21 milyonluk vurgun ve Oda'yı kapatmak!


Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2017’den bu yana görülen “zimmet, resmi belgede sahtecilik, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” davası sonuçlandı. Tutuklu yargılanan sanık, bu suçlardan tam 36 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Suçu kesinleşen kişinin adı Mehmet Gani Eser’di ve Kastamonu DSİ Hukuk Müşaviri görevindeydi. Peki, suçu nasıl işlemişti?

Gani Eser 2012 ile 2017 yılları arasında görev yaptığı DSİ’yle ilgili resmî belgede sahtecilik yaparak hiç açılmamış davaları açılmış gibi göstererek zimmetine tam 20 milyon 525 bin 889 lira geçirmişti.

Suçunu mahkemede şöyle itiraf etmişti:

“Çevreme, mesai arkadaşlarıma ve boşandığım eşime gönderdiğim nakit paraları, memlekette babamlara ait olan arazilere yapılan toplu konutlar olarak gösterdim.

“Zimmete para geçirme suçunu tek başıma işlediğim için tespit edilmesi bu kadar uzun sürdü. Ama suç işlediğim için çok pişmanım, fakat bu suçu da servet edinmek için yapmadım, kurduğum okullar ve etüt merkezlerini yaşatabilmek için yaptım.”

21 milyon liraya yakın bir kamu parasını servet edinmek için değil, kurduğu okul ve etüt merkezleri için zimmetine geçirdiğini söylemesi, cezada bir indirime mi neden olmalıydı acaba?!

Gani Eser’in ismini internette araştırdığınızda renkli bir kişilikle karşılaşıyorsunuz. Mesela; Elazığ’da doğduğunu, savcılık, hipnoterapistlik, psikologluk, sosyologluk, yazarlık ve ressamlık yaptığını öğreniyorsunuz. Tiyatro, sinema, felsefe üzerine aldığı eğitim de kişiliği renklendirmeye devam ediyor!

Pek çok ulusal gazetede kendisiyle röportaj yapılmış, “uzman piskolog-sosyolog” diye bahsedilmiş. Verdiği röportajlardan birinde şunu söylemiş örneğin: “Aldatan aldanır.”

Ne kadar doğru bir söz! Bu renkli kişi, DSİ’yi aldatırken milletin 21 milyona yakın parasını cebine indirerek aslında aldanmıştı! Ama hantal bürokratik yapısından bir türlü kurtulamayan şanlı devletimiz bu aldatma ve aldanmayı tam 5 sene sonra fark edebilmişti!

Bir diğer röportajındaysa “Ekip ruhu başarının anahtarıdır.” diyor Gani Eser. Fakat 21 milyonluk başarısını tek başına olmakla sağladığını mahkemedeki şu sözleriyle itiraf etmemiş miydi?

“Zimmete para geçirme suçunu tek başıma işlediğim için tespit edilmesi bu kadar uzun sürdü.”

Bu olayda beni üzen 2 şey oldu. Birincisi, Gani Eser’in, suçunu, kurduğu okullar ve etüt merkezleri için işlediğini söylediği okullardan birisi Kastamonu’da, ikinciyse 2008 yılında yayımlanan uyuşturucu bataklığındaki gençliği konu alan bir romanın yazarı olması!

Yazarlık iddiasında olanların da yüz kızartıcı bir suç işleyebileceğini görmek bir yazı işçisi olarak beni üzdü.

Ne demişti Ahmed Arif? “Ve ben şairim. Namus işçisiyim yani / Yürek işçisi. / Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş…”

Peki, DSİ’deki ilgili birimlerin hiç kabahati yok mu bu işte? Olayın geç fark edilişi ya da Gani Eser’in sakladığı bir ekip işi yok mudur mesela?

Hukuk, tiyatro, felsefe, psikoloji, sosyoloji eğitimleri ve bir roman yazmış olmak kişiliği renklendirse de şahsiyete doğruluk, dürüstlük katmıyor anlaşılan!

ODA’YI KAPATMAK!

Libya’da şehit olan MİT personelinin cenaze görüntüleriyle ismini açıklayan odatv.com’daki haber nedeniyle Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve haber sahibi Hülya Kılınç tutuklandı.

Libya’daki şehit ismi daha evvel meclis çatısında da açıklanmış, Manisa’daki cenazede köy muhtarı isim ve fotoğraf paylaşmış. Ortada bir gizlilik kalmamıştı aslında!

OdaTV haberindeyse şehidin gizlenmesi üzerinde durulmuştu daha çok. MİT personeli nasıl şehit olmuştu? Hükümet tarafından bir açıklama yapılmamış, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Birkaç tane şehidimiz var.” demişti.

MİT Kanunu’nun 27. maddesinde kurum personelinin isminin açıklanması sonucunda hapis cezasının verileceği belirtiliyor.

Enteresan bir olaysa MİT’in resmî internet sitesinde karşımıza çıkıyor. “Sınırdaki Işık” isimli bir belgeselde “Uzun yıllar boyunca Türkiye'nin doğu sınırında gerçekleştirdiği özverili çalışmalarla” bir teşkilat çalışanı konu ediliyor.

Belgeselde ismi geçen MİT çalışanının ismini yazıma alsam hakkımda soruşturma açılması mümkün olacak mesela!

Fakat belgeseldeki ismi büyük bir cesaretle yazılarına alan yerel haber sitelerini ve gazeteleri görünce işin sadece MİT çalışanının kimliğini açıklama meselesi olmadığını da anlayabiliyorsunuz!

Bu gelişmelerin sonucunda OdaTV’ye erişim engeli getirildi. Dünyada basın özgürlüğü sıralamasında berbat olan durumumuz gittikçe daha da kötüleşiyor!

Basın mensupları, iktidarın söylemine itiraz eden bir soru sorduklarında “Yalan haber yapmayı bırakın!” ya da “Siz kimin tarafındasınız?” gibi karşı çıkışlar alıyor.

Basına pranga vurduğunu sanan iktidar, kendini de hapsettiğini görmüyor nedense! Sormayan, araştırmayan uslu çocuklar isteniyor! Gazetecilik, araştırma değil bir aktarma işi olarak paketleniveriyor!

Barış Terkoğlu’nun iktidarı rahatsız eden pek çok yazısı var. Acaba MİT haberi işin bahanesi mi oldu? Bu gidiş hoş değildir ve tutuklanan gazetecilere sevinip dört köşe olanların vicdan diye bir şeyden haberleri olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır!

* * *

Hasan Hüseyin Korkmazgil’den bir şiirle:

“bir bir yitiriyorum sevdiklerimi
ellerimden kuşlar gibi
uçup uçup kuşlar gibi
uzak dağlar ardına
...
kolay değil ozanın ağlamaması
gülmesi kolay değil
...
dağ başında tek ağaç
fırtınada bir tekne
uçurtması kopup gitmiş bir çocuk
bakıyorum yalnızca
şaşkın ve umarsız gözlerle arkalarından

dayan yavrum
dayan hasan hüseyin
dayan dayanabilirsen”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!