Hayata Sarılmak


Babam sunta fabrikasında çalışan bir işçi, annem ise ev hanımıydı. Şehrin kenar mahallerinden olan Esentepe’de bir salon, bir odadan ibaret küçük bir evde kirada oturuyorduk. Beni ve ablamı okutabilmek için ailemizin nasıl fedakârlıklara katlandıklarını görüp üzülüyordum. Babam gündüz fabrikadan yorgun geliyor, geceleri de ek bir gelir olsun diye kahvehanelerde simit satıyordu. Annem ise ev işlerinden arta kalan zamanda çarşaf bağı yapıyor, yaptıklarını bir esnafa veriyordu.

Ablam ve ben ailemizin bizi okutmak için katlandıkları fedakârlıkları görüyor, bu sebeple çok çalışıyorduk. En büyük arzumuz onların emeklerini boşa çıkarmamak, hayatta başarılı olmaktı. İkimizin de büyük hayalleri vardı. Öğretmenlerimiz tarafından çok seviliyorduk. Başarılarımız anne ve babamın yorgunluğunu gideriyor, bizimle iftihar ediyorlardı. 

Ablam, öğretmen okulunu bitirince girdiği üniversite sınavında Ankara Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin İngilizce bölümüne girmeye hak kazandı. Ankara’da okulun çok yakınındaki Sabancı Kız Yurdu’na yerleştirildi. Millî Eğitim Bakanlığı’ndan da burs kazanmıştı. Babam onu okula ve yurda yerleştirmeye giderken “Abla bekle, ben de gelecek yıl Ankara’ya geleceğim” dedim. O günden sonra daha da çok çalışmaya başladım.

Bir yıl sonra ben de Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne girmeye hak kazandım. Öğretmenlerim ailemin durumunu bildikleri için okul derneğinden burs almama yardımcı oldular. Ben de ablam gibi yurda yerleştirildim. Yurtla okulun arası uzaktı. Otobüsle gidip geliyordum. Babamın ablama ve bana gönderdiği harçlık ve burs paramızla zorlukla idare ediyorduk.  Havanın iyi olduğu günlerde erken kalkıyor. Otobüs parası vermemek için yürüyordum. Çoğu zaman bir lokantaya gidip karnımı doyurmak için param olmuyordu. Ama zorluklardan yılmıyor, hayata küsmüyordum. Hedefim bir an önce okulumu bitirip ekmeğimi kazanarak, anne ve babamı çektikleri sıkıntılardan kurtarmaktı. Üniversitede de aynı lisede olduğu gibi derslerimizde çok başarılıydık. Annem ve babam bizi okullarımıza yerleştirdikten sonra hiç Ankara’ya gelemediler. Biz de ancak bayramlarda, yaz ve yarıyıl tatillerinde Kastamonu’ya gidebiliyorduk. Zira geliş-gidiş parası bütçemizi zorluyordu.

Ablam son sınıfa geçtiğinde annem kalp rahatsızlığı geçirdi. Bir süre Kastamonu’da, bir süre de Ankara’da tedavi gören annemin iyileşmesi ve ona bir şey olmaması için dua ediyorduk. Babam maddi yönden çok zorlanıyordu. Bu arada biraz da borçlanmıştı. Artık bize harçlık verecek durumda değildi. Ablamla anlaşıp babama dedik ki: “Burslarımız artırıldı. Biz para istemiyoruz” oysa ki bu söylediğimiz babamın bize para veremediği için üzülmemesi için söylenen bir yalandı. O günden sonra ben bir otelde ablam da bir turizm firmasında cumartesi, pazar günleri çalışmaya başladık. Okulun yanında yaptığımız bu işler bizi yoruyordu ama başka yapacağımız bir şey yoktu.

O yıl ablam mezun oldu ve İngilizce öğretmeni olarak Erzurum’a atandı. Atandığı okul yatılı bölge okuluydu, o da okulun lojmanında kalıyordu. Ablam maaş almaya başlayınca bana para göndermeye başladı. Çalıştığım otelden ayrılıp tekrar derslerime ağırlık vermeye başladım.

Günler, haftalar, aylar birbirini kovaladı. Mezuniyet tarihi geldiği gün, çok mutluydum. Zorluklarla mücadele etmiş ve başarılı olmuştum. 

İki ay sonra Kastamonu SSK Hastanesi’ne eczacı olarak atandım. Hastanenin boş olan bir lojmanına taşındık. İki yıl sonra ablam da Kastamonu’ya tayin oldu. Artık okuduğu okulunda öğretmenlik yapacaktı. Ailemiz yine bir araya gelmişti. Annem ameliyat olarak sağlığına kavuştu. Babam emekli oldu. Bizleri yetiştirip bu günlere getirdikleri için onlarla gurur duyuyorduk… 

----------------------------------------------------

(1) Meskânları Konağı / Mehmet Sayan

Kastamonu Belediye Başkanlığı Yayınları

mehmetsaimsayan@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
10Kas
29Ekm

"Cumhuriyet fazilettir"

13Ekm
18Ağs

Gelinlik (Hikaye)

03Ara