Hasbihâl...


İnsan olmanın en zor dönemi içerisinde yaşayamak nasibimize düşmüş.Öyle kan donduran haller ,olaylar yaşıyor,öyle çarpık niyetli insanlarla karşılaşıyoruz ki anlamak gibi bir seçenek bile şıklar arasında olamaz..Darmadağınığız herşeyimizle.Ne kadar sahipsek o kadar zalimleştiğimiz ,o kadar insani değerleri al aşağı ettiğimiz bu asra ne yazık ki medeni diyoruz..

Ben hiç bir medeniyette babasını öldüren çocukla;çocuğunu öldüren babayla ;öğrencinin öğretmenle /öğretmenin öğrenciyle yüz göz olduğunu,arkadaşlığın ,sevginin ,ahlakın ,edebin ,güvenin bu kadar sığlaştırıldığını görmedim.Kadın erkek ilişkilerinin böylesi bayağılaştığı bir medeniyetsiz  medeniyetin içindeyiz.  Aile kavramının da  basite indirgenerek insanlığın tamamen çökmesini izlediğimiz çağdayız.

Yaşamanın adının para  para para olduğu bir kapital döngünün içinde aşklarımıza ,sevgilerimize,niyetlerimize,beraberliğimize maddenin nahoş kokusuyla yaklaştığımızdan mıdır ki birbirimizi incitmek,kalp kırmak,gururumuzu ayyuka çıkarmak,birbirimize olan güveni zedelemek sıradanlaşıp olanca gücüyle alkışlanır oldu.

Kendimi soyutlayıp basit bir ömrün hayalini kurmam bile nefsini putlaştırmış insanlar arasında tahammül edilemez oluyor.Muhabbet ediyoruz dediğimiz en kıymetli  zamanlardan çay saatlerinde de birbirimizin gönüllerine dokunmak ,iki üç sevgi sözcüğü söylemek yerine telefonların tuşlarından parmaklarımızı ayırmıyor ,yanımızdakinin gözbebeklerine sevgiyle bakmamız gerekirken hiç tanış olmadığımız insanlara birşeyler söylemek ve olmak telaşesiyle vakit geçiriyoruz.

Evet,tam anlamıyla sanki artık ruhlarımız bir an evvel asıl mekanlarına gitmek için zaman sayıyor,bu yüzden de vaktin hızlıca akmasını istiyoruz.Bilincinde olmasakda  inanın durum böyle..Bir şekilde elbette vakit geçecek  ama boş işler peşinde koşuyorsak bunun adı yaşamaktan ziyade ömrü heba etmektir.

Bugün Kudüs' için hepimiz üzülüyoruz lakin  çaba sarfetmiyoruz.Bir ahbabımla sohbet ederken hep başkalarını suçladığını farkettim ve dedim ben evvela kendimi sonra çevremdekileri,sonra toplumu suçlu buluyorum.Bizi teknolojiye gömüp ,tüm kutsallarımızı sahiplendiler.Bunu yaparken  sinsice değil gayet aşikar bir şekilde emellerine ulaştılar.Çünkü bizi uyuttular,biz de uyumayı bile bile kabullendik.

Bizler  önce ben ne yapıyorum diye sormayı ihmal ediyoruz .Kutsal beldeleri hak edecek kadar mücadele ediyor muyum ..?sorusundan kaçıyoruz.Bu durum toplumsal olaylarda hatta bireysel olarak da ne yazık ki böyle, haklı olan hep biziz,haksız olansa hep bizim karşımızdakiler..

Hiç bir gececik  uykumuzu bölüp de zulm içinde kan revan yaşayan kardeşlerimiz için iki rekat namaz kıldık mı?,O kardeşlerimiz için şahsi davranışlarımıza dikkat ettik mi..?İslamın incelik olduğunu unutmadan güven verebildik mi bizimle ilişki kuran,konuşan,yazan ,çizen hemhal olan  insanlara.

Alimler toplumun başına bir felaket ,musibet geldiğinde gece gündüz Allah'a yalvarır  musibetin ortadan kalkması için Cenab-ı Hak'tan aff diler ve derlermiş ki..

-Allah'ım ne olur benim günahım yüzünden bu toplumu ,bu insanları,bu ümmet-i Muhammedi helak etme.

