Hangimiz engelli oluyoruz?


Bana “hakiki sevgi nedir?” diye bir sual sorulsa; “Bir çocuğun gözlerinde saklı olan en saf duygu!” diye cevap veririm. Çünkü çocuklar, menfaatin o murdar kokusundan uzak hasbî sevgiyi, kalplerinde barındıran masumlardır. Benim nazarımda; onların gülüşleri, bakışları, düşünceleri, bembeyaz bir güvercindir.

Günahlarımızla, hatalarımızla Hacer’ül Esved’in rengini bile karartan, tevbelerimizden dâhi tevbe etmemiz gereken biz âciz kullar, sevgi mefhumunu da kirimizle, pasımızla kararttık.

Kinimizi, nefretimizi, hasedimizi, hırsımızı, “seviyorum kelimesiyle” örtbas ediyoruz. Sevmiyoruz, bütün bedbin hâsletlerimizin üstünü örtmek için “sevgi mefhumunu” kullanıyoruz sadece!

Öncelikle sevmeyi, sev(ebil)menin mânâ arayışını, çocuklardan öğrenmek elzem! Onların, zihnî, rûhî, fizyolojik sıkıntıları sevmeye karşı bakış açılarını değiştirmez. Onlar yine sever, hep severler! Lâkin genetik bir farklılıkları varsa, sevilmeye diğer çocuklardan daha çok ihtiyaç duyarlar.

Husûsî bakıma ihtiyaç duymaları, kendilerine mahsus engellerinin olması, duygularının engellenmiş olmasına mâni değildir. Bilakis duyguları daha hassastır. Hisleri kuvvetlidir. Allah’ın (c.c) rahmetine mazhar olan meleklerdir.

Ömürleri boyunca hor görülen bu meleklerin, itmînan içinde yaşama hakları ellerinden alınamaz. Her canlının aradığı şefkate, alâkaya onlar kat be kat muhtaçlar. Müspet mânâda yol kat edebilmeleri için tutunacak bir dal ararlar, her zaman.

Onların gönül dünyalarındaki muradları, kendilerine bir katre olsun fedakârlık gösterilmesidir. Fedakârlık; ama kırmadan, incitmeden, eğmeden, bükmeden… Bakışlarının ardına “kimse yok mu?” çığlıklarını saklarlar. Sevdikleri kadar gücenirler de küserler de… İsterler ki; oldukları gibi kabul görünsünler, onlara bakarken kimse çehresine, “vah yazık!” bakışlarını kondurmasın.

Samimidirler. Sıcacıktırlar. Çok da merhametlidirler. Bir o kadar da hırçındırlar. Hırçınlıkları, mâzur görülsün diye de gülüşleriyle eşlik ederler senin hayatına. Samimiyet gösterdikleri gibi samimiyet gösterilsin isterler. Ünsiyet bağlarını sımsıkı halatlara bağlama iştiyakı duyarlar. Arzuları, merhametli bakışlar ve davranışlar görmektir. Bütün dertleri, sahtelikten uzak bir sevgidir. Bakılmak zorunda oldukları için bakıldıklarını hisseder onlar. Bundan dolayı da hakikate müptelâdırlar.

Beden dilleri, dertlerini dile getiremese de onların gönül dillerinde, inciler saklıdır. Küçücük kalplerine, kocaman bir dünyayı, en berrak haliyle sığdırırlar. Umutları, ıstıraplarından fazladır. Kalbinin kapılarına prangalar vuran, kalbinde hakikatin nefhasını yer ver(e)meyen âdemin, genetik farklılığı olan bu çocuklardan, nasibi nispetinde alması gereken çok insanlık dersi var!

Mesele; zihnî, rûhî, fizyolojik engelli olmak değil! Asıl mesele; kalplerin engelli olması! Onlar kalplerinde güller yetiştiriyorken; kalbindeki engellerden habersiz olan âdem, kalbini pıtraklarla dolduruyor. Peki, bu durumda hangimiz engelli oluyoruz?

ebruli_geceler90@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Nis

İnsan ve hayvan

04Nis
27Mar

Bu gece

23Mar

Hangimiz engelli oluyoruz?

19Mar

Mübarek olsun