Aşk Yazarı Mustafa ÇİFCİ

DÖRT MEVSİM SÜRMELİ SEVDALAR

Aşk Yazarı Mustafa ÇİFCİ

  • 272

Yağmurlu bir gün gelmiştin bu kente

akşamdı/ yol üstünde buluşmuş, bir cafede oturmuştuk

kısa saçların vardı omuzlarına dağılan

gözlerinde tatlı bir içtenlik

konuştukca açılıyor, kendimizi birbirimizde buluyorduk

mevsim kara kış olsa da

tutunca ellerinden kalbim kocaman ağustos

maskeli sevdalardan kaçarken buluşmuş,

yürek sesimizi birleştirmiş gibi mutluyduk

fırtına uzaklara götürmüştü düşlerimi

dostluğun en saf, en doğal halini paylaşıyorduk

ve ellerin çok güzeldi


sen geldin, bahar geldi ansızın

dağların ardını aşıp, gidilmemiş denizlere yelken açtım

yalnız değildim. sen vardın. uzak kentlere gidip geldim

duygularım çoştu. sevincimi uçurtmalara yükledim


‘yarın akşam yolcuyum’, diyorsun

‘gidiyorum’

uzun yollardan gelmiştin

geri dönmenin zamanıdır, yolun uzun

olsun. git.

gitsen de bitmeyecek ya bu dostluk

gitsen de unutmayacaksın ya

göndermek istemezdim ya seni

ama gitmelisin. gitmen gerek

seni sevdim

gitmiş olsanda uzaklara

hep yüreğimdesin


adım adım yaklaşırken otobüs durağına

soğudu ellerim. üşüdüm. gölge olup seni takip etmek,

diz çöküp kalman için yalvarmak istedim

çünkü seni çok sevdim

ama yapamadım sevgili. yapamadım

çünkü bu aşk dört mevsimlikti

ne gölge olmak

ne de diz çöküp yalvarmak değil

hissedebilmekti

söz vermekle aşk yaşanmıyordu

sanki birden yaşlandık ayrılırken

hasret büyüdü

kışın ortasında, bahara

bahardan, sonbahara düştük

sen ellerini unuttun bende

bense yüreğimi sende

severken ayrılığa düşmekti bunun adı

hasret kalmak, özlemek, hayalini kurmaktı

bu nasıl hayattı


sen gittin, kırıldı yüzümdeki sevinç

koyulaştı sessizlik ben karanlık oldum

yaşam telaşında hızla kirlenirken dostluklar

hatırlanan bir şeyler vardı gözlerinde

akşam ağır çökmüştü ellerime

yılların yükünü otobüs duraklarına yığıyordum

akşamdı. bir bir aydınlanırken evlerin odaları

ben ışığı yanmayan yollarda yürüyordum

uzun yollardan gelmiştin

uzun yolculuklara çıkmanın zamanıydı belki de

mevsim kara kış, günü birlik olsada ziyaretin

tutunca ellerinden kalbim kocaman ağustos şenliğinde


düşün ki, tekrar gelmişsin bu koca kente bir sabah

uyku tutmamış gözlerim, seni beklemişim gece boyu

‘şehri gezelim’ diyorsun, ‘ne var ki evde, dört duvar arası’

el ele tutuşup

şehrin dar sokaklarından geçip, sahile inmişiz

bu şehirde kötü anılarını hatırlamış gibi

martıların çığlıklarında yalnızlığa düşüyor yüzün

yol üstlerinde akşamdan kalma tinerci çocuklar

gülüşün kirleniyor dudaklarında. gözlerinde telaş büyüyor

küfürleri duyuyorsun açık pencerelerden

bardağı taşıran son damla oluyor ağlayan çocuk sesi

elini elimden çekiyorsun, dudakların buzlaşıyor

gözlerinde deniz küçülüyor, anlamı yok gemilerin

kaptan boş yere bekliyor, bütün tayfalar firarda

‘yapma’ diyorum, ‘ne olur, yanındayım işte’

‘sevgin yeter bana. bu dostluk yeter'

boşlukta sallanan bir tebessümle zora ki gülümsüyorsun

yüreğinde yalnız olduğunu hissediyorum

hızla koşuyoruz arkamızda sanki tazı köpekleri

kapanmaya hazırlanan loş ışıklı cafe sığınma yerimiz oluyor

anlamını bilmesekte kendimizden geçiyoruz yabancı şarkılarda

gün doğuyor.herkes evine giderken biz hala sokaktayız

kendi kendimizi kandıyoruz, sevgi bahane

‘sorun değil, boş ver’, diyorsun, ‘unut gitsin’

en azından eğlenir gibi yaptık, ağlamamak için

gece kötü bitiyor. biz kendimize ağlıyoruz.

kaybolmuş çocuklar kırgın ellerimiz

anlıyorsun sen de

ne kadar kalabalık olsakta

yalnızız biz

bu koca kentte insanlar yalnız

sen de yalnızsın biraz

ben de yalnız…

Yazarın Diğer Yazıları