AŞK YOKSA DURGUNDU YAŞAM...


Hep özlemlerimle yaşıyordum...

Eğer özlemlerim rüzgara karışıp uçup gitse, bende kayboluyordum.

Bir daha geri dönmek, tekrar hayata dört elle sarılmaksa kolay olmuyordu.

Hep kaçardım insanlardan ne zaman yalnız olduğumu anımsasam...

Hep kaçar, bu şehirden uzaklaşmak isterdim....

Bu kalabalık yerlerden kaçıp doğduğum topraklara dönmek isterdim.

Nereye gitsem yanımda taşıyordum çocukluk düşlerimi...

Ne kadar boş versem hayatın iki yüzlü ve kirli oluşuna bulanık bir göl gibi kaybediyordum yaşama sevincimi.

Bir fotoğraf gibi hep karşımda duruyordu ayrılık gözyaşım. Ve uzaklara dalmış, kalabalıkların arasında annesini kaybetmiş küçük bir çocuk gibi endişeli gözlerle çevreye bakan hüzün yüklü bakışlarımı, kendi gözlerimi karşımda buluyordum.

Çaresizliğin içinde kendime acır gibiydim...

Düşlerimi kaybediyordum.

Yenik sayıyordum kendimi defalarca sevmiş ama hep elimden kaçırmıştım sevdiğim insanları...

Yüreğimden izlerini silemediğim bir çok aşk yaşamış, günlerce hatta aylarca acı çekmiştim. Hayatın inişli ve çıkışlı yollların da hep yorulmuştum. Aradığım, dostum sandığım insanlar bile benden uzaklaşmış, çoğu zaman beni kıskanmışlardı. Sanki onlardan bir öç alırcasına onlarla savaşmış, bende onları kıskanmış ve hafife alır olmuştum.

Farkına varmadan kötü davranmış, bir çoğunu incitmiş kalbini kırmıştım...

Beni seven insanları sevdiğim halde sevmiyormuş gibi soğuk ve ilgisiz davranıyordum. Sanki beni terk edenlerin, beni sahte sevgisiyle oyalayan, beni hep bekleten, beni aldatanların intikamını alıyordum terk ederek. Hem kendimi hem de onları üzmüş olsam bile tarifini yapamadığım gizli bir sevinç duyuyordum...

Bu intikam, acı vermenin, işte bende yapabilirim diyebilmenin ve yapmış olmanın gururuydu.

Bu intikam, ezikliğin ve kırılmışlığın verdiği ve beni mutlu etmeyen bir garip duyguydu.

Çünkü hatalıydım. 

Çünkü insan sevdiklerine yolculuk ediyordu. Kimi zaman bilmeden kimi zamanda farkına varmadan birbirine akıyordu gönüller. Yalnız olduğumuzda cılız ve kurumaya yüz tutmuş bir dere, buluştuğumuzda kocaman nehirler oluyorduk. Yalnız başımıza uzun yolculuklara çıkmaya cesaretimiz olmuyordu. Yol üstlerinde buharlaşıp yok olmaktan korkuyorduk. Ama birlikte olduğumuzda derelerden geçip denizlere ulaşıyor, elinden tuttuğumda, yan yana olduğumuzda kocaman okyanus oluyorduk.

Aşkın sınırları yoktu, okyanuslar kadar büyük olacak kadar derindi verdiği duygu...

Ne kadar doyumsuzdu sevilebilmek, beklenilmek ve özlenmek....

Ben hep çok sevilmek ve hep özlenmek istiyordum...

Ne zaman sevdiğimden ayrılsam, yine bir yanım kayboluyordu hayatın çıkmazlarında. Sanki sonsuza kadar yaşam sevincimi yitirmiş gibi, kalbimle birlikte bedenimde kırılmış gibi yorgun ve hasta hissediyordum kendimi. Kimin yanına gidersem gideyim, kiminle konuşursam konuşayım eskisi gibi güzel olmuyordu. Sanki bütün insanlarla aramda gizliden gizliye bir şeyler kırılmış ve yok olmuş gibi her şeyin güzelliği yok oluyordu.

Bizde saklı kalan bütün yaşadıklarımız değildi. Bizde kalan, içimizin en derin, en saf yerlerinde tatlı hatıralar bırakan anlar bizimdi. Yüreğimizde yer etmeyip, uçup gidenler ise rüzgârın...

Yüzlerce tanıdıklarımız arasında çok sevdiğimiz, yokluğunda mavi gökyüzü kadar özlediğimiz, yaşantımızın en güzel, en vazgeçilmezler arasına koyduğumuz, en yoğun günlerimizde sadece sesini duymak için onu aramayı düşündüğümüz, aradığımız, en kalabalık ortamlarda onsuz kendimizi yalnız hissettiğimiz, bütün bencil düşüncelerden sıyrılıp sadece insan sevgisiyle bağlandığımız kaç kişi var ki hayatımızda? Olsa da sayılı değil mi?

