ŞEYTANIN HİLELERİ (1)


 Muhyiddin-i Arabi İbn-i Abbas (r.a) Hz.’ inden naklen Muaz b, Cebel rivayet ediyor :

– Bir gün Resullullah (s.a) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık.

Bu arada, dışarıdan bir ses geldi :
– Ev sahibi… içerdekiler… Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var.

Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a)efendimizin yüzüne bakmaya başladı.Orda ve her zaman büyük oydu… İzin ondan çıkacaktı.

Resullullah (s.a) Efendimiz, duruma vakıf oldu ve :
– Bu seslenen kimdir bilir misiniz? buyurdu….

Biz hep birden şöyle dedik :
– En iyi bilen ALLAH ve Resuludur.

Bunun üzerine Resullullah (s.a) Efendimiz :
– O, lain iblistir. –Şeytandır– Allah’ın laneti onun üzerine olsun..

Buyurunca; hemen Hz. Ömer :
– Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim. dedi…. Resullullah (s.a) Efendimiz bu izni vermedi; şöyle buyurdu:

– Dur ya Ömer , biliyomusun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir… Öldürmeyi bırak.

Sonra şöyle buyurdu: Bundan sonrasını yani Ravi’ den dinleyelim ;
Kapıyı ona açtılar, içeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki, şekli şu : Bir ihtiyar, şaşı, aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.

Sonra, şöyle bir selam verdi ;
 Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin.

Onun bu selamına Resullullah (s.a) Efendimiz şu mukabelede bulundu ;
Selam Allah’ındır ya lain..

Sonra şöyle buyurdu :
– Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?

Şeytan şöyle anlattı ;
Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

Resullullah (s.a) Efendimiz sordu ;
 Nedir o mecburiyetin ?. 

Şeytan anlattı ;
 İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ; Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor, Muhammed ‘e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin.

Sonra … Allah-ü Taâlâ buyurdu ki :
– Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu söylemezsen …. seni kül ederim; rüzgara savurur … Düşmanlarının önünde, seni rüsvay ederim. İşte … böyle; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.

Bundan sona Resullullah (s.a.) Efendimiz şöyle sordu:
– Madem ki, sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ? 

Şeytan şu cevabı verdi :
– Sensin ya Muhammed. Allah’ ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki ?. 

Resullullah (s.a.) Efendimiz sordu :
– Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?

Şeytan anlattı :
– Müttaki bir gence ki … varlığını Allah yoluna vermiştir.

Bundan sonra, sual cevap aşğıdaki şekilde devam etti. Resullullah (s.a.) Efendimiz sordu; şeytan anlattı :
– Sonra kimi sevmezsin ?

– Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan alimi … 

– Sonra ? 

– Temizlik işinde.. yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi

– Sonra ? 

– Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını kimseye anlatmaz… Halinden şikayet etmez.

 Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ? 

– Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı, onun sabrını; halinde, tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.

– Sonra kim ?

– Şükreden zengin.

– Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ? …

– Onu görürsem ki, aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki: şükreden bir zengindir.

Resullullah (s.a.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu : 

– Peki, ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur? ..

– Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.

– Neden böyle olursun; ya lain ? ..

– Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir.

– Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ?…

– O zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.

– Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ?

 O zaman da çıldırırım.

– Peki, ya Kur’an okudukları zaman nasıl olursun ? ..

– O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.

​ademasikoglu@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
açılış reklam