha önce okuduğumda bu kadar etkilenmemiş olmalıyım ki göz yaşıyla okuyorum şimdi her satırını.Öylesine kuvvetli bir iman yerleşmiş ki iç dünyasına bunu yaşamının her karesine taşırmış.Sanki dünden bu zamanı görmüş gibi yazmış şiirlerini.En önemli meselesi vatan ve millet olmuş.Hangi şiirini okusam,hangi satırına gözüm dalsa islamın gül yüzünü,sıcaklığını dile getirmiş.

Üstad her ne kadar;

”Safahat’ımda,evet,şi’r arayan hiç bulamaz; 
Yalnız bir yeri hakkında:”Hazin işte bu! ”desede ben şiirlerin hasına ulaştım safahatında…


Hayretlenmemek ve ürpermemek mümkün mü böyle bir iman karşısında.Kendisinin İstiklal Marşı’mızda ifade ettiği gibi iman dolu göğsünü hissediyoruz her şahikasında..Çevirdikçe sayfaları rabbimin sözleriyle karşılaşıyorum.Önce ayeti kerimeleri zikretmiş sonra kendi duygularını acizane dile getirmiş.Şimdi dikkattinizi çekmek istiyorum “”ACİZANE”” dedim ve bunu özellikle söyledim.Çünkü; ”üstada şiir nedir””diye sorulduğunda O “aczimin giryesidir “demiş.İmanlı dolu bir sadr acizliğini şiirlerle ifade ettiğini söylüyor.Öyle ki aciz olmak güçsüzlük olarak algılanırken aczin gerçek manası,yaradılmış olduğumuzu bilmek ve rabbimiz karşısında boynu bükük bir gül gibi ”birsin sen ” deyip kainatta bir zerre olduğumuzu hissetmektir.Ancak yükselişe böyle erebiliriz.Üstadın örneklik ettiği gibi biz Onun karşısında acziyetimizi ifade ettikçe,rabbimiz bizim ruhlarımızı aziz kılacaktır. 
Ey üstad !.şimdi seninle anladım ki gerçekten acziyetimizin göz yaşıymış şiirler ve yine senle anladım ki belli kalıba sokulmamalıymış gönülden damlayan mucizeler,uzun yada kısa yazılması ruhumuzun kalemimize üflediği nefes kadarmış.Çünkü”Kalemle yazı yazmayı öğreten O”(Alak süresi/4) ve yine senin ifadenle
___ÜÇ BUÇUK NAZMA GÖMÜLMÜŞ KOCA BİR ÖMR-İ HEDER! ”miş___


Üstadın hangi şiirini okusam kişiliğinden izler buluyorum,inancının rengini ruhuma taşıyorum…çünkü; ustam der ki:

"beni tanımak isteyenler şiirlerimde beni bulabilir”ne hissetmişse onu en güzel şekilde kaleme almış ve içindeki ikinci Akif bazen beğenmediği şiirleri yırtarmış… O yalnızca şiir yazan biri olmamış asla.O hem şair,hem mücahid,hem Türk hem de İslam mütefekkiri olmuş.Vatanı ve dini onun ruh dünyasında ki önden giden atlılarıdır.İşte bu yüzden islam milletlerinin “marifet ve fazilete” dayalı yenilikler yapmasını hep istemiş.Mehmed Akif üstdımız yeni fikirlerin hayat bulmasının en zor döneminde yaşamış gerçek bir kahramandır.Kahraman olabilmek süpermen olmayı gerektirmiyor.Onun korkmadan iman dolu göğsünün verdiği cesaretle yazdıkları,yaptıkları kahramanlığının onaylı birer belgesi olmuş.Belki benzer hisleri taşıyan nice şair var ama bunları sayfalara taşıyabilecek Akif kadar cesaretli kimse yok.yada varda ben mi tanımıyorum? 
O dönemler “böyle gördük dedemizden “dönemleriymiş lakin üstad  azmiyle,iman kuvvetiyle ve cesur şiirleriyle sığ düşünen zihniyetlere aydınlık mesajlar ulaştırmış.Hakkı halka en güzeliyle,şiir tadındaki ifadeleriyle anlatmış.Vaktin durma vakti olmadığını ve boş geçen her saniyenin zarar olduğunu:

"Vak’a hiçbir şey değildir; haklısın,lakin düşün
Başka bir düstur-i hikmet var mı,insaf et,bugün? 
Varmak istersen" __diyor Sa’di__eğer bir maksada,
Tuttuğun yollar tükenmekten muarra olsa da; 
Şedd-i rahl et,DURMAYIP GİT,yolda kalmaktan sakın! diyerek durmadan çalışmamız gerektiğini hatırlatır.

