Elazığ Depremi ve Veli Göçer!


Cuma akşamı Elazığ Sivrice merkezli 6.8’lik depremde hayatını kaybeden ve yaralanan yurttaşlar oldu. Deprem çevre illerde de hissedildi, komşu Malatya da depremden ciddi boyutta etkilendi. Elazığ’a, Malatya’ya ve ülkemize geçmiş olsun. Hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Her şiddetli deprem sonrasında olduğu gibi yine TV ekranlarında jeoloji uzmanlarını gördük. 1999 yılındaki o acı Gölcük ve Düzce depremlerinden beridir “Türkiye bir deprem ülkesi” diye diye bugünlere geldik.

Yeni yapıları daha güvenli ve sağlam yaparken çok önemli bir şeyi önemsemedik: Eski yapıları dönüştürmeyi!

Elazığ’da daha önce 2010 yılında da Karakoçan ilçesinde bir deprem olmuş, resmî rakamlara göre 51 yurttaşımız hayatını kaybetmişti. Deprem sonrası kerpiç yapılar suçlanmış ama sonrasında ne yapılmıştı?

TV’de konuşan deprem uzmanı bir profesör, “Depreme karşı dayanıksız yapılarla mücadele etmekten ziyade deprem olduktan sonra yaraları sarmaya çalışıyoruz, bu yanlıştır!” diyordu. Sunucu, profesörü daha fazla konuşturmadan, teşekkür ediverdi.

* * *

Kur’an’da “Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, ‘Ona ne oluyor?’ dediği zaman…” diye başlayan Zilzal Suresi’nde depremden bahsedilir.

Ortaokul ve lisedeki coğrafya derslerinde gördüğümüz jeolojik zamanları hatırlıyor musunuz? Yeryüzünün oluşmasında bunların 5 tanesi işlenirdi. İlkel Zaman, Birinci, İkinci Jeolojik Zaman diye devam eder, Paleozoik, Mezozoik gibi ifadelerle de ezberletilirdi!

Örneğin; ilçem Devrekâni’nin Birinci Jeolojik zamanda oluştuğunu bu konu işlenirken fark etmiştim. Bu yanıyla en eski kara oluşumudur ve oluşumunu tamamladığı için de ilçe deprem bölgesi değildir.

Yeryüzünün çeşitli evrelerden geçtiğini, öyle birden bugünkü hâlini almadığını bu konu vesilesiyle öğrenmiştik değil mi? Fakat fecidir ki böyle bir konunun deprem gerçeğiyle beraber işlenerek daha akılda kalıcı olması gerekirken biz işin paleozoik, mezozoik ve tersiyer kısımlarında kalmıştık!

Elbette herkesten, belediyelerin Fen İşleri’ndeki mühendislerin bilgisine sahip olmasını bekleyemeyiz ama ülkemizdeki fay hatlarını da sadece deprem sonrasında TV’lere çıkarılan profesörler vesilesiyle öğrenmeseydik daha iyi olabilirdi sanki!

* * *

Yaklaşık 40 yıldır müteahhitlik yapıp şimdi zenginler listesinin başında olan biri, verdiği röportajda 2000 yılından önce yapılan tüm binalarda deniz kumu ve kalitesiz demir kullanıldığını söylemişti.

Elazığ’daki deprem felaketini yaşayan yurttaşlarımızdan biri de aynı soruna işaret edip müteahhit hırsızlığını hatırlatıyordu. Mahzuni Şerif, türküsünde “Bilmem neden hırsızlığı / Yapan değil bilen zalim!” derken acaba bunları mı kastediyordu?

1999 Depremi’nde de 6286 müteahhit yargılanmış, tek sorumlu olarak Veli Göçer bulunabilmişti! En büyük suçu, soyadına uygun evleri pazarlamasıydı belki de! Göçer’in Yalova Çınarcık’ta sattığı dairelerde yaşayan 167 yurttaşımız 99 Depremi’nde hayatını kaybetmişti.

