İskilipli Âtıf'ın idamı ve bir gelinin intiharı!


İskilipli Âtıf Hoca’nın idam edildiği gün olan 4 Şubat’ta ajanslara, Bursa Yıldırım’da yaşayan 42 yaşındaki bir kadının yatak odasında intihar ettiği ve bir de not bıraktığı haberi düşüyordu.

Güler Koza isimli kadın intihar notuna şunları yazmıştı:

“Eğer ki felç geçirirsem veya ölürsem cenazeme eşim, annem, kaynanam hiç kimse gelmesin. Benim hiç kimsem yok, kimsesizler mezarlığına gömülmek istiyorum. Eşime, anneme, kaynanamlara hakkımı helal etmiyorum. Çocuklarım mezarımı bilsin sadece. Cenazemi eşime ve aileme sakın vermeyin lütfen”

Güler Hanım neler yaşamıştı, bilmiyoruz. Ondan haberdar olmamla 1926 yılında idam edilen İskilipli Âtıf arasında bir bağ kuruyordum. Nasıl mı? Çünkü intihar eden Güler Koza Bursa’ya Çorum İskilip’ten gelin gitmişti.

Eşine, kayınvalidesine ve annesine karşı neden bu kadar tepkiliydi de cenazesinde onları görmek istemiyordu? Bu haber de benzerleri gibi çabucak unutulup gidecekti, iş arayışında olan birkaç sosyolog ve psikolog olaya ilgi gösterir mi, diye de düşünmeden edemeyecektik!

* * *

Peki, İskilipli Âtıf Hoca’nın hikâyesi neydi? Onu idama götüren süreç Frenk Mukallitliği ve Şapka isimli eserini Şapka İnkılabı’ndan bir buçuk sene evvel yazmasıyla başlamıştı.

İskilipli Âtıf, şapkayla ilgili risalesini yayımlayan ve dağıtanlarla beraber tutuklandığında 1925 Şubat’ında başlayan Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu yürürlüktedir.

Bir kesime göre Âtıf Hoca idam cezasını hak ediyor, bir başka kesimse onu “mazlum” olarak nitelendiriyordu.

İskilipli Âtıf’ın idamının, aslında kurucuları arasında olduğu Cemiyet-i Müderrisin’in (sonraki adı Teâli-i İslam) İstanbul Hükümeti baskısıyla 1919’da hazırladığı iddia edilen ve Kuva-yi Milliyeciler aleyhinde olan beyannameden kaynaklandığını ileri sürenler vardır. Bu beyanname Yunan uçaklarıyla Anadolu semalarından atılmış ve halk, Kuva-yi Milliye’ye karşı kışkırtılmaya çalışılmıştır.

Âtıf Hoca’nın, aynı zamanda gazeteci de olan Tahir’ül Mevlevi (Tahir Olgun) ile birlikte beyannameye karşı çıktığı bilgilerine ulaşıyoruz. 1951’de vefat eden Tahir Bey, konuyla ilgili bir şey konuşmadı mı acaba?

Kim haklıydı, kim haksızdı, İstiklâl Mahkemeleri ne kadar hukukiydi? sorular bitmez. Buyurunuz, araştırınız ama “Beni kimsesizler mezarlığına gömün!” diye not bırakarak intihar eden İskilipli gelinleri de unutmayınız!

KASTAMONU POLİS OKULU YOLU!

Polis Meslek Yüksekokulu Yolu’ndan şikâyetçi olan insanlarımız var. Bu yolda neredeyse hendek hâline gelmiş yarılmalar olduğundan yakınıyorlar. Ayrıca yoldan geçen, özellikle de polis okulu araçlarının, son hızla gitmelerinden ötürü bir hız kesici istiyorlar.

Ne oradan geçtim, ne de yerini bilirim! Şehirden 30 km. uzaktaki ilçede yaşayan garip bir yazı işçisiyim ama elçiye de zeval olmaz değil mi? Sayın ilgililer vaziyetle ilgilenmek gerekmiyor mu, ne dersiniz?

ARZU GÖRÜCÜ DİNLEDİNİZ Mİ HİÇ?

Onu aslında bilmeden dinlemişsinizdir. Hani şu meşhur “Dam üstüne çul serer” türküsüyle mutlaka bir yerlerden kulağınıza çalınmıştır sesi.

Grup Dinmeyen’le tanıdığımız, Salkım Söğüt’ten hatırladığımız Arzu Görücü’den bahsediyorum. Onun hakkında bilgi edinmek isteyip interneti gezdiğinizde eserlerini dinleyebilirsiniz yalnızca. Ne bir röportaj ne de bir anlatım… Sahi koca müzik camiası bir Arzu Görücü’yü nasıl görmezden gelmiş ve hâlâ görmezden gelmekte, şaşmamak elde değil!

Kendine ait “Arzuhal” ve “Harman Yeri” isimli 2 albümü de olan Arzu Görücü’den bu yazıdan sonra bir şarkı yahut türkü tutup dinleyiniz, inanın, pişman olmayacaksınız.

Öneri mi istiyorsunuz? “Bir of çeksem”i, “Turnam”ı ve “Tanrıdan Diledim”i pekâlâ tercih edebilirsiniz. Belki bir gün ben de bu kıymetli sanatçımızla bir röportaj yapma şansı yakalayıp sevinirim, kim bilir!

* * *

Ersin Ergün’den bir şiirle:

“titrek bir mum alevinin
havaya bıraktığı bulanık bir is
ve yollara dökülen göz gözü görmez bir sis
değildik biz.

bal değildir
ölüm bana
idam gül değildir bana
geceler çok karanlık
gel düşümdeki sevgilim
ay ışığı yedir bana.

beni yaşamımla sorgula
iki gözüm
beni yüreğimle
beni özümle.
bilimle anla beni
felsefeyle anla beni
tarihle anla beni
ve öyle yargıla.”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!

24Ara

2020 uğursuz muydu?

12Kas
25Eyl

Balkonda kim var?