Bizse kendimize toz kondurmuyor ,ya üçüncü tekil şahısı yada üçüncü çoğul şahısları suçluyor kendi nefsimizi temize çıkarıyoruz.Muhammed Bozdağ Ruhsal Zeka isimli kitabında şöyle yazmıştı...

Eğer aynı anda herhangi bir şey için bir topluluk dua ederse  görünüşte zor olsa bile Allah samimiyetle aynı anda dillenen  duayı kabul eder.Yeter ki gönüldeki dile gelsin,dilimizde ki gönlümüze insin.Yani dil ile gönül birleşsin.

***

Rakamların terfi edeceği yeni bir yıla girecekken biz de muhasebeciler gibi bir envanter çıkarmalıyız.Hesabımızı, kârımızı zararımız yapmalıyız.Artılarımızı eksilerimizi teker teker incelemeliyiz.

Bunun için önce sessizliğe ihtiyacımız var.Gürültünün hengamenin cirit attığı bu ahir zamanda kendimize bir mağara oluşturmalıyız.Belki Hİra'mız olur kim bilir.Ama hiç boşluk bırakmayacak ,içine dünya sızmayacak ,gerekirse Hz.Ebu Bekir gibi topuğumuzla boşluğu kapatacak bir mağaraya sığınmalıyız.Hesaba çekilmeden evvel ince ince bir hesap yapmak zorundayız.

Kaç kabe yıktık mesela bu sene..?

Kaç Kudüs' incittik..

Kaç kez bu dünyada misafir olduğumuzu hatırladık  ,yoksa yine ev sahibimiydik hep..

Kaç kez günaha dalıp dalıp sonra vazgeçip sonra tekrar daldık ,daldık ve bir daha çıkamadık..

Kaç kez söz verdikte sözümüzü tutamadık..

Kaç kez dünyaya yenildik..

Kaç kez suizan ettik..

Kaç kez Allah'ın hayır olmaz kulum,bu haram ona yaklaşma  dediklerine biz koşarak yaklaştık.

Kaç canı acıttık..

Hadi biraz da olumlu bakalım..

Kaç gönüle girdik Allah'ın helal olsun kulum beni razı ettin diyeceği bir şekilde..,

Kaç kez Kabe'yi O'nun hürmetine koruduk..

Kaç kez kendimizi kırdıkda sırf rabbimiz incinmesin diye O'nun sevgili kullarının kalbini kırmadık..

Kırıldık , gerekirse içimize kan kustuk ta kırmadık..

İşte Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi veSellemin bu sünnetini  kaç kez yaptık.Bu sünnet mi diyeceksiniz belki de şimdi.Sünnet O güzeller güzelinin  halleri ve sözleri değil mi..

O yaptı diye yapmıyor muyuz..Ben incitmemekten,güveni paramparça etmemekten,ahlâkın yap dediğini yapmaktan daha makbul bir sünnet tanımlama gereği duymuyorum.Çünkü pek çoğumuz o sünnetleri zaten duyuyoruz okuyoruz ama ,incitmemenin,gönül kırmamanın,insanı yaralamamanın sünnet olduğunu düşünemiyoruz

Niçin mi...

Hasbihalimin başında demiştim ya ,kapitalistler bizi yuttu,en imanlı zannettiğimiz gönüller bile faize  akarken biz efendimiz aleyhisselatü vesselamın madde perest ümmeti olduğumuzdan maddi tüm uygulamaları sünnet deyip,diğerlerine laf yetiştirmekle ,karşımızdakini al aşağı etmekle meşgulüz.

Halbuki Rabbimizle konuştuğumuzda O bize demiyor mu

''Hiç düşünmez misiniz ,hiç akletmez misiniz''

ne yazık ki sanallığın hüküm sürdüğü,kelimelerin ,dini konuların havada çarpıştığı  hep konuşulup ,yazılıp yaşamaya düşünmeye fırsatın bulunamadığı mimsiz zamane insanı olmanın gereğiyle meşgulüz.

