'Kastamonu beni bulsun!' Bu kulübü biliyor musunuz? - Selahattin DEMİREL

'Kastamonu beni bulsun!' Bu kulübü biliyor musunuz?


Gönül Dilinden

İnstagramda Kastamonu Edebiyat Kulübü isimli sayfadan haberdar olduğumda ağustos ayıydı ve bir süre sonra Kastamonu’yla edebiyatın yan yana olmasını önemseyerek sayfa sahibiyle iletişim kurmuş, röportaj yapmak istediğimi söylemiştim. Nihayet şubat bitmeden görüştük.

Sayfa yöneticisi, devlet memuru bir Kastamonuluydu. Memur olması hasebiyle ismi, kurumu ve fotoğrafına burada yer vermeyeceğim.

Konuşma boyunca ne kadar ısrar ettiysem de “Ankara beni bulsun!” dedirtemedim ama ben Kastamonu’nun bu sayfayı bulmasını öneriyor ve bir gün gerçek âlemde de bir Kastamonu Edebiyat Kulübü olmasını arzu ediyorum.

@kastamonuedebiyat37 instagram sayfasının sahibiyle Kuzeykent’te bir kafede yaptığım röportaja buyurunuz:

Sayfanızı ne zaman açtınız?

— Yaklaşık 2 yıl önce. Kastamonu, edebiyat açısından zengin bir yer. Aslında sayfayı açma nedenim de bu zenginliği tanıtmaktı. Daha sonra paylaşımlarım, genel edebiyatı kapsamaya başladı.

Sayfa vesilesiyle Kastamonu’da gerçekten edebiyatı sevenlerin olduğunu gördüm. Kitap fuarı ve edebiyatla ilgili söyleşiler olmasını isteyenlerden mesajlar geliyor. Kitap okuma etkinliği talepleri alıyorum mesela.

Yaptınız mı peki?

— Zaman ve plan gerektiren bir şey… Şimdilik bu gibi projeleri erteliyorum. İleriki dönemlerde belki yapabiliriz.

Şaşırtıcı bir mesaj aldınız mı?

— Geçenlerde yayınevinde çalıştığını söyleyen biri, kitap tanıtımıyla ilgili Kastamonu’da program yapmak istediklerini belirterek iletişim kurmak istemişti. Benim de o hafta sonu şehir dışına gitme durumum vardı, bir iletişim kuramamıştık. Onun dışında genelde Kastamonu’da böyle bir sayfanın olmasını ve edebiyata meraklı birisinin bulunması insanları şaşırtıyordu.

Sizinle röportaj yapmak isteyen bir basın görevlisi çıkmadı mı?

— (Gülüyor.) Sizden başka olmadı.

“KASTAMONU’NUN EDEBÎ ZENGİNLİĞİ ANLATILMADI!”

Kastamonu’yla edebiyatı yan yana getirmenizin sebebi?

— Kastamonu’da edebiyata gönül vermiş insanların büyük şehirlerdeki gibi gidebileceği kitap kafe tarzında bir mekân yok. Şehirdeki kitapseverler dağınık hâldeler. Son yıllarda popüler edebiyat dergileriyle de genç bir kitle ilgisini gösteriyor. Şehirde de bunun yansımalarını görebiliyoruz.

Üniversitelilerin sayısının artmasıyla beraber biraz daha etkinlik girişimleri oldu. Bir dönem kitap fuarı denendi.

Bize okullarda Kastamonu anlatılırken edebî zenginliğinden pek bahsedilmemişti. Aslında bu topraklar şair, ressam yetiştirmiş zengin topraklar ama biz bunlardan haberdar olamamışız.

Rıfat Ilgaz’ı biliyoruz, Behçet Necatigil’in gençlik dönemini burada geçirdiğinden pek bahsedilmemiş. Keza, İsmet Özel Abdülhak Hamit İlkokulu’nda okumuş, “İki Kanat” şiiri “Bizim ahşap evimizin kapısı / Kastamonu'da / iki kanatlıydı.” diye başlar mesela.

Kastamonu’nun dinî kimlik açısından da önemli şahsiyetleri var. Hazreti Pir ve evliyalar olsun, anlatılmış, bunlar da önemli. Çoğu kişi bunları bilir ama edebiyat kısmında biraