Genel Sekreter'i kim öldürttü?


Olayların Peşinde

Rehabilitasyon Merkezi’nin çaprazında bulunan Safalan Sitesi’ndeki evinin önüne geldiğinde saat akşam 9 sularıydı. Aslında iş yoğunluğundan ötürü evine daha geç saatlerde geliyordu ama son bir haftadır durum değişmişti.

Aracını park edip site içinde bulunan apartmanın kapısını açtığında üzerine kurşunlar yağdı. Katillerin oraya nasıl geldiği ve uzaklaştığı hiçbir zaman bilinmedi. Çünkü çevredeki kameraların havadaki sisten ötürü net görüntü vermediği öne sürüldü. Olayın meydana geldiği yerin Mehmet Akif Ersoy Mahallesi ve Şehit Şerife Bacı Caddesi oluşu anlamlı bir tesadüftü sanki!

O akşam takvim yaprakları 27 Aralık 2012, Perşembe gününü gösteriyordu. Evinin girişinde öldürülen kişiyse Kastamonu Üniversitesi Genel Sekreteri Muhiddin Sağlam’dı.

Olay sonrasında basına konuşan Kastamonu Üniversitesi’nin o dönemki rektörü Seyit Aydın; saldırıyı “menfur, insanlık dışı” olarak ifade ederken dönemin Kastamonu Milletvekili Mustafa Gökhan Gülşen’se “Karanlık kalmayacaktır bu iş, gerekeni yapacaklar arkadaşlar.” diyecekti.

Olayın üzerinden 7 yıl geçti ve hâlâ soruşturma aşamasında fakat bu soruşturma bir türlü ilerlemiyor. Bu duruma isyan edip babasının faillerinin bir an evvel bulunması için change.org’da imza kampanyası başlatan, Kastamonu Üniversitesi’nde Laborant olarak çalışan oğul Seyfeddin Sağlam’la konuştum:

İmza kampanyası başlatarak olayı tekrar gündeme getirdiniz. Bu vesileyle hâlâ soruşturma sürecinde takılıp kalan olayın iddianame aşamasına geçmesi için önemli bir girişimde bulundunuz...

— Babamın faillerinin bulunması için kampanya başlattım. Olayın çözülmesini aksatan, engelleyen birileri ya da bir şeyler varsa kamuoyunu bilgilendirmek için de faydalı olacağını düşündüm.

Babanız görevdeyken üniversiteye hizmet veren şirketler var, internet haberlerinde iki tanesinin adı da geçiyor. Yaptıkları işlerde usulsüzlükler var. Babanızın da bunlara müsaade etmeyip haksızlığı görmezden gelmediğini anlıyorum. Sorun da galiba buradan çıkıyor.

— Rektörün isteğiyle soruşturma açıyor.

Aslında bu usulsüzlükten rektör de memnun değil!

— En baştan…

Kurulmuş olan bir çark var anlaşılan ve rektör de bundan memnun değil. Babanızdan önce Üniversite Genel Sekreterliği’nde görevli olan ismin bu şirketlerle bir ilişkisi olduğu iddia ediliyor ve hakkında soruşturma açılıyor. Babanızın vefatından sonra tekrar Genel Sekreterlik görevine gelmesi enteresan değil mi?

— Babamdan sonra iki kişi yerine baktı sonra eski genel sekreter mahkeme kararı ile geri geldi, başka bir bilgim yok.

Babanızın olaya yakın işe gidiş gelişlerinde bir isteksizlik fark ettiniz mi?

— Bize hiçbir şey belli etmedi.

Daha önce verdiğiniz röportajda işi için geç saatlere kadar çalışan babanızın, öldürüleceği hafta artık erken saatlerde geldiğinden bahsettiniz. Babanıza bunun nedenini sordunuz mu?

— Merak edip sorduğumda işyerinde stresli olduğunu o yüzden erken geldiğini söyledi. Zaten bir hafta sonra da karşı komşunun haber vermesiyle babamın son hâlinden haberimiz oldu.

“ÖNCE KALP KRİZİ SANDIM!”

Babanızı nasıl bir vaziyette buldunuz?

