Yazarlık Üstüne - Mustafa ÇİFCİ

Yazarlık Üstüne


Dünyanın en seçkin mesleğidir yazarlık. 
Her zaman gıpta ile bakılmıştır.  
Sanatın, sanatçının tam tanımına uyar.
Çoğu zaman yanlışlıkla ve bilinmeden şarkıcılara, sadece şarkı söyleyenlere sanatçı dendiği olur.
Sanatçı üretebilen, ürettiğini servis yapabilendir.
Oysa şarkı söylemek ise sadece icra etmektir.
Eğitimini aldıktan sonra genelde herkes şarkı, türkü okuyabilir.
Oysa yazarlık böyle değildir. 
En çok ölümsüzleşen, en çok saygı gören işidir yazabilmek…
Yazar, ölümünden sonra yaşayabilendir.
Bir nevi ölümsüzdür, öldükten sonra da yol göstermeye devam eder.
Ve insanlık tarihi yazı ile yazarlarıyla gelişmiştir.
Yazı eskimez, zamanı geçmez, herhangi bir eşya gibi atılıp çöp olmaz.
Bütün kutsal kitaplarda yazı kutsaldır.
Yazıya, yazarına, okumaya, eğitimine önem vermeyen birey ya da devlet gelişemez…
Yazı, gelişmenin, değişmenin ilk adımıdır…

İnsanlar yazı yazmanın kolay olduğunu düşünürler. Hatta ilk gençlik dönemlerinde şiir yazdıklarını ve isteselerdi bu işi daha da ileriye götürebileceklerini söyledikleri çok olur. Bir yerlerden akıllarında kalan dizeleri yazıp kendi şiirleri olduğunu söylerler ve buna kendileri bile inanırlar. Daha da ileri gidip, yazabilmek için bir manzaranın karşısında olmayı, doğanın içinde bulunmayı, yazlıkta yalnız kalmayı, hafta sonu tatillerinde farklı yerlerde bulunabilmeyi yazı yazmaya vesile olduğunu söylerler. Yazmak için gerekli malzemelerin buralardan toplandığını, yazarların bunlara zaman buldukları için ilham aldıklarını söyleyip eğer kendisinin de bu imkânı olmuş olsa bir sürü kitaplar yazabileceğini söylerler.
Oysa yanlıştır.
Böyle bir şey asla olmamıştır.
Hiçbir doğa, hiçbir manzara, hiçbir yazlık ev ya da hafta sonu insanı yazı yazdıramaz.
Aşkta yazı yazdıramaz!
Mutlulukta yazdıramaz, mutsuzlukta, hüzünlerde, acılarda, ayrılıklarda...
Hatta dünya güzeli bir kadın da olsa, şair olmayan birisine şiir yazdıramaz…

Yazmak, bir doğum sürecine benzer…
Acı çekmek, bir yükü taşımak gibidir.
İçinde sürekli bir doluluk halinin var olmasıdır.
Var olandan daha farklı bir şeyi söyleyebilmektir.
Ve en çokta mutsuz olmakla ilgilidir, denirse abartı sayılmaz.
Ve bilinmelidir ki mutluluğun anlatacak bir şeyi çoğu zaman olmaz.
Yazarın iç dünyası acıyla, gözyaşıyla, hasretle doludur.
Bir şeyleri daha iyi yapmak gayretiyle gelişir ve olgunlaşır. 

Mutlu, mutsuz olmak ve üretebilmek ayrı bir şeydir.
Kendi düşüncenden, kendi duygularından oluşan düşünce eylemini boş bir kâğıda dökmek her baba yiğidin harcı değildir.
Mutlulukta böyledir.
Ne az parası olanlar mutludur, ne de çok çok parası olanlar gibi…

Duran bir tekerleğin parmaklarının arasında düzenli bir aralık varken, hızla dönen tekerleğin parmakları görünmez olur ya, yazabilmek, hızlı dönen tekerleği algılayabilmekle aynı anlama gelir. 

Son söz olarak;

Sanat ruhu taşıyanlar; duygusal, alıngan, kırılgan insanlardır diye söylenir.
Doğrudur.
En çok kırılgan, en çok alıngan ve yalnız insanlar olmuş olsalar da, en güçlü insanlardır aynı zamanda...

İnsanlar sadece yaşadıklarını anlatabilir ya da yazabilirler…
Yazarlar ise yaşamadıklarını da…
Yazarlar, diğerlerinin bilmediklerini, bildikleri için yazabilirler.
Bilmek ise, bilmeyenlerden bir adım önde olmak anlamına gelir…
Ve bir adımlık fark ise yazarı yalnızlığa sürükleyebilir…

mustafacifci@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Hidayet yünsel | 20 Kasım 2019 09:17

    Yazar .. Üstad, yazar'ı anlatmak icin derin analiz yapmış..Çokda çaba harcamış bir yazar'ın ruh derinliğini anlatmak için. Yazar duyarlılığıyla dipsiz kuyunun ıssızliğında kral milas'a aç koca kulaklarınıda duy.Ben senin toplumdaki yansımanım gör ve duy , olduğun gibi yansıtırım seni aslında ben senim, tek farkim bilipte yapmadığın ne ekersen onu biçeceğin gerçeğini sana hatırlatmak ve dününü unutturmamaktır.Romanlarımı dünün ,makalelerimi yarinın icin yazarim. Toprağın suya ,tabiatin güneşe ,insanlığında sevgiye muhtaç olduğu bildiğini bilir, birbirinden ayirma çabana şaşarım.Bunun içindirki bazan seni sana çarpar kendimden koparım.İnatla,sabirla tabiatin bin bir renginin senin için oldugunu ,bu renklerin canli kalmasinin tek yolununda sevgiden geçtigini ısrarla yazarım çünkü ben senim. Beni sana anlatmaktaki maksadım kendini sana hatırlatmaktır. Demis üstad. Kendi içindeki toplum sevgisine karsılik birazcık da saygı yansıması beklemeye hakkı olduğunu şifrelemiş satir aralarinda bir yazar nezaketiyle.. Yüreğide saglik iyi bir anlatım olmuş, olmuşta!. "Yazar'a çile ve sabır dan başka nimet düşmez be üstad". Yazardan yazara saygıyla. Hidayet yunsel.

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Eyl

Yaşamın özeti

20May

Tüm kalbimle sevdim seni

09May

Gerçek anne

12Nis

Duygu boşlukları

16Mar

Maskeli yüzler