Mevlana İdris Zengin  

güzel  ,her satırından şuur akan o muhteşem şiirinde diyor :

Bu olanlar! Çok şey şüphesiz
Ama vaktimiz kalırsa oturup düşüneceğiz
Yusuf’u düşüneceğiz, Ya’kub’u, Musa’yı
İsa’yı düşüneceğiz, Nuh’u ve öbürlerini
Ve Efendimizi
Efendimiz
Kuyular kuyular kuyular kazdık

Bir nefes üflemen için yeryüzü bataklığında sazdık
Kestik kendimizi deldik yaktık
Sonra sana değil dünyaya aktık
Dünya ki mescittir, biz ona otel yapmışız
Kalktı ki yenilmişiz değişmişiz azmışız

Ne garip ki bunca makinanın işimizi kolaylaştırmasıyla  vaktimizin  artması gerekirken bizim nefes alacak dahi vakit bulamayışımız bu işte bir kaçak olduğunun göstergesi değil mi sizce de..

Lise döneminde dinlediğim şair  Melon Şapka' söyle diyordu..

''Vayyy gidi dünya sen kazan diye ben hep kaybettim.peki öyle olsun''..

Burada kaybeden dünya ya eyvallah diyen umut ediyoruz ki ahirette kazanacak zira Allah'ın sözü haktır,Rabbimiz bize ahireti dünyaya tercih edenlerin asla kaybetmeyeceğini vadediyor.

 Belki de şuan ruhumuz enkaz altında,en ağır ,affolunmaz diye düşündüğümüz günahların havuzunda yüzüpte çıkamıyorsak ; elimizi uzatalım,biraz mücadele edip Allah'tan yardım isteyip şöyle bir güzel abdest alıp,güzel kokular sürünüp Rabbimizin kapısında gözyaşıyla bekleyelim..

Hiç hiç açmaz mı O..merrhametlilerin en merhametlisi olan Allahımız..

Yine  Mevlan İdris  Beyefendi hepimizin yakarışını şöyle dile getiriyor...

Geldik işte bunlar ellerimiz
Açılmış bak, bilirsin ne diye

Ki bilirsin, biz bu ellerle neler işledik
Açtık işte bunlar ellerimiz
Burası dünya
Şu biziz
Bunlar da ellerimiz
Öyle açık, öyle acemi, öyle boş
Öyle mahcup, öyle dalgın, öyle boş
Öyle boş

Biz yeterki vazgeçmeyelim.Bir mağara bulup orada düşünelim,düşünelim,düşünelim ...Ta ki ruhumuzdan o bağışlanma hissinin ferah kokusunu hissedene kadar.

Dünyanın bize ihtiyacı var diyor Sadettin Ökten hocam kalbe düşünce muhabbetinde..Çünkü diyor ki dünya kendinden geçmiş,bizim onları kurtaracağımıza inanıyorlar bunu dile getiremeseler de..

Madem öyle dirilmeliyiz,diriltmeliyiz..Hakkı tutup kaldırmak için evvela uyanmalı sonra uyandırmalıyız.Bugün göz yaşı döken,açlıktan ölen yavrular varken nasıl da bu kadar sergüzeşt yaşıyoruz,vaktimizi ziyan ediyoruz..

Kaç yıl daha ,yada kaç gün daha, kaç saat ,kaç dakika daha yaşayacağımız meçhulken...

Bakar mısın saat kaç olmuş...Uyanmalıyız arkadaş uyanmalıyız..Başka çaremiz yok.

Uyuduk uyanamadık demiyor mu Cahit Sıtkı Tarancı..

Velev ki yaş otuzbeş olsun yada olmasın

Hepimiz ölecek yaştayız...

Giderken bir de şunu düşünün:

Bu gün ölseniz arkanızda kaç yürek bırakırdınız;kaç kişi aç kalırdı?...

Hz. Ali vefat ettiğinde üçyüz kişi aç kalmış...

pinaronalan2@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Pınar önalan | 17 Aralık 2017 14:21

    Teşekkür ederim Murat Bey.

  • Murat Şengül | 17 Aralık 2017 10:12

    Pınar hanım kaleminize sağlık, günümüzdeki yaşam biçimine ne güzel değinmişsiniz.

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Şub

Sevgi üzerine mülahazalar

21Oca

Mana hayatımızın ruhu

21Kas

Kral çıplak

23Tem
01Şub

Ayna ayna...!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
açılış reklam