AŞKIN PSİKOLOJİSİ "Sana beni anlamayan yalnız sana" - Pınar ÖNALAN

AŞKIN PSİKOLOJİSİ "Sana beni anlamayan yalnız sana"


Bazen olur. adını koymuş olduğunuz bir şeyi almak için yola çıkarsınız , sonra yolda birini görür güzel bir sohbete dalar hiç farketmeden koluna girmiş aynı yolda yürüyor olarak bulursunuz kendinizi:) Ne denir bu duruma kader mi yoksa dalgınlık mı?

Stefan Zweig'in " bir kadının hayatında yirmidört saati" okumayı düşünüyordum ki
kendimi birden "bilinmeyen bir kadının mektubu'nu okurken buldum. Nasıl oldu diye sormayın, oldu işte. 

Elime aldığım anda  kapısını açıp  içeri girdim mektuptan. 
Bilinmeyen bir kadın'ın  mektubu kimisine göre bayan F'.. nin  R..ye  yazmış olduğu bir  mektup iken bana göre bir kuyunun içinde beynimi tırmalayan onlarca soru ve örüntüsü oldu. 

Mektubun daha eşiğinden adım atar atmaz bir zihin haritası belirdi beynimin duvarlarında. Koskocaman harflerle kırmızı kalemle yazılmış ana kelime AŞK.
devamında zihin haritam dallandı budaklandı,büyüdükçe büyüdü. 

Peki! 
Aşk neydi? Şehvet neydi? Bu iki kavram birbirinden nasıl ayırt edilmeliydi.? 
Aşk tek taraflı mı  olurdu  yoksa illa bir karşılık bulmalı mıydı gibi sorularla pıt pıt zihin haritam dallandıkça dallandı.Kafa sağlığımı korumak  ve  zihin haritamın daha fazla büyümesini önlemek için belli  bir noktadan sonra budamak zorunda kaldım.
Öyle ki sadece  R.. "ye yazılan mektup üzerinde düşüncemi odakladım. 

Fakat mektubun içeriğini okuyup ilerledikçe "ya aklını çıkar at, ya da hayvan ol kurtul/veya aklını imanla başına al" cümlesi hepce zihnimde dönüp durdu. 
İster istemez herkes gibi aa! Ne güzel aşk diyemedim. çünkü 
İnanmış bir kalp gayri meşru bir beraberliğe nasıl olurda  aşk diyebilirdi? Gayet tabi bu mektupta anlatılanlar aşk değildi.Aşk sadakatin ta kendisiydi.Aşıkın maşuğundan başkasında gözünü, gönlüne değdirmemesiydi . Sevdiğinden öte yer yurt bilmemesiydi en saf haliyle. 

Bayan F...nin ilk başlarda anlattığı bir bakıma sadıkane bir duruş izlenimi verdiği için aşk gibi görünüyor olsada  sonrası bambaşka bir boyuta girdi. Bu boyutun adı kesinlikle  aşk değil takıntıydı, saplantıydı, mimsiz medeniyetin modern ihtirasıydı. 
Bayan F.. hoşlandığı saplantı haline getirdiği bay R.. tarafından tanınmak farkedilmek istiyordu. Bu sadece aşıkın değil insan olmanın bir arzu haliydi oysa. 
"Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim" kudsi hadisince Allahın  bir parçası olmamız  ve bu yüzden bilinmek istenmemiz normaldi. Biz bilindikçe O'nu tanımaktı aşkın gerçeği.Eğer sonunda O'nu buldurmuyorsa bu aşk değil aşk sanrısıydı. 

Bayan F' her defasında bay R'ye "tanı beni tanı artık" diyor ve varoluşsal aşkın hakikatini bilinmez bir şekilde bilinmezliğiyle adeta  haykırıyordu.

Mühim olan meselelerden biri de şu. Pek çoğumuz aşk ile şehveti /aşk ile hoşlanmayı karıştırıyoruz.
Oysa "Aşk bedel ister, beden değil" bedel ödenmeyen aşk esas değildir denir. 

Aşk 
Asla İdimizin elinde şehvete dönüşecek kadar bayağı değilken  ; süperegonun elinde tapılası bir metaya dönüştürülmesi de kabul edilemez. 
Aşk odur ki denge üzere yenilenmeyi, yenilemey¡ bilsin ve  ışığı buldursun. 
Işık=Aşk
Kul aşkıyla Allahın nuruna  kavuşsun ve adı aşk olsun. 