Babası Tahir Bey’in uslubuyla ”Ragıyf”ın yani Akif’in bazı huylarına bayılıyorum.Biraz kendimden birşeyler buluyorum.Bazen bu kadar da olmaz ki; üstaaad! diyesim geliyor ama benimkisi sadece züğürt tesellisi. insan sevdiğine benzemeye çalışırmış ya hani belki de ona benzemeye çalışıyorum.Mesela; doğru bildiğinden her ne pahasına olursa olsun asla şaşmaması…gösterişi sevmemesi,hislerine karşılık soğukkanlılığını muhafazası,kendi mutluluğundan ziyade yardım ederek mutlu olması,söze ehemmiyet vermesi hatta sözünde durmayanları insan saymaması(çünkü söz erdemin temsilcisidir) , utangaçlığı,övgüden rahatsız olması, haktan başka kimseye boyun eğmemesi,prensiblerinden taviz vermemesi ve… dostluk konusundaki çetin tavırları…
Hele şu yönlerinde tamamen kendimi buluyorum:

Ruhunun ısınmadığı insanlara alaka göstermezmiş fakat büsbütünde kin tutmazmış.Sevdi mi tam sever yalnız kalıp düşünmeye bayılırmış.Hatta herkesten uzak bir dergahta olmayı hep tahayyül etmiş.
İşte üstad tam bir alem misali.Anlat anlat bitmez.Kağıt biter,kalem tükenir,onda ise anlatılacak daha çok huy belirir.Bu ruh onun iman dolu sadrını anlatmaya yetim kalır.

Ama en azından bildiğimiz kadarıyla insanımıza Akif ruhunu çok iyi anlatmalıyız.Her yönüyle geniş bir Akif portresi çizmeliyiz.Tarkan kadar Akif’inde tüm ayrıntılarını bilmeliyiz.Ne yazık ki sadece “İSTİKLAL MARŞI” mızın şairi olarak bilinmekten ibaret.Bilenlere sözüm yok lakin tüm sitemim bilipte anlatmayanlara,unutanlara.Sadece halkımız mı! gençler bile ondan ötesini bilmiyor.Ara ara anışlar yapılıyor fakat o ruhu içimize sindirmedikçe kuru sözler bizi menzile götürmez.İşte Akif kimmiş...! bilinmediğindendir ki; bugün ülkemin sanatkarı(?) insanımızı yüzde otuz,yüzde yetmiş diye ikiye ayırıyor.Nerde kaldı sanatkar hassaslığı.Böyle lafını bilmeyen sözde sanatkarlara bu milletin bağımsızlığının marşını yazan aziz ruhu hatırlatmak lazım.Bizi Akif gibi cesur,iman dolu yürekler kurtarır ancak.Gelecek onlarla parlayacak.Yoksa ismi “Fazıl” olup fazileti ruhuna taşıyamamış,bir eserini dahi zihnimize kazıyamamış piyanistlerle dönmez bu devran.
“BASTIĞIN YERLERİ TOPRAK DİYEREK GEÇME,TANI” demenin vakti işte bu olmalı.
Öyle zannediyorum ki; imanı Akif’leşmiş,dallanmış, budaklanmış insanlara çok görev düşüyor bu zamanda çok.Hepimiz şiir yazamayız ama inanacımızla,azmimizle,vatan aşkımızla birer Akif olabiliriz.Yüzde doksanımızın müslüman kimliği taşıdığı bu ülkede bizi mimsiz medeniyete doğru çekmek isteyenlere hadlerini bildirmeliyiz.Çünkü üstadın Fatih Kürsüsü’nde ki notlarından anlıyoruz ki; onun düşündüğü ve yaşatmak istediği millet:atalet bataklığını kurutmuş,ilim muhitine ve fen diyarına atılmış,sanayiye sarılmış,ticaretle içiçe,hür ve temiz vicdanlı bir millettir.Bunu başaracak olan muallimler,analar,babalar ve öğretime açık olan tüm sorumlu vicdanlardır.Yalnız bu vicdanın sahipleri imanlı,edepli ve liyakatli olmalıdır.İstiklal Marşı’mızda hatırlatıldığı gibi “TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVARA”yani mimsiz medeniyede yenilmeyen ruhumuzla,evladlarımızla yarınlara umut ile kucak açmalıyız…
__BUYURUN ” AMİN ALAYI”NA HEP BERABER AMİN DİYELİM__
“Gözüm ki kane boyandı, şarâbı neyliyeyim? 
Şarâbı neyliyeyim? 
Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyliyeyim? 
Kebâbı neyliyeyim? 
Ne yâre yaradı cismim, ne bana, bilmem hiç! 
İlâhi, ben bu bir avuç türâbı neyliyeyim? 
Türâbı neyliyeyim? 
Âmin! Amin! '

YORUM EKLE