Çünkü hep azdır güzel insanlar...

Hep azdır, bizi olduğumuz gibi kabul eden, istediğimiz zaman kapısını çalabileceğimiz, dostum diyebileceğimiz insanlar...

Hep azdır, kendisinin değil hep bizi dinlemek isteyen arkadaşlar...

İşte benim, böylesine çok sevdiğim, tatlı bir sevinçle bağlandığım, bir tek sen varsın dostum. Sensiz olduğumda küçük bir dere, seninle olunca kocaman okyanusa dönüşebildiğim, ağız dolusu gülüşebildiğimiz bir tek sen varsın... kimi zaman gözyaşında kendimi bir tuhaf hissettiğim, yaralandığım yine sadece sensin...

Seninle en güzeli, bir çay bahçesinde oturup çay içmek, simit yemek. Sonra bir cafenin yüksek müziğine eşlik etmen ve sonra ağır ağır yürümek. Sanki yaşamın çok küçükmüş  gibi göründüğü ama hayatımızın en tatlı ve en hızlı geçen saatleri olduğunun farkına varmak ayrılırken. Ve zamanı durdurmak istemek... Böyle küçük birlikteliklerin, bu buluşmaların bazen gün aşırı günlerde, bazen ayda bir olmuş olsa da,  yaşantımızın en doyumsuz ve en hızlı anların olduğunu,  sonradan devleştiğini görmek, güzel anlar yaşadık diyebilmek ne kadar güzel. Çünkü o anlar ki, gelecek buluşmalara kadar bizi ısıtan sıcak günlerimizdir. O anlar ki, bir haftanın yerini alabilen, hatta bir kaç boşa geçen ayın yerini doldurabilen anlamlı paylaşımlardır. Hatta o anlar ki, ne kadar uzun seneler geçmiş olsa da unutamadığımız, hep bizde saklı kalan anılarımızdır.

Bazen yeni tanıştığımız o ilk günlerde, işte aradığım bu, hayalimdeki insan bu, onu buldum diye çok sevinirken mutluluk sarhoşu oluruz. Sık sık buluşur, istediğimiz zaman istediğimiz yerleri gezer, eğleniriz. Her şey çok güzel, her şey mükemmeldir. Tıpkı mevsimin bahar olması, hep baharda kalması gibi. Bazen bu güzellik fazla sürmez. Hep daha fazlası istenir, hep daha çok birlikte olmak, zamansız buluşmalar için ısrar etmeler başlar. Oysa insanın kendisine de zaman ayırması gerekir. Hep bir arada olunamaz her zaman. Ve böylece o nadide olarak başlayan dostluk zamanla ağır gelmeye başlar.

Mevsim döner...

Her şey hevesini yitirir.

Her şey biter zamanla.

Çünkü aşk ve dostluk bağımsızdır ve bir yere bağımlı yaşayamaz. İşte bu yüzden bir insanı görür görmez aşık olabiliriz ama asla dost olamayız. Ve gerçek dostluklar gökyüzündeki yıldızlar gibidirler. Bir çok zaman koşar yetişemez, yetiştim derken tutamazsınız. Tuttuğunuzu sandığınız yerde sadece hafifçe dokunmuş olmanızdır.

Canım dostum, diyordun, kendini yalnız hissetmemen gerekiyor, çünkü sen hep aklımdasın.

Ya sen sevdiğim, sen kendini yalnız hissediyor muydun benden uzakta?

Biliyorum, ikimizde aslında birbirine benziyoruz. Seni ne zaman çok arasam hep benden kaçıyorsun, hep uzaklarda oluyorsun. İşte o zaman seni bulmak için herşeyi yapmaya hazır oluyorum. Ben ne zaman seni aramasan, bu sefer sen benim peşimi bırakmıyor, hep beni arıyorsun. Biliyorsun değil mi, sen gönlümde öyle bir yere sahipsin ki sensiz olamıyorum .

Yıldızlar uzak sanırdım hep senden önce...

Oysa her akşam çantan yıldız dolu olurdu...

Aşk yoksa durgundu yaşam...

Biraz da eksik...

Yarım yamalak gibi...

Heyecansız, olduğu gibi...

Sıradan ve gelişi güzel...

Oysa sen olduğunda erkenden kalkardım sabahları hemen perdeleri aralar, pencereyi açardım.

Oysa şimdi öylesine yatıyorum saatlerce yatakta...

Uykumda tutmuyor...

Gözlerimde bir ağırlık..

Aşk yoksa durgunmuş yaşam...

Biraz da eksik...

 
AşkYazarıMustafaÇifci

mustafacifci@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Nis

Duygu boşlukları

16Mar

Maskeli yüzler

28Oca
06Ara

Öyle bir sevgilim olsun ki

05Ekm

Sonbahar