Hatırlıyor musunuz? Aşkı ne güzel anlatmıştı bize  babamız İbrahim ile  annemiz Hacer.Hani Sare annemiz ikisinede konuşmayı yasaklamıştı da yol boyunca babamız İbrahim(as) ve annemiz Hacer 'sus orucu' tutmuşlardı. O andan itibaren aşk dillerin suskunluğunda gönüllerin konuşması olmuştu. Aşk bir gönülün bir gönüle sustukça yakınlaşmasıydı.Saflıktı, sadakatte sadece SEN diyebilecek incelikteydi.Bir başkasına meyl aşkı kirletirdi.
Şimdi bunca güzel örnek bize aşkın hasını öğretirken tutupta edebin ötesinde bir tanımla aşkı yad etmek aşkın kafasını uçurmak değil midir?Gönlümün pervanesi. 

Öyle bakışlar var ki"aşk evliliğin ellerinden tutturuyor"
Öyle bakışlar da var ki aşk ayrılığa yol veriyor. 

Öyle aşklar var ki seni alıyor ölmeden  cehennemin ortasına atıyor  ben buna gölge aşk diyorum
Öyle aşklarda var ki tanıdıkça göğsününü yumuşatıp cennetin billur sularında gölgelendiriyor aşık ile maşuğu.Ben buna aslonlan cennet-i ala aşk diyorum.Bu bağlamda görüyoruz ki aşk kişinin ya cenneti ya cehennemi oluyor.

Gönül ehli büyüklerden öğrenmiştim.Bir sevginin + aşkın (her gün dilimizden düşürmediğmiz fakat tanımından da öteye geçemediğimiz bu duyguların) helal mi haram mı olduğunu anlamak için derler ki  dönüp de kalbinize  bakınız. 

Eğer kalp odacığınız  sükunet içinde  huzurla pıtpıtlıyorsa  doğru yönde olduğunuza kanaat getirebilir ve  niyetinizin helalliğinden emin olabilirsiniz. 

Eğer kalp odacığınız eli ayağına dolaşmış bir tedirginlikle hızlı hızlı atıyorsa acımsı  bir heyecan hissediyorsanız şu levhayla sizi uyarıyor olabilir Yaradan:

Dikkat! Harama meyl ediyorsun.Kalbinin kayganlığında yanlış yolda yürüyorsun. 

Hasılı kelam.. 

Son cümlelerime Hayati İnanç eşlik etsin ve Stefan Zweig'in manevi evladı sayılabilecek 
Bayan F'ye şöyle seslensin istiyorum. 

"Sathi bakıyorsun halbuki şunu unutuyorsun. 
Nefsi ve hissi işlerin sonu hüsrandır" 

Amenna ve saddakna. 

Şayet okunası bir kitap değildi bir kaza sonucu okumuş bulundum. Eğer illa ki okumak  istiyorsanız bunun yerine gidip siyah beyaz  bir türk filmi izleyebilirsiniz
Zira mesaj aynı... 

Şöyle ki:
Esas kız fakir ve gururludur.Esas oğlan zenginliğini kullanıp  kızlarla gönül eğlendirmektedir. Esas oğlana aşık olan kız zengin olan esas oğlana onu tanımadan aşık olmuş ve onun  tarafından farkedilmek, tutkusuna karşılık bulmak istemiştir. .Uzun bir bekleyişin ardından sonunda esas kız  esas oğlanın dikkatini çekmeyi başarmıştır.
Gayri meşru bir beraberliğin  ardından esas oğlan kızı artık tanımamaktadır. Kız bir nevi ona kavuşmakla kısmen başarıya kavuştuğunu düşünedursun çok sevdiğini iddia ettiği esas  oğlanı  (nasıl bi mantıksa?)  her gece aldatır, sözde artık yaşamanın bir anlamı olmadığı için aldatmasında da  bir beis görmüyordur. . bla bla.. 

Arkadaşım, 
Eğer henüz okumadıysan sorun yok.Bilinmeyen bir kadının mektubu bana hiç bir artı katmadı. Bakış açımı genişletmedi. Aksine bir kadının içinde bulunduğu cehennemi aşk olarak göstermesi yahutta böyle görülmesi üzülesi vaka nazarımda. Hoş diyelim ki bu anlatılanlar gerçek değil(sede) bu mektuptaki kadına benzer nice kadınlar var gerçek  hayatta. 
Allah hakiki aşkı bulmamızı, bulduğumuzda kıymetini bilmemizi nasip etsin. 

Biz Hatice annemizden ve Sevgili Peygamberimizden (sav)  öğrendik aşkın hasını. Buyurdular ki yalnız sadakatle, vefayla Allah için sevmek dosta göreymiş.

Vesselam. Allah için sevenleriniz olsun.. çok olsun, çok çok olsun.. 
inşallah.. :))

pinaronalan2@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Şub

Sevgi üzerine mülahazalar

21Oca

Mana hayatımızın ruhu

21Kas

Kral çıplak

23Tem
01Şub

Ayna ayna...!