İntiharda İnsanlık!

Bayram da bitti işte! Ne yani bitmeyecek mi sanmıştınız? Şaşırmayın! Nasıl olsa geçen gün ömürden ve bu gidişat da kaçınılmaz sona doğru! İnsan yine de umut etmeden, gülümsemeden yaşayamıyor. “Yaşayanlar var arkadaş!” demeyin, onlar yaşadıklarını sanıyor, siz bakmayın!

Teselli bulduk bir şeylerden; bayram şekerlerinden, “iyi bayramlar” sözünden, misafirliklerden ve bunca günahımıza rağmen yağan yağmurdan! Ne deseniz ne yapsanız geri gelmeyen bir şeyler de vardı! Yok, onlardan bahsetmeyeceğim, meraklanmayın! Hissiz yazılar yazabilmeyi ne çok isterdim hâlbuki. Tesirine bakmadan yazdım diyebilmeyi… Dünya hayatıysa gözyaşından, kederden ve türlü acılardan uzakta bırakmıyor bizleri. Yazılarım da o yüzden böyle efendim! Anlaştık galiba!

Mesela; arife günü 23 yaşında bir kız canına kıydı bu şehirde. Matematik Öğretmenliği okumuş, atama bekliyordu, pek çok özel ders sitesine ilan vermişti. Hikâyesi bu kadar mıydı? Aceleye getirilerek yazılmış birbirinin aynı haberlerde yaşı 21 diye geçiyor, ismiyse iki harfle açıklanıyordu: “K.A.”

İsmi Kevser’di ve henüz belirlenemeyen bir nedene göre intihar etmişti. Haber üzerinden sosyal medya yorumcuları işe koyuldu; yaşı, intihar nedeni ve benzer konular yorumları belirledi. Hatta şehrimizin bir vekili “başka cehennem yok” dedi. Bu kadar mı?

Beni düşündürense intihar nedeniyle beraber bir insanın yaşama sevincini kaybedişiydi! Arife günü bu şehirde bir insan yaşama sevincini kaybederek canına kıyıyor ve kimse bunun farkında olmuyordu!

Bakın, işte mübarek ayın son günü gencecik bir fidan çekip gitti bu dünyadan. Hâlbuki siz, sevgi ve anlayış bekleyenlere mukabelede bulunmayıp sadece Kur’an mukabelesiyle cennetteki yerinizi ne de kolay hazırlamıştınız değil mi?

Olaydan bir gün sonra da 35 yaşındaki H.T. intihar etti.

Belki siz hiç görmediniz onları, bense yazılarımla ulaşamadım bu insanlara, bana da yazıklar olsun! Değmez bu dünya için, hem de hiçbir şeye! Niyeydi o zaman bu keder, gözyaşı, stres? Cevabı veren var mı?

Ülkemizde ve dünyada yaşananlar bizi karamsarlığa itiyor, gittikçe azalma eğilimi gösteren yaşama sevincimizi de kemiriyor, farkındayım ama gülmek, umutlu mücadele etmek zorundayız! Boş verin, anlayışsızlıkta birbiriyle yarışan yakınlarınıza-tanıdıklarınıza! İnanın, mutsuzluğumuz kimsenin umurunda değil, mutlu olmak zorundayız hem de inadına gülümseyerek!

Dostoyevski de şöyle demişti bunları düşünerek: "İnsana özgü bir yeteneksizliktir yaşayamamak. Yoksa hangi balık boğmuş kendini, hangi serçe atlamış damdan?"

Yaşayamamak ayrıydı ya yaşatmayanlar, evet onlar kimlerdi? Vicdan artık kız çocuklarına isim olarak bile verilmiyordu. İnsanlık geceli gündüzlü uykudayken ansızın çekip gitmişti sanki vicdan ve bir daha ardına bile bakmamıştı. Dünyada vicdan aramak boşunaydı belki de! Hâlbuki bizler ne kadar iyimserdik ve ne çok ümitvar!

Oğuz Atay da bunun kederini yaşıyor ve şöyle yazıyordu: “Siz bilmezsiniz albayım, insanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu.”

Her şeye karşın vicdanlı insanlığı bulmak için çevrenize dikkat edin, tutunamayanları umursayın, dostça konuşun ve kimseyi kırmayın ki vebali büyüktür! Gidenleri geri getiremeyeceğiz artık biliyorum ama yanlarına gittiğimizde onlara bakacak bir yüzümüz olsun bari!

Sabahattin Ali’nin şiiriyle:

“Niçin bu derenin suları kara,

Niçin böyle hırçın akıyor dere?..

Niçin deli gibi koşup kenara,

Billurdan kancalar takıyor dere?..

Arzun tutunmaksa eğer sahile,

Ey dere, bu coşkun gayret nafile!

Bu sahil ki savmış nice kafile

Seni tutar mı, ey suyu mor dere?..

Ağlama ey dere!.. Gürültüsüz ak..

Kader bu: Ne yapsan suyun akacak!

Çok zordur çırpınıp tutunamamak:

Fakat bir kere de bize sor dere!..”

YORUM EKLE