O da kendisiyle yapılan bir röportajda zemin etüdü yapılmamış bir alana ev yapmayı hatalı buluyor, suçu belediyeye atarak belki de bilmeden çok mühim bir şey söylüyordu: “Bu insanların ölmesini hazırlayan sistemi sorgulamak gerekir!”

* * *

99 Depremi’nde arama kurtarma faaliyetlerinde de kötü bir sınav vermişti ülkemiz. Deprem bölgesinde olup da ona bu kadar yabancı kalma konusunda dünyayı şaşırtmıştık!

Elazığ’daki depremin olduğu akşam, şehirde bulunan bakanların açıklamalarıysa önceki depremlerden sonra yapılan icraatları anlatmaya yönelmişti. Bu işin içinden de siyaset çıkmıştı!

Belediyeler ve sivil toplum kuruluşları, deprem bölgesine yardım için çağrıda bulunurken Kızılay, kısa mesajla yapılabilecek bağış kampanyasını duyurdu, AFAD hesap numarası bilgilerini paylaştı.

Bu gibi felaketlerde bir olmamız çok kıymetli ve artık her felaket sonrası “ibret” sözünü etmekten ileri gidebilmeliyiz. İnşaat sektörüne kâr odaklı bakarken ömrümüzün büyük bir bölümünün geçtiği evleri sağlamlaştırmayı da kâr olarak görmeli!

Depremin hasar tespit çalışmaları devam ederken depremde yıkılan evlerin müteahhitleri, oturulabilir raporu verenleri, yapıların hangi belediye başkanları döneminde yapılıp yükseldiği? gibi soruların sorulacağı yerde iktidarın istediği gibi konuşup yazmayanlara dönük soruşturma açılması da kimseyi şaşırtmamıştır herhâlde!

İstanbul için beklenen büyük depremin habercisi sarsıntılar da yakın zamanda yaşandı. Bunların üzerinden aylar geçmesine karşın yapılan tek şey, hasarlı kamu binalarının boşaltılması ve yurttaşların evlerini kendi imkânlarıyla değiştirmesi oldu.

Ülkemizin, özellikle deprem kuşağındaki eski yapılarını sağlamlaştırma konusunda bir an evvel harekete geçmek için bir başka deprem daha yaşamamak dileğiyle!

* * *

AFAD, UMKE ve Kızılay ekipleri bölgede etkin hâlde çalışırken yardım konusunu şova dönüştürenleri de gördük. Kimi ünlü kişiler, yaptıkları bağışların kayıtlarını paylaşarak “İşte ben bu kadar iyiyim!” demeye çalıştılar sanki! Deprem bölgesine yardımı bile şova dönüştürüp üzerinden kâr etmeye çalışanlar, malzemeden çalan müteahhitten pek de farklı sayılmazlar!

Yardımınızı şova dönüştürmeyin ve felaketzedelerin yerinde bir gün kendinizin de olabileceğini düşünün. Düşünebiliyor musunuz? Yok, hayır, düşünseydiniz böyle yapmazdınız!

1943 yılında meydana gelen Tosya Depremi’ni anlatan bir Rıfat Ilgaz şiiriyle:

“Saat biri otuz beş geçiyor...
Köpekler silkindi uykudan...
Değişti bir anda manzara,
Canlı cansız
Devrildi ne varsa ayakta,
Yok oldu insan emeği...
Döküldü sokaklara insanlar
Ölüler kaldı yerinde...
...
Bozuldu tezgâhlar, düzenler,
Mekik tutan eller kırıldı;
Yarın çeltik fabrikası
İşbaşı çalamaz,
Artık uyandıramaz çalsa da
Yedi yüz Tosyalıyı uykudan!
...
Sabah geç oldu...
Kara haber salındı Ilgaz’a
Yayıldı dört yanına memleketin..."

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!