Sevgi üzerine mülahazalar


Bugün bir mesaj aldım. Sen de almışsındır sanırım. "Sevgi ve muhabbetinizin şehrimizi kucaklaması ve güzelleştirmesi dileğiyle" yazıyordu mesajda. Gayet ince düşünülürek milletimize gönderilmiş bir sevgi mesajıydı. Burada hoşuma giden ise 14 Şubat'ın sığ sevgili anlayışını evrensel sevgiye dönüştürerek sevginin önemini insanlara ulaştırmalarıydı. Zira sevgi bir kabuğa hapsedilecek kadar dar bir kavram değil. 14 Şubat'ın vurgusu pekala hepimizin bildiği gibi yalanda olsa  birinin elini tut, haram yollarda yürü, hediye ver-al (ben buna rüşvet diyorum) sonra günün birinde işine gelmediğinde sen yoluna ben yoluma diyerek ayrıl. İşte mimsiz medeniyetin bize sevgi diye aşıladığı şey bu kadar basit. Oysa sevgi alaşağı edilecek bir his mi?

Günümüz gençlerinin hatta insanlığın en büyük ızdırabı haline gelmiş durumda sevgi.
Hadi soralım o meşhur repliği sevgi neydi? Burada tabiki Asya ile İlyas'ın sevgi edebiyatını yapmayacağım ama sevgi neydi dediğimizde benim bakış açıma göre evvela bilmek sonra bu bilinç ışında sevgiyi büyütmek emek vermekti. Bilmekten kastım bizim Yunusca. "Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır" diye bize yüzyıllar ötesinden seslenen felsefe ışığında konuyu değerlendirmek elzem.

Kendini bilmenin binlerce dalı var, bu dallar öyle inanıyorum ki SEVGİ AĞACInın dalları. Şüphesiz sevgi yaşamın kaynağı, yaşamın kökü, varoluş nedenimiz. "Muhabbetten hasıl oldu Muhammed" cümlesini tam da burada zikretmek isabetli olacak. Kainatın yaratılış maksadı sevmek, sevilmek, bilmek, olmak üzerine kurulmuşken biz yaşadıklarımızı bu kavramların dışında tutamayız. Bugün etrafımıza baktığımızda çevremizde ne kadar sorun duruyorsa emin olun bu sorunların sebebi sevgisizliktir. Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Evinizin içindeki bir sorunu düşünün kaynağına inin sebebi sevgisizlik çıkacak. Hemen hadi canım sende demeyin. Derin bir analiz yaptığınızda bunu farkedeceksiniz.

Evet herkes sevmekten bahsediyor da peki nasıl olacak bu sevmek? Ben seviyorum da onlar bunu beceremiyor diyorsanız derin bir nefes alın, rahatlayın.

Sevmek sil baştan kendinde doğmadıkça başkasına sirayet etmeyecek. Sevmek önce kendimizi sevmek. Bunun ölçüsünü şükür ile farkında olmakla bulabiliriz. Bir başkasının bizi sevmesini istiyor fakat biz kendimizi sevmiyoruz, mesela uyanırken güne kahırla bakıyoruz. Varoluşumuzdan memnun değiliz. Öyle an geliyor ki; bitse de şu dünya gitsek diyoruz. Dünyadan sıklıyoruz. Bir başkasının bizi sevmesinden önce biz kendimizi sevmeliyiz, varlığımızdan memnun olmalı bunu fikir, zikir, şükür eşliğinde yaradana ve çevremize sunmalıyız. Kendimizin farkına varmalıyız ki başkası da bizi farketsin başkası da bizi  sevsin. Kendine değer vermeyene öteki de değer vermez anlayışını artık bilmeyenimiz yok sanıyorum. Hem sevmek ki zaten hesap ile olabilecek bir şey değil. Tamamen nasip işi.

Biz başkasına değil bize bakalım. Biz sevgi olunca etrafımıza bu ışık hüzmesi yayılacak elbette. Farkeden sevgimizi alacak farketmeyen kendi karanlığında yol bulacak bunun sınırını biz çizemeyiz. Biz sevmekle yükümlüyüz yaradılışımızı ve yaradılanı. işte o vakit göreceğiz ki dalga dalga sorunlar azalacak. Değerimiz, sevgi anlayışımız doğru bir şekil alacak. İnsan bu kadar muhteşem yaratılmışken sevgiyi salt sevgiliye hapsetmek sağlıklı bir bakış açısı olamaz. Elbette çok mühim bir başkasında aksimizi görmek, ses bulmak, anlam bulmak ama içsel yolculuğumuzu farketmeden dışsal beklentiye maruz bırakarak kendimizi cezalandırıyoruz. Sevgiyi sadece sevgiliden ibaret bilmekle topyekün yanlışa düşüyoruz. Biz hatayı tam olarak burada yapıyoruz. O yüzden inciniyor ve incitiyoruz. Ya da ilişkilerimizde yaşanan sorunda takılı kalıyor bozuk bir plak gibi aynı şarkının aynı nakaratını çalıp duruyoruz. Oysa Leylayı bulduysan Mevlaya geç, bekleme demeliyiz nefsimize. Bizler birer aynayız. Güneşe açılan aynalarız. Sevdiklerimiz bizi; biz sevdiklerimizi yansıtıyoruz aynalarımızdan. Kırılmamız yok olmamız, terkedip, terkedilmemiz bundan. Aynayı güneşe tuttuğumuzda; aynaya yansıyan güneş mi esastır; yoksa gökyüzünde tüm haşmetiyle güzelliğiyle bizi ısıtan sarıp sarmalayan kucaklayan güneşin kendisi mi esas.
Sevgiyi bu açıdan düşünmeyi denemeliyiz gerçeği görebilmek için. Batan şeylere karşı İbrahim Aleyhisselam gibi meylimiz olmamalı. "Ben kaybolan şeyleri sevmem" diyerek İbrahim babamız gibi delikanlıca yürümeliyiz sevginin kaynağına. Aynamız ne kadar sağlam ne kadar güzel olursa olsun eninde sonunda bir vesile ile kırılacak. Çünkü O da faniliğini bu şekilde anlatmış olacak. Yönümüzü hakikate çevrip güneşi gördüğümüzde gölgeler kaybolsada, aynamız kırılsada bizim için değişen bir şey olmayacak ve sevgimiz baki kalacak. Oysa her bir zerremiz nasılda haykırıyor "Faniyim fani olanı istemem". İşte aradığımızda bu değil mi zaten.Tam da Recep ayına Allah'ın ayına ulaşmışken çeşitli kulluk sunumlarımızla sevgi tatbikatları yapabiliriz. İnanıyorum ki  O'nun sonsuz şefkati taklitlerimizi tahkike çevirecektir.

Fazla söze hacet kalmadı. Kalbimde yer edinmiş bir sözle sırlayayım bu muhabbeti.
Ne demiş bizim Yunus; "Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz ey" işte dünyanın şifresi de bu değil mi?

pinaronalan2@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Şub

Sevgi üzerine mülahazalar

21Oca

Mana hayatımızın ruhu

21Kas

Kral çıplak

23Tem
01Şub

Ayna ayna...!