— Aşağı indiğimde babam yerdeydi, etrafında kan yoktu. Aradım ambulansı, kalp krizi geçirdiğini zannettim. Ambulans geldi, sağlık görevlileri müdahalede bulunup babamı yerden kaldırırken yerde kan vardı ve bir yandan da üstünden damlıyordu. Benim o zaman üzerimden kaynar sular boşandı! Hastaneye kaldırdık ama kurtaramadık! 3 kurşun kalbine sıkılmış ve kalbini paramparça etmiş, bir kurşun da ayağına!

Kamera kayıtları, katillerin arabası, eşkâlleri… Hiçbir şey bilinmiyor. Ama ben babanızın canına kast eden gücün hâlen bu şehirde olduğunu düşünüyorum. Burada başka olaylar da oluyor ama görmeyen bir basın var.

— Evet, görmüyorlar!

“AVUKAT, BİLGİMİZ DIŞINDA AZLEDİLDİ!”

Birilerinden şüphelenip deliller bulup savcılığa suç duyurusunda bulundunuz mu peki?

— Elimizde bir belge yok. Şüphelendiğimiz bir durum olsa bile konuyla alâkalı bir belge dahi vermiyorlar. Neden vermiyorlar? Belli değil! Üniversitenin tuttuğu bir avukat vardı, Ankara’da. 2014 Mart’ında Vekaletnamemiz alındı ama bir gün bir yakınımız, avukatı neden azlettiğimizi sordu. Şok olduk, çünkü biz azletmemiştik.

Nasıl olur? Peki, siz avukatla konu hakkında görüşmediniz mi sonra, azilnameyi istemediniz mi?

— Hayır.

Önceki röportajınızda dönemin Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve Emniyet İl Müdürü’nün FETÖ’den hapiste olduğunu belirttiniz.

— Evet, hepsi hapiste. Ben de bu yüzden şüpheleniyorum. CİMER’e, eskiden BİMER vardı, oraya, hatta MİT’e bile yazdım. Amcalarım birçok siyasetçiye başvurdu, ama bir sonuç alamadık. Hatta Kastamonu Valiliği’ne Erdoğan Bektaş zamanında dilekçe yazdık, dilekçemizi dahi kabul etmediler. Valiliğe sadece Özel Kalem Müdürü üzerinden şifahi olarak dinletebildik kendimizi, bu da bir şey ifade etmiyor!

“BABAM BİR İDEAL İNSANIYDI”

Babanızın çalışma ilkeleri ve hayata bakışı nasıldı?

— Babam bir ideal insanıydı. Karşısındaki de insan olsun yeterdi, onun dünya görüşü için bunu söyleyebilirim. Kendini devlete adamış bir insandı. Sadece burada değil, her yerde böyleydi. Babamın basında çıkan o eski fotoğrafı, ilk görev yeri, Adıyaman Kâhta İlçe Tarım Müdürlüğü. O zaman Ziraat Teknisyeni. Sonra Urfa’ya geçti, o sırada Harran Üniversitesi’nde Ziraat Mühendisliği’ni bitirdi. Oradan Balıkesir Bandırma Merinos Çiftliği’ne geçtik. O sırada Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı hatta en son yanında çalıştığı rektör Seyit Aydın’la o zaman tanışmış.

Üniversitede babanızın ölüm yıl dönümlerinde bir anma yapılıyor mu?

— 27 Aralık’larda sadece üç ya da dört defa mevlit yapıldı. Bu üniversite bünyesinde mi yoksa şahıs girişimiyle mi yapılıyor, onu bilmiyorum.

Olayla ilgili soru soran bir gazete manşeti ya da bir köşe yazısı oldu mu, takip ettiniz mi?

— Hepsi devekuşunu, başka bir tabirle de üç maymunu oynadılar!

Hiçbir araştırma olmadı yani?

— Babamın davasına bakan emniyet müdürleri, savcılar hep gitti, yerine gelenler oldu, onlar da gitti ama kimse bu olayı araştırmadı.

“ENGELLEYEN BİR EL VAR!”

Akıbet ne peki? Soruşturmayla ilgili elinizde bir dosya numaranız var. Takip edebiliyor musunuz? Şu an bir savcının önünde değil mi bu dosya mesela?

