Cuma Vaazında Bir Traktör ve 3 Dakikalık Evlilik

“Bakın! Şu bir traktör, bu da römork… Bunu benim oğlum çocukluk çağındayken yaptı…”

Zeytinburnu’ndaki bir camide, geçen haftaki cuma vaazında böyle söylüyordu imam efendi. Ve bunları söylemeden önce de gerçekten tahtadan yapılmış bir traktörle römorku kürsüden gösteriyordu. Anadolu’da birçok yerde karşımıza çıkan bir çocuk oyuncağıydı bu.

“Oğlum, benden traktör istediğinde, traktörü beraber yapmaya yönlendirdim onu… Ve odunlar arasında traktör yapımı için uygun olan tahtaları ayırıp düzenledik, beraber yaptık… Oğlum o gün üretmeyi öğrendi, üretmeyi! Ve bunun değerini bildi, çünkü kendi emeği var işin içinde…”

Aklımda kalan sözlerini toparlayarak sizlere aktardığım kürsüdeki bu hatip, caminin hafızıydı fakat o hafta cuma vaazını veriyordu. Çok önemli bir konuya değindiğini düşündüğüm için sizlere de aktarmak istedim. Acı bir tespitini de söylemeliyim:

“Eğer çocuk, üretmeyi bilmezse bir şeyin değerini de bilmez. Kendisine alınan 300-500 bin liralık arabayı hurdaya çevirir, kolay tatmin olmaz…” ve sair.

Az şey değildi bu! CNN Türk’te “Para Dedektifi” programında da Cem Seymen benzer şeyleri söylüyordu. Üretmekten, bu ülkenin değerlerinin zenginliğine karşın bitirilen tarımdan, ithalata dayalı düşünmenin yanlışlığından, Avrupa ülkelerindeki tarım üretim değerlerini yakalayamayışımızdan ve birçok şeye yazık edildiğinden…

Bu 2 olay arasında bağlantı kurdum ister istemez. İmam efendi haklıydı, Cem Seymen de öyle. Kim haksızdı peki?

Üretmeden ithalat yollarını tercih edenler ve bunu da bir politika hâline getirenler, ülkede çığ gibi büyüyen işsizlik karşısında suskunluğunu koruyup milleti gerenler ve birçok önemli şeyi görmezden gelenler! Evet, suçlu olan onlardı!

Paranın Ne Önemi Var!

Özdemir Erdoğan üstadın güzel bir şarkısıdır bu ve “mühim olan insanlık…” diye devam eder. Acı olanı da “Çıktıkça dikleşiyor hayat yokuşu.” sözü de geçer şarkıda.

Bitmez geçim derdi hiçbir zaman. Eski filmlere bakarsınız, kitapları karıştırırsınız, herkesin dilinde bir yokluk türküsü vardır ve haklıdırlar, hakikaten yetmez. “Yetmiyor, yetiremedim…” diyen “Çıplak Vatandaş”ı unuttuk mu sanki?

İstanbul Zeytinburnu’nda gördüğüm Halk Ekmek kulübelerinin önündeki kuyruğun günden güne artması, akşamüstüne doğru buralardaki ekmeğin tükenmesi, kadın-erkek, yaşlı-genç demeden işportada rızkını belki bir mendil belki bir kalem yahut çakmak gazıyla aramaya çalışanların sayısının günden güne artmasından bir şeylerin kötüye gittiğini anlamak zor olmasa gerek!

“Düzelir mi?” derseniz, tez zamanda düzelmesi umuduyla!

3 Dakikalık Evlilik

Haber Kuveyt’ten. Evlilik merasiminde, kıyılan nikâhın ardından gelin hanımın ayağının takılıp yere düşmesiyle alay eden damadın, geline “aptal” ya da “salak” demesi sonrası 3 dakika sürmüş. Gelin hanım bu durum karşısında nikâh salonundan çıkıp boşanma davası açmış. Ve böylece “3 Dakikalık Evlilik” diye dünya gündemine düşen haberin konusu olmuş bu çift.

