Öpüşmelerin Sonunda Dudakta Kalan


“Yaşamın bir tadı olmalı” demiştin gözlerime bakarak.

Ve gözlerin,  ebemkuşağının rengine benziyordu.

Kirlenmemiş, saf, içten, olduğu gibi.  “Neden böylesin bu gün?  Heyecanlı olmalısın, her mevsimin ayrı bir güzelliği vardır. Ve her sevda da biraz daha genişler yüreğimiz. Her sevda büyütür bizi.”

Sen, sevdaları konuşuyor, bense ayrılıkları düşünüyordum o an.

“Ya ayrılıklarımız ne yapar sevgili?”

“Her ayrılıkta küçülür mü dünyamız?”, diye sormak istiyor ama soramıyordum.

Bırakıp gidersen beni, ben ne yaparım, diyemiyordum.

Belki de yaşamın tadı camdan süzülen yağmur tanelerinde saklıydı.

O an dile gelmeyen, bir türlü söyleyemediğim duygularım vardı.

Dört duvar arasında sıkılır gibi, kendimizi yağmurun kucağına atmıştık.

Islak ıslaktı dışarıda yaşam.

Yüreğimdeki yalnızlığın buğusuyla uçup giden düşlerim vardı.

*

Mevsim sonbahardı ve sonbaharın sarı yaprakları bana yalnız yaşayan kadınları anımsatıyordu.

Sessizce yürüyorduk konuşmadan. Sanki ikimizde başka mevsimlerdeydik. 

Bu öykü hep yaşanıyordu. Hepimiz yaşıyorduk bu öyküyü.

Sevdiğinden ayrılmış bir kadın çıplak omuzlarını seyrediyordu aynada. Saçlarını tarıyordu.

Kalın kazakların altından irileşen göğüslerine bakıyordu genç kızlar.

Aynalar biraz yalan söylüyordu sonbahar gecelerinde.

Uzun sohbetlerin sonunda düşler tarlasında kayboluyordu kimileri. Ansızın kış bastırıyor, ayaklar altında ezilen kar tanelerin sesini dinliyorduk yürürken.

Yağmur günlerce devam ediyordu. Islanmasın diye daha da yakınlaşan bedenler dile geliyordu.

Aleve kesiliyordu titrek dudaklar bir yan bakışta.

Aslında istenen sevil değil, yakınlık duymaktı…

Biraz da güvenebilmekti. Biraz da felekten bir gece çalmanın hesabı vardı. Yaşanması gereken güzel günler adına.

Güzel kadınlar çirkinleşiyordu yapmacık gülüşlerde.

Öpüşmelerin sonunda rujun tadıydı dudakta kalan. Kadın kokusu değil.

Ve rüzgâr uçuruyordu parfüm kokusunu. Gece, karanlığa gebeydi. Sessizlik hâkimdi.

O gün, öylesine bir garip oluşum, senin de canını sıkmış, ayrılmamız gereken saatten daha erken ayrılmıştık.

“Gitme”, demiştim. “Birazdan bak sana neler anlatacağım. Güldüreceğim seni. Gitme.”

“Sen önce kendini düzelt, kendine çekidüzen ver. Yoksa beni güldürmen mümkün olamaz.”

Doğruydu.

Yüreğim hüzün doluyken sana hiç bir şey veremiyordum.

mustafacifci@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20May

Tüm kalbimle sevdim seni

09May

Gerçek anne

12Nis

Duygu boşlukları

16Mar

Maskeli yüzler

28Oca