İstanbul'da Bir Kastamonu Macerası - Selahattin DEMİREL

İstanbul'da Bir Kastamonu Macerası


Neredeyse 2 aydır İstanbul’dan uzağım. İstanbul; tarihi güzellikleri, muhteşem manzarası ve coğrafyasıyla bambaşka bir şehirdir. Nedim boşuna dememiştir: “Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır / Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır” diye.

İstanbul güzeldir güzel olmasına ama büyük şehrin keşmekeşlik özelliklerini de taşır. Son yıllarda bu keşmekeşlik daha da arttı ve gayriresmî rakamlarla 20 milyon insanın yaşadığı bir ülke görünümünü kazandı. Bu şehirden 1 hafta uzakta kalsanız metrobüse ve diğer toplu taşıma araçlarına binmenin inceliklerini unutursunuz mesela. Ben de bu şehrin sokaklarında gezdim, koştum, iş aradım, ağladım, güldüm, âşık oldum, yol bekledim, kalabalıklar arasında kendi yalnızlığımı yaşadım.

İşte şimdi bu şehir, seçimiyle gündemde.

Televizyonu epeydir önemsemiyor, radyoya kaçıyordum. Pazar akşamı bu alışkanlığa bir dur deyip 2 buçuk saati bir programın takibine ayırdım: “Tarihi Buluşma”

Önde gelen siyasilerin bir TV programında bir araya gelmesi 2002 yılından beri olmuyordu. En son Deniz Baykal’la Recep Tayyip Erdoğan’ı görmüştük böyle bir programda ve programı Uğur Dündar yönetmişti. Bendeniz o zaman Lise 1.sınıf öğrencisiydim. Böyle düşününce pazar akşamı televizyona 2 buçuk saatimi ayırdığım için pişman değilim.

Programın en güzel yanı, nezaketin ön planda olması ve en sonda verilen aile fotoğrafıydı. Güzel ülkemiz, yıllardan beri ayrıştırıcı siyaset dilinden çok çekmişken birlikte verilen bu pozun değeri büyüktür.

Adayların konuştuklarından şaşırdığımız bir şey olmadı desek yeridir, zaten bilinenler tekrarlandı ama bu karşılıklı ve nezaket içinde olduğu için kıymeti büyüktü. İmamoğlu’nun konuşmasında; yoksulluk, işsizlik, mültecilerin uyumu, yeşil alan, ulaşım ücretleri gibi sosyal politikalar ağır basarken Yıldırım, geçmişte yapılanlar üzerinden örnekler vermeyi ve bunların devam edeceğini söylemeyi tercih etti, gençlere internet desteğinin üzerinde durdu. Siyasetin normalleşmesi adına önemli bir vesile olmasını dileriz bu programın ama gelin görün ki amigolar yine iş başında!

Nedim, İstanbul’un bir taşına Acem mülkünü feda ederken Yusuf Hayaloğlu da bu şehri “acılar kraliçesi” olarak tanımlamıştı: “Ey İstanbul ey! / Acılar kraliçesi / Umudun ve direncin yorgun anası / Ve ey çıldırmak üzere olmanın çamurlu ikonası”

İki adayın konuşmalarından anladığım şu ki İstanbul’un çilesi kolay bitmeyecek! Öyle ki ya çılgın yapılaşma devam edecek ya da bu yapılaşma mâkûl seviyeye indirilip ulaşım ve yeşil alan için ayrıca uğraşı verilecek. İstanbulluyuysa sabretmek bekleyecek ve büyük şehirde yaşamanın sorumluluğunu taşımaya devam edecekler.

Ülkemizin her şehrinden insanının bulunduğu İstanbul, bu yanıyla Türkiye fotoğrafını oluşturur. Örneğin 3 milyon Kastamonulu İstanbul’u beklemektedir desek kimseyi şaşırtmayız. Kendi şehirlerinde geçindirilmeyen insanlarımız “taşı toprağı altın” diyerek İstanbul’u umut kapısı yapmışlardır. Buradan bakınca İstanbul emekçidir, Boğaz’daki yalılara bakınca da küstah ve kibirli! Bu sebeple de şehre gelen her gurbetçide “sen mi büyüksün, ben mi ey İstanbul?” inatlaşması kaçınılmazdır! Belki de bir motivasyon arayışıdır bu cümle!

Ne program üzerine analiz yapacağım ne de İstanbul güzellemesine devam edeceğim, Hayaloğlu’nun şiiriyle bağlayacağım:

“Hangi caddene dökülsem

O şangur şungur düş kırıkları

Bütün bu ezginler, tükenenler, yerlere serilenler, tutunamayanlar

Sarsmıyor mu seni hiç?

Bunca infilak

Bunca isyan çığlıkları

İstanbul ey İstanbul ey

Acılar kraliçesi

Aldanışların ve hüznün yalancı tanrıçası

Ve ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosması

İntihar anı geldi, beni öpmüyor musun?

Ağlamak istemiyorum, yenildim sana

Hikâyenin özeti bu

Bir istimlâk gibi ödedim ve çiğneyip geçtin maceramı

Şimdi ben suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle

Şimdi ben hangi şehirde soğuturum zonklayıp duran bu yaramı

İstanbul ey İstanbul ey

Acılar kraliçesi

İhanetin ve ihbarların arkadan dolaşan bıçağı

Ve ey ödeşmelerin, yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağı

Beni harcadın ulan!

Beni sattın

Utanmıyor musun?”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Rukkiye Çağlayan | 20 Haziran 2019 16:01

    İstanbul yüreğimizin bir tarafı, güzel şehir, Ne güzel anlatmış yazarımız ince ince eleştirmiş, hayran hayran özlemini dile getirmiş. Seviyoruz seni acıların kraliçesi...

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Ekm

'Düzelicez' mi inşallah?

22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…