Uçkur Sevdasında Ölen Bir Adam ve Çankırı Yolundaki Abi

Ülkemiz medyasının durumunu inceleyip bir kez daha eleştirecek değilim. Fakat geçen gün bu eleştirdiğim medya tarafından çok önemli bir haber düştü Fransa’dan ülkemize. Neymiş efendim?

Zengin bir herifçioğlu penisini büyütmeye çalışırken ameliyatta kalp krizi geçirerek vefat ediyor. Evet, bu haberi ne yorumlayan ne de yazısını yazan bir zat bulabildim! İşte, yine iş başa düştü, yazıyorum!

65 yaşındaki, İsrailli zengin iş adamı (ajanslar “iş insanı” diyor, böylece kadın-erkek ayrımı yapılmamış oluyor, aynı hassasiyet işçilere niye yapılmıyor? Kadın ya da erkek demeden tüm çalışanlarımıza “işçi” deyip geçiyorlar, haksız mıyım? Hadi biz de iş insanı diyelim!) Ehud Arye Laniado, Paris’te girdiği penis büyütme ameliyatı sırasında kalp krizi geçirerek öldüğünde ardında 5 milyar dolarlık servet bırakmış, iyi mi!

Bu zengin iş insanı Laniado, iş hayatına masöz olarak başlamış ve nasıl yaptıysa elmas ve mücevher işine girmiş, oradan da yürümüş gitmiş. Penis büyütme ameliyatına kurban giden bu adamın yasadışı elmas ticareti ve vergi kaçakçılığıyla da adı çıkmış.

Arkadaşlarının açıklamalarına göre Laniado’da, kısa boyu sebebiyle de Napolyon Kompleksi varmış ve dış görünümüne çok dikkat edermiş.

Bir de herifçioğlunun penisini nakil bekleyen birine aktarırlarsa gelin de şaşmayın buna! Neyse, Haydar Dümen’lik konulara girmeyeceğim. Hoca, bununla ilgili bir yazı yazmayınca iş bu garibe düştü, neyleyeyim!

Çankırı Yolundaki Abi

Dün öğle vakti Kastamonu’dan yola çıkıp Ilgaz üzerinden İstanbul’un yolunu tuttuk. Her yola çıkışta olduğu gibi duyguluydum ama araba kullanırken dinlediğim şarkı ve türkülerle bunu telafi etmeye çalışıyordum. USB müzikleri yetmez gibi radyodan güzel şarkılar tutmaya çalışıyor inadına nostaljik eserleri yakalıyordum. İstanbul’a kadar trafik akıcı ve sorunsuzdu.

Çankırı yakınlarında Kartal marka bir arabanın yanında görünen bir adamın el etmesiyle durdum. “Allah razı olsun durduğun için,” diyordu merhabasında. “Kızım hasta, hastanede, bir yol parası…” diyebildi sonra.

Gözleri yaşlıydı. Hastaneye götürme teklifimi öteledi, ne olursa olsun yolda kalmışa destek olunmalıydı. Sonrasında geçmiş olsun deyip yola devam ettik.

Olayı düşünürken adamın düştüğü durumun zorluğunu kavrıyordum. Belki ihtiyaç başkaydı ya da öyleydi ama ihtiyaç sahibi olmak bambaşkaydı ve buna benzer başka bir yaşanmış olayı size aktarmak aklıma geldi. O da şu:

Arjantinli ünlü golfçu Robert de Vincenzo, ödül kazandığı bir turnuva sonrasında dönüş için otoparka yürüdüğünde yanına bir kadın yaklaştı, golfçunun başarısını kutlayarak çocuğunun çok hasta, ölmek üzere olduğunu söyledi. Hastane masraflarının çokluğundan ve bunları ödemekte zorlandığından bahsetti.

Kadının anlattıkları golfçu De Vincenzo’yu derinden etkiledi. Turnuvada kazandığı para ödülünün bir miktarını çek olarak yazdı kadına ve ekledi: “Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın!”

Aradan 1 hafta geçmişti ki bir kulüp yetkilisi olanlardan haber aldı ve golfçu Vincenzo’ya sahtekâr bir kadın tarafından kandırıldığını ve üstelik ortada hasta bir çocuğun da olmadığını söyledi.

Golfçu Vincenzo, “Yani ortada ölüm bekleyen bir bebek yok mu?” diye sordu.

Olmadığını öğrenince yüzü güldü ve “İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber!” dedi.

Ben de içimden, yolda yardım isteyen bu ağabeyin hasta bir kızı yoktur inşallah diye düşündüm.

Ne olursa olsun, hâlden anlamalı, nice hâlsize de derman olabilmeli. Cahit Sıtkı’dan bir şiirle bağlıyorum:

"Damlardaki kar, saçaklardaki buz,
Kanı kaynayan suya dar geliyor.
Haberin var mı? Oluklardan
Akan su sesinde bahar geliyor.

Duy güneyden estiğini rüzgârın;
Göreceksin neler olacak yarın.
Yuvada çırpınan yavru kuşların
Uçmak hevesinde bahar geliyor."

YORUM EKLE