Ayhan Işık Kastamonu'da


Şubatın sonunda 2 günlüğüne de olsa memlekete gitmek istedim ve gece vakti Bayrampaşa Otogarı’ndan Kastamonu’ya giden bir otobüste yerimi aldım. Yolculuğum fena değildi, 3.Köprü’nün faaliyete geçmesiyle İstanbul’dan çıkışlar uzasa da artık herkes bu durumu normal karşılıyor galiba.

Otobüsteki koltuk arkadaşım Ayancıklı, orta yaşlarda bir abiydi. Yolcuların çoğunun uyuduğu bu yolculukta biz sohbet ederken otobüs de trafik kurallarına riayet eden kaptan şoförümüz marifetiyle yolda süzülüyordu. Ilgaz Tüneli’nden geçecekti otobüs ve Ilgaz’da inecek bir yolcusu vardı. Ben de bu vesileyle şirin Ilgaz ilçesini, ilçe yeni yeni uyanmaya başlarken görüyordum.

Kastamonu’ya Olukbaşı tarafından giren otobüs, otogara doğru ilerlerken yolun karşısında büyük bir inşaat çalışması gördüm. Tabelada, Rezidans-AVM-Otel açıklamalarını ve “KastaMall” yazısını okudum. Kimdi bu “mall”? Hayır, ben İstanbul’dan tecrübeliydim. Çünkü İstanbul’da da “Mall of İstanbul” vardı. Neydi bizim müteahhitlerimizdeki bu “mall” merakı?

Efendim, İngilizce olan bu “mall” sözcüğünün Türkçemizdeki karşılığı alışveriş merkezi. Bu yanıyla endişelenecek bir şey yok lakin bu sözcüğün AVM yapılarını açıklarken kullanılması, bu yapıların “mall” ile isimlendirilmesi ne kadar doğru? AVM’ler yoluyla kalkınma politikaları, bu yapılardaki sağlıksız ortamlar, insanların durmadan alışveriş etmeye özendirilmesi ve 1 ya da 2 günlük tatillerinde bu yapılara doluşmalarına endeksli bir hayat çok mu doğruydu da “mall” isimlendirmesi doğru olacaktı? Neyse benim gibi “geri kafalılar” bunu anlayamaz elbette, ülke inşaat sektörüyle kalkınırken böyle eleştiriler vatan hainliğiyle bile suçlanabilir benim güzel ülkemde! Milli ve yerli politikalar gereği “mall” da görmezden gelinebiliyor demek ki! Ne olursa olsun, ben bu yapının, büyükşehirlere özenen Kastamonu’nun bu şehirlerdeki gibi bunalımlı insan sayısının artmasına ve yalın Anadolu şehri görüntüsünün de kaybolmasına mâl olacağını düşünüyorum. Bir yerlerde yankılanan şu sözleri de duyuyorum: “Devletimiz çalışıyor, Olukbaşı değerleniyor!”

Peki, bu Olukbaşı mevkiinde başrolünde Ayhan Işık’ın olduğu 1953 yapımı “Katil” filminin bir sahnesinin çekildiğinden haberdar mıyız? O yıllar, buralar dutluk olmasa da dağ-tepe, yeşillikmiş. Şimdiki görüntüsüyle kıyaslandığında sonuç şaşırtıcı gelebiliyor, çünkü şimdiki Olukbaşı’nda lüks binalar yükseliyor. Filmin, işlemediği bir cinayet suçundan Sinop Cezaevi’nde hapis tutulan elektrikçilikle uğraşan Kemal’in (Ayhan Işık) cezaevinden kaçarak İstanbul’a ulaşmaya çalışmasını konu eden sahnesi Kastamonu’da çekilmiş. Ömer Lütfi Akad’ın yönetmenliğini yaptığı, Osman F. Seden’in senaryosunu yazdığı filmin oyuncu kadrosunda Nubar Terziyan ve Neriman Köksal da bulunuyor.

Filmden gördüğümüz şu ki 1950’lerin başındaki Kastamonu, neredeyse bir köy görüntüsünde. Sinop’tan Kastamonu’ya yaklaşan Kemal rolündeki Ayhan Işık, bir dağ köyünden geçer ve burada fötr şapkalı bir köylüyle karşılaşır, testisinden su içer. “Kastamonu nerede?” diye soran iftira mağduru Kemal’e cevap verir bu köylü: “Şu dağın ardında ağam.” Köylü, “Aç mısın?” diye sorar Kemal’e ve yiyecek bir şeyler ikram eder. Kemal’in “Yatacak yer var mı?” sorusuna da rahatlıkla “Olmaz olur mu, Tanrı misafiri değil misin, bulunur elbet.” der. Bu yanıyla köy insanının misafirperverliği vurgulanır filmde. Bu konuşmaların arka fonunda da kasketli 2 çocuk, bizim oralarda “düğen” denilen, düven-döven gibi isimlendirmelerinin de olduğu, tarım aracıyla ekin saplarından taneleri ayırmakla meşguldür. Kastamonu’ya varan Kemal, pazarın kurulduğu bir günde satacağı ürünlerini eşeklerine yüklemiş köylülerin arasından geçerek bir taksiyle anlaşır ve “Olukbaşı’ndan beni alırsın!” der. O yıllarda Kastamonu’da kimler izledi bu filmi? Gündem olup konuşuldu mu dersiniz? İşte Olukbaşı’ndaki bu “mall” isimli inşaatı görünce bunu düşündüm, bir de orada çalışan işçileri. Acaba insancıl şartlarda mı çalışıyorlar, Allah etmesin, kazalara karşı ne gibi tedbirler alınıyor? deyip durdum kendime. İnşaat projelerinin erken bitmesi için yapılan baskıların masumluktan ne kadar uzak ve gaddarca olduğunu, bu baskının bu yapılarda çalışan insanlara bol mesai ve kazalara açık bir ortamda çalışma olarak geri döndüğünü ne zaman anlayacağız acaba? Bilenler biliyor da belki de umurlarında olmuyor, çünkü onlar için önemli olan “PARA” ve “hep daha fazla” kelimeleri!

Pazar günü öğle sonrası İstanbul’a dönüş için düştüm yine yola. Kastamonu Otogarı’nda bir gazeteyle bir cıbır simit aldım ve bekledim otobüsün kalkış saatini. Bu yazıyı yazmayı, bekleme saatinde aklımdan geçirmemiştim, sadece otobüsün hareket saati değildi elbette düşündüğüm. Simidi İstanbul’da yiyecektim, memleketi hatırlayacaktım yerken. Gece 1’i geçmişti eve girmem, sabah 8:15’te başında olmam gereken bir iş vardı, daha iyi imkânlarla bir gün yine gideceğim memleketime diyerek uyuyacaktım.

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Yunus şanal | 31 Mart 2018 17:39

    Çağ sana uymuyorsa sen çağa uyacaksın misali, böyle gelişeceğimizi zannederek içine ettigimizin farkında olduğumuzda bütün güzelliklerin,iş işten geçmiş olacak, yüreğine sağlık kardeşim.

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!