Giden Yıl, Gelen Yıl, Biten Ömür!

Bir yeni yıl daha geldi ama ömrümüzden de bir yıl daha gitti. Duygularınız, düşünceleriniz nasıl? “Yılbaşında ne yapıyorsun?” sorusuna muhatap olduğunuzda nasıl cevaplıyorsunuz? “Efendim, biz bu sene yeni yıla salonda girmeyi düşünüyoruz, bi farklılık olsun diye şey ettik!” mi diyorsunuz yoksa? 

Ömür takvimimizden 1 yıl daha gidiyor işte. Bu acı gerçeğin yanında hem ülke hem de dünya gündemi, insanları karamsarlığa ve piyango bileti gişelerine itiyor. “Milenyum” diye büyük umutlar bağlanan 2000’den 18 sene sonrası böyle mi olacaktı? 

Bu yazıda zihnimden çıkmayan birkaç şeye de değineyim:  

— Asgari ücretliye 2019 itibariyle 2020 TL’nin reva görülmesi, 

— Değerli sanatçımız Metin Akpınar’ın demokrasi konusundaki sözlerinden, birilerinin nasıl bir yorum(!) çıkararak düşüncenin yargılanması,  

— Hâlâ devam eden ekonomik kriz,  

— Yaklaşan belediye seçimleri,  

— Sakarya Arifiye’deki Tank Palet Fabrikası olarak bilinen 1. Ana Bakım Fabrikası’nın özelleştirme kapsamına alınması ve bunun pek de tartışılmaması, 

— ABD’nin Suriye’den çekilmesinde mutlaka bir hinlik olduğunu, Türkiye’ye nasıl bir görev biçtiğini ve saygıdeğer devlet idarecilerimizin bu görevi acaba iyice düşünerek mi kabul ettiklerini merak edip şüpheye düşenlere kulak verilmemesi, 

— Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 maaşının, şimdikine oranla yüzde 26 artması,  

— İnsanlarımızın ekseriyetinde görülen yılmışlık ve boş vermişlik, 

— Piyango biletine bağlanan umutlar,  

— Dünyanın son kullanma tarihinin yaklaşması ve buna bağlı felaket görüntüleri! 

Hülasa; asgari ücretin 2020 TL olması, ülke ekonomisinin kriz havası, geçim derdi, büyükşehir keşmekeşi, gittikçe yaşanmaz hâle gelen dünya ve bunlara rağmen dürüst bir duyguyla şiire sığınarak “ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!” diyebilmek, ümitvar olmak için iyi bir gerekçe! 

Kabul buyurunuz bu bağlantıyı, kolay çıkamadım bunca gündem maddesinin içinden, neyleyeyim başka? 

Güzel Şeyler De Oluyor! 

Güzel şeyler de oluyor çok şükür.  

Mesela İnebolu’da kimliği belirlenmemiş bir yurttaş “BENİ AFFET CANIM KARIM SENİ SEVİYOM” yazılı bir afişi, kendine ait olmayan bir kamyona asarak eşinden özür diliyor. Yenge hanımın ne yaptığı ise haberde geçmiyor!  

Yine İnebolu’da düşünceli bir insanımız, ihtiyaç sahipleri için Abdurrahmanpaşa Caddesi’ndeki dere korkuluklarına elbiseler asıp “Hepsi temizdir ihtiyacı olanlar alsın arkadaşlar” notunu yazıyor. 

Ne demiş şairimiz Nazım Hikmet: 

“Yaşamak ne güzel şey  
Anlayarak, bir usta, kitap gibi  
Bir sevda şarkısı gibi  
Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak...”
  

Ve nasıl devam etmiş şairimiz? 
 
“Yaşamak birer birer ve hep beraber  
İpekli bir kumaş dokur gibi  
Hep bir ağızdan sevinçli sevinçli bir destan okur gibi...”
 

“Yaşatmıyorlar be arkadaş! Bu şiirdeki gibi mümkünü mü var?” diyenlerin olduğunu da duyuyorum. 

