“Şehit Şerife Bacı Ruhu" son bulmayacak!


Kendisinden önceki diğer devletlerimizde olduğu gibi Osmanlı devleti de kolay kurulmamıştı.
Kolay da yıkılmamıştı.
Düşman içerden olunca kilit tutmamıştı.
Büyük savaşlar, büyük kahramanlıklar görmüş geçirmişti.
Son kahramanlık destanıyla da Türkiye Cumhuriyetimiz kuruldu.
Kurulurken dünyayı dize getirdiğimiz Kurtuluş Savaşı destanına sahne oldu.
Geçmişe dair anlatılan kahramanlık hikayelerine inanmayanlar pişmandır sanırım.
O anlatılanları artık hissedebiliriz.
Çünkü, 15 Temmuz’daki kahramanlık hikayelerine tanıklık ettik.
Çok şükür, biz şerefli bir milletiz. Ferdi olmaktan gurur duyuyoruz.
Bu sebeple sizleri tekrar Şehit Şerife Bacı ruhunu anlamaya çağırıyorum.
 
Milli mücadelede ruhunu, istiklal yolunda yaşananlar üzerinden anlamaya çalışırsak, bunu Şehit Şerife Bacı özelinden görebiliriz.
Atatürk’ün “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da” şeklindeki sözü meşhurdur.
Çünkü İstiklal Savaşı’nda cephane gizlice İnebolu sahillerine ulaşıyor, oradan kağnılarla içerdeki cephelere taşınıyordu.
1921 Aralık ayında, İnebolu'dan kağnısına cephane yükleyen Şerife Bacı, Kastamonu şehrinin kapısına kadar bu kağnıyı getirdi ve maalesef orada donarak şehit oldu.
İsmini tarih sayfalarına yazdırdı, bizlere bu cennet vatanı bırakabilmek için canını, evladını ortaya koydu.
 
Peki kimdir Şerife Bacı?
Hangi şartlar, nasıl bir karakter, böyle bir kahramanlık destanı yazdırmıştır?
Doğduğu günden itibaren hazin bir hayat yaşadı. Ömrü çocukluğunda da, gençliğinde de, evliliğinde de, anneliğinde de hep mücadeleyle geçti.
Kastamonulu Şerife Bacı’nın ne zaman doğduğu hakkında bir bilgi bulunmamakla beraber, Kastamonu’nun Seydiler (o dönemde Devrekani’ye bağlı olması muhtemeldir) ilçesine bağlı Satı köyünde yaşamış olduğu bilinmektedir.
Şerife Bacı, 16 yaşında evlenmiş ve iki ay sonra Çanakkale Savaşı’nda eşinin şehit olmasıyla kimsesiz kalmıştır.

Bir bacağı olmayan Gazi’yle evliliği
Şerife Bacı, Köyün ileri gelenleri tarafından gazi olan bir bacağını savaşta kaybetmiş ve savaşta yanına düşen bomba nedeniyle neredeyse işitemeyen Topal Yusuf’la evlendirilmiştir.
Topal Yusuf’un sağlık sorunları nedeniyle evin bütün yükü Şerife Bacı’nın üzerine yüklenmiştir.
Evdeki işlerle birlikte dışarı işlerini de Şerife Bacı yapmıştır. Öküzlerle çift sürmek, merkeple dağdan odun getirmek, orakla ekin biçmek, döven sürmek gibi bütün işler bu genç yaşında onun büyük hoşgörü ve sebatla yaptığı işleri olmuştur.
Üç yıl sonra Şerife Bacı’nın bir kızı olmuş ve ona Elif adını koymuşlardır.
Şerife Bacı’yı ölümsüz kılan ise Milli Mücadele döneminde Anadolu’nun her yerinde kenetlenmiş halkımızın maneviyatını ve fedakârlığının onun hayatında yaşanılmış duygulu hikâyesidir.
Milli Mücadelenin en ateşli dönemlerinde, köyün bütün gençlerinin, eli silah tutanların cephede, cephane beklediği bir dönemde, 1921 yılında deniz yoluyla İnebolu'ya gelen cephanelerin, karadan cephede savaşan askerlere ulaştırılması gerekiyordu.
Bu görevi çevredeki yaşlı erkekler ve kadınlarımız üstlenmişti. 1921 yılının Şubat ayında, soğuk, tipili bir günde erkenden İnebolu'da cephaneler arabalara yüklendi ve yola çıkarıldı. Kağnı kafilesinin sonunda, sırtına sardığı çocuğu ile Şerife Bacı da bu sefere çıkmıştı.
Şerife Bacı kafileyi izliyor, onlarla beraber cephaneyi bir an önce varacağı yere ulaştırmaya gayret ediyordu. Hava iyice kararmıştı. Kar biraz fazlalaştı, tipiye dönüştü. Cephanenin ıslanmaması için çocuğunun ağlamasına rağmen çocuğunun üzerinden aldığı yorganı ile kağnıdaki cephaneyi iyice örttü. Çocuğunu mermi sandıkları arasına gizleyerek üzerini kapattı. Tipi o kadar fazlalaşmıştı ki, ilerleyemez oldular. Durmak ölümdü.
Cephede askerler cephane bekliyorlardı. Şerife Bacı elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyordu. Durmadan ilerlemeye çalışıyordu. Kastamonu Kışlası önüne vardığında donmuştu. Sabaha karşı Kastamonu'nun kapısı sayılan kışlada, kule nöbetçileri, alaca beyaz karanlıkta belli belirsiz bir kağnı gördüler. Kimdi bu gelen ve ne zaman kara saplanmıştı? Hemen haberdar edilen Osman Bey, Devrekânili Cemil ve Beşiktaşlı Rıfat Çavuşları gönderdi. Kağnının yanına ulaşan Cemil ve Rıfat Çavuş dehşetle ürperdiler. Kağnının arkasında bir kadın vardı. Genç bir kadın. Cephanenin üstüne örttüğü yorganı kucaklamak ister gibiydi. Ama çoktan donmuş kaskatı kesilmişti. Kucaklayıp karlar üzerine yatırdılar. Bu sırada bir ses, bir hırıltı. Kulaklarına inanamadılar. Ses ve hırıltı mermi sandıklarının arasından geliyordu. Bir kundak bebeğiydi oradaki. Bebeği ve kadını kışlaya götürdüler. Genç kadının hüviyeti tespit edilerek köyü olan Seydiler'e gönderilerek burada toprağa verildi.
Elif Bebek ise hemen kışlaya yakın bir eve gönderilmiştir. 1970'li yıllarda yapılan araştırma sonucu kızın Eskişehir'de ikamet ettiği ili ilgili bilgiler elde edilmesine rağmen kendisine ulaşılamamıştır.
Günümüzde Şehit Şerife Bacının mezar yerinin tespit edilememesine rağmen O, Kastamonuluların ve bütün Türk halkının gönlünde çoktan taht kurmuştu.

Şehit Şerife Bacı, Milli Mücadelede mermi taşıyan Türk kadınını temsil eden bir sembol olmuştur.
Onun ve diğer milli kahramanlarımızın yolundan çıkmayacağız, onun ruhunu asla unutmayacağız.
Bütün şehitlerimizin mekanı cennet olsun, ruhları şad olsun.
 

ayhanciftci_37@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI