Aşk Yazarı Mustafa ÇİFCİ

Sevgiliye mektuplar

Aşk Yazarı Mustafa ÇİFCİ

  • 231

Anladım ki sen de benim gibiydin. Tıpkı içindeki duyguları dışa vurmaya cesaret edemeden kendince yaşayan, kendince acı çeken, kendine bağımlı birisi. Ve en kötü anlarda maskeni takıp yalanda olsa güzel şeyler söyleyebiliyordun. Kendi içindeki depremleri, duyduğun hüznü başkasına yansıtmamak için o an için kan ağlasa da gülümsemeyi iyi beceriyordun. Ama o gün yok mu? O gün, ne kadar saklasan da ayrılığın hüznü gözlerinden okunuyordu. Sanki beni anlatıyordu davranışların. Öylesine gülümsüyorduk ikimizde, boşluğa merhaba demek gibi bir şeydi bu. "Biraz ayrı kalmamız ikimiz içinde iyi olacak. Belki de dönerim bir gün", deyişini kabul etmek ne kadar zordu. Elbette her şeyin bittiğini söylemek imkânsızdı. Ama çıkılan yolculuklardan hiç kimse geri dönmüyordu. "Ben senden vazgeçtim, başkasını sevdim", demek, öylesine zordu ki. Sonsuz bir boşluk yaratacağını bile bile bırakıp gitmeler kolay değildi. Çünkü yaşanmış ve paylaşılmış bir şeyler vardı birlikte. Ve en kötüsü de hiçbir şey olmamış gibi, sadece anılarla kalacağını bile bile ağır adımlarla yanından uzaklaşmak ne kadar acıydı. Kolay değildi, bir bitişi kabullenmek. Kolay değildi, yenilmek ve bu yenilgiyi kabul etmek. Kolay değildi, sevdiğini elinle uğurlamak, biletini alıp otobüse kendi ellerinle bindirip yolun açık olsun diyerek göndermek. Kolay değildi, gözyaşının saklanması. Kolay değildi, geriye, boş odalara dönmek ve yatağa yatıp uyuyabilmek. Kolay değildi, ayrılığın ardında yarın sabah kalkıp işe gitmek. Kolay değildi ama hayat böyleydi.

Bazen senin de en az benim kadar yalnız olduğunu biliyorum. Kimi zaman sıkıyor hayat seni. Acılar canını acıtıyor. Hüzün doldurunca yüreğini çekip gitmek, her şeyin tersini yapmak istiyorsun ama hiç bir şey istediğin gibi olmuyor, değil mi? Bende öyleyim; yalnız ve kederli. Karanlıktan korkar gibi sığındığım ellerin yok şimdi. Işığı söndü odamın, perdeleri boş yere açık bırakmışım, ay ışığı da yok. Üşüyorum, bakışlarınla ısındığım geceler yok. "Beklemek kavuşmanın bir parçasıdır", demiştin. "Bekle biraz." Bekliyorum. Bir insan ne kadar bekleyebiliyorsa seni o kadar bekleyeceğim. Sensiz hiçbir şeyin anlamı yok. Hiçbir şey senin verdiği huzuru veremiyor. Hiçbir anlamı yok; evin, arabanın, eşyaların, pahalı giysilerin. Meğerki insan çok sevdiğini kaybedince içinde hiç kapanmayacak bir yarayla baş başa kalıyormuş. Ne zaman geleceksin sevgili? Ne zaman?

Unutma sevgili, birbirimizden başka gidecek hiç kimsemiz yok bizim bu şehirde. Kimsesiz çocuklar gibi yapayalnız kalmış olsak da, biz bu kentin çocukları olduk artık. Ayrılmak yok. Başka şehirlere gitmekte yok. Sen de gitmeyeceksin, ben de. En çok seni seveceğim ben, sende seni. Başka dünyalara, başka dostluklara, başka aşklara gerek kalmayacak birlikte yarattığımız dünyamızda. Her ne olursa olsun, sen bana yeteceksin, ben de sana. Biz, birbirimizi sevmek için, biz bu aşk için yaratılmışız, sonsuza kadar birbirimize bağlı kalmalıyız, inan buna.

En çılgın aşk bile bir zaman sonra bitiyordu. Bitmeyen içinde derin sevgi bağını taşıyan aşklardı. Tıpkı sana duyduğum bu derin sevgi gibi.

Yazarın Diğer Yazıları