Ömür takvimimizden savrulan yapraklara inat yaşamak güzel şey; kirlenmeden, kirletmeden, pazarlıksız, onurlu bir hayatı yaşamak ve aşktan, gayretten, umuttan taviz vermemek! 

Kastamonu’da, İstanbul’un bir bölümünde ve birçok şehrimizde ortalık dürüst bir beyaza büründü. Uzun zamandır kar altında kalan serhat şehirlerimizin insanlarıysa yine kendilerini unutan medyamıza kızdılar muhtemelen, “İstanbul’a kar gelmeden kimse kardan bahsetmiyor.” diye! 

Ünol Büyükgönenç’in Dışarda Kar Yağıyor şarkısındaki sözleri hatırlattı bana bu beyazlık: 

“Dışarda kar yağıyor 
Morarmış ellerini 
Isıtmaya yetmiyor nefesi 
Kimi kimsesi 
Gidecek bir yeri yok 
Dışarda kar yağıyor 
Sırtında paltosu yok 
Dışarda kar yağıyor 
Ayağında pabucu yok 
Dışarda kar yağıyor 
Hava soğuk çok soğuk çok 
Gün yılın bir çocuk günü olabilir 
Yıl dünya çocuk yılı olabilir 
Onun bunlardan haberi yok 
Üşümüş acıkmış 
Sıcacık bir çörek gibi güneşi düşlüyor 
Sevilmemiş 
Bilinmemiş 
Unutulmuş 
Dışarda kar yağıyor.” 

Evdeyseniz baksanıza dışarıya, yağıyor mu hâlâ kar ve sokaklarda sevilmemiş, bilinmemiş, unutulmuş birileri var mı? Aman iyi bakın ve ne olur siz de onları görmezden gelmeyin! 

Geçen senenin bitiminde Kastamonu Bürme Köyü’ndeki feci cinayetten bahsetmiştim ve sormuştum, 2018’de de katiller ve hırsızlar olacak mı? diye. Naif, iyimser bir soruydu ama cevabı da belliydi tabii!  

Katiller yakalandı ama katil olduklarını önce kabul ettiler sonra da “Biz katil değiliz!” dediler. Her insan suçu ispatlanana kadar mahkeme önünde zanlıdır ama ya ortadaki deliller? 

Geçen zamanla köyler daha da ıssızlaştı, köyde ekmek yapılmayıp köye gelen ekmekçiden alındı, ayran yerine kola içildi ve pek çok yaşlımız sanki “Bu dünyanın yaşanacak nesi kaldı?” diyerek aramızdan ayrıldılar. Onlara ağlayanlar, üzülenler oldu, peki geride kaldığımız için kendi hâlimize de üzülmedik mi? Hani yaşamak güzel şeydi? Hâlâ öyle ama insan kalarak!  

Biz ki şimdi Hicri takvime göre 1440 senesinin Rebiülahir ayındayız ve Miladi 2018’in bir-iki günlük sayfasıyla baş başayız. İçinde yaşadığımız dünyada da acımasız insanlar, pek çok adaletsizlikler, yokluklar, yoksulluklar ve türlü rezillikler bitmek bilmiyor ama âdettendir yeni yıl mesajı vermek: 

2019’da hasret kaldığımız güzel, anlamlı şeyleri; barışı, insanlığı, pazarlıksız sevgiyi, dürüst aşkı bulabilmek ümidiyle. Yeni yılda ülkem ve insanlık için her güzel şeyin hayırlısını Allah’tan dilerim. Hâlâ maruz kaldığımız “Seneye görüşürüz!” esprilerine de hoşgörümü bir kez daha belirtmek isterim.  

Murathan Mungan’dan bir şiirle noktalayalım: 

“Bir yıl daha bitiyor  
Düşlerim, tasarılarım, yarım kalmış onca şey  
Her yıl biraz daha kısalıyor öncekinden  
Bana mı öyle geliyor  
Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman  
İnsan yaşlanırken?”

YORUM EKLE