Haberde bahsi geçen damat ya da gelinin isminden bahsedilmiyor, eğer doğru bir haberse asıl soru şu: Bu çift ne kadar süredir birbirini tanıdığını zannetti de daha nikâh salonunda anlaşamadıkları ortaya çıktı?

Diğer soruysa benim için: Hakkında fazla bilgiye ulaşamadığım bu haberi niye konu edindim?

Trafikte Öncelik Kimin?

İçişleri Bakanlığı, “Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın” isimli bir kampanya başlattı. Ne güzel! Lakin yurttaşlara gönderilen kısa mesajlarla ve basın açıklamalarıyla trafikteki öncelik sahibinin yaya olduğu kabul edilecek mi dersiniz?

“Asfaltı ağlattım be!”, “Gözlerinin hastası, yolların ustasıyım!” “Hatalıysam görmezden gel!” diyen trafik kültüründen nasibini almamış sürücülere yine bir arka cam yazısıyla mı cevap vereceğiz: Rahmetli de Sollardı!”

Yayaların “Öncelik benim!”, araç sahiplerinin “Hayır, öncelik asıl benim!” dediği bir ülkede ambulansla itfaiye de siren çalarak yol açmak düşer!

Hem bu Devlet kurumlarımızın gönderdiği kısa mesajlar zaman zaman beni duygulandırıyor. Nasıl mı? Mesela geçende, kışın kendini belli ettiği ocak ayı başında Polis Teşkilatımızın gönderdiği mesajda şunlar yazıyordu:

“Kış aylarında güvenli fren mesafesi için öndeki araçla aranızdaki mesafeyi arttırın. Unutmayalım ki bu yolda hep birlikteyiz!”

Bu mesaj beni çok duygulandırdı. Çünkü kış aylarında fren mesafesine benden daha fazla dikkat eden kimse olduğunu zannetmiyorum, hatta iddia edenin alnını karışlarım! Neden mi? Yahu her şeyden evvel benim bir aracım yok, daha nasıl iddialı olayım? Bu beni derin hicranlara saldı ve sonra yüzümde bir tebessümün açmasına neden oldu. İlahi, Polis Teşkilatı büyüklerim!

Şaka bir yana, İçişleri Bakanlığı’nın kampanyası Trafik Kanunu’ndaki 74. Madde’yle desteklendiği için sadece kısa mesajlarla uygulanmayacak tabii. Ne diyor 74. Madde?

“Görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan, ancak başka bir trafik işareti ile belirlenmiş yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken, araçlarını yavaşlatmamak ve bu geçitlerden geçen veya geçmek üzere bulunan kişilere ve öğrencilere ilk geçiş hakkını vermemek.”

Cezası:

488,00 TL ( Peşin 366,00 TL), 20 ceza puanı

Trafik kültürü gelişmemiş sürücülerimizi bu ceza olsun yayalara saygıya mecbur bırakır inşallah!

Şiirsiz yazı sonu olmaz, haydi öyleyse Arkadaş Zekai Özger’in "Sevdadır" şiiri ne güne duruyor?

“Göğü kucaklayıp getirdim sana

kokla

açılırsın

solmuşsun

benzin sararmış

yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün

öyle bükük bakma bana

çam kolonyası getirdim sana

kentli dağlıların haklı sevdasını

bolu ormanlarından çarpan bir koku

sanki köroğlunun ter kokusu

aman kokusu, billah kokusu

canlarım, canım benim

üzme kendini bu kadar

sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var

bak yeryüzü ne kadar geniş

ne kadar dar

Dur

akıtma gönlüm yaşını

gözünden öpecek bir yer bırak

oy bana en yakın

bana en uzak

sevgili yar

Hasretine vur beni”

YORUM EKLE