— Geçen sefer gitmiştim. Savcının burada olmadığı söylendi. Olayın kolay çözüleceğine dair bir umut göremedim bugüne kadar. Her sene savcılık emniyete, emniyet savcılığa yazı yazar ve o şekilde zaman aşımına uğrar, gider diye korkuyorum. Biri engelliyor, kim engelliyor, bilmiyorum, bir el var, sen git, sen dur, sen kal diyen bir el var!

Babanız iş konuşur muydu evde?

— Hiç konuşmazdı. Öldürüleceğini bilse yine bilgi vermeyecek ruhta bir insandı.

Günlük, ajanda ya da defter tutma huyu var mıydı babanızın?

— Yoktu, hiç tutmazdı. Yazsa bile işi bittikten sonra yırtıp atardı. Yaparsa bunu yapardı, yani ben hiç görmedim.

Olay yaşandıktan sonra makamına gidip özel eşyalarını alabildiniz mi? Eşyaları arasında ilginizi çekecek bir not ya da defter var mıydı? “Şuraya gidilecek, bununla görüşülecek” gibi bir yazı?..

— Aldık, her şeye baktık ama hiçbir bilgi yoktu! Ben babamı şehit olarak görüyorum. Çünkü yapılanları görünce insan şaşırıyor, bu kadar olunca benim aklım almıyor yani! Şu an kelimeler kifayetsiz kalıyor! Konuşamıyorum, nasıl olabilir? diyorum ama cevabını kolay veremiyorum!

Yakınlarınızın ve komşularınızın size karşı tutumları nasıl oldu?

— Babamın vefatından sonra arayıp soranlar, ziyaretimize gelenler oldu, yanımızdaydılar diyebilirim.

Seyfeddin Sağlam’ın change.org’daki imza kampanyası metninden:

“Kastamonu Üniversitesi Genel Sekreteri merhum Muhiddin SAĞLAM 27.12.2012 tarihinde suikast sonrasında şehit düşmüştür. Devlet kurumları maalesef gereken hassasiyeti göstermemiş olup soruşturması 2012’den beri devam etmektedir.

Davası bile başlamamıştır. Oğlu olarak bu kampanyayı başlatmak zorunda kaldım belki birinin vicdanına dokunabilirsem olay çözüme kavuşur ve hatta devlet şehitlik hakkını verebilir.

Bu konuda yardımcı olabilirseniz biz ailesi olarak çok memnun oluruz.”

Muhiddin Sağlam kimdir?

1 Haziran 1967 yılında Çorum İskilip’te dünyaya geldi. İlk memuriyeti Adıyaman Kâhta Tarım Müdürlüğü’ndeydi. Sonra Şanlıurfa’ya tayin oldu ve o sırada Harran Üniversitesi’nde Ziraat Mühendisliği okudu. Daha sonra Balıkesir Bandırma Merinos Çiftliği’nde görevlendirildi ve bir yandan da Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Bundan sonra sırasıyla Burdur Tarım İl Müdürlüğü’nde Şube Müdürü ve Bursa Tarım İl Müdürlüğü’nde de Yüksek Ziraat Mühendisi olarak çalıştı. En son Kastamonu Üniversitesi’nde görev yapan Sağlam, burada da sırasıyla Bilgi İşlem Daire Başkanı ve Genel Sekreter Yardımcısı olarak çalıştı. Bu görevlerinden sonra 4 buçuk ay sürecek Genel Sekreterlik görevinde bulundu.

Genel Sekreterlik görevindeyken 27 Aralık 2012 tarihinde apartmanının girişinde uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetti. Geride eşini ve 5 çocuğunu bıraktı. Olay sırasında beyaz bir araba gördüğünü söyleyenler dışında bugüne kadar katillerine dair en ufak bir ipucu bulunamadı.

Not: Muhiddin Sağlam'ın eski fotoğrafı ve Seyfeddin Sağlam'ın fotoğrafı İHA'dan alınmıştır.

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • hakan | 18 Kasım 2019 02:49

    surda yangin cikti burda araba kaza yapti yok bilmem ne bilmem nereyi ziyaret etti kastamonu spor sununla oynadi. gelecekteki haberler de belli yani.. disaridan baksan helsinki de yasiyorum dersin. birileri acimasizca zenginlesirken birileri ise yiyecek ekmek bulamiyor. ama basin kör sagir dilsiz.. memlekette hukuka adalete kitaplarda yer veriliyor. sistem hirsiza yolsuza arsiza gucluye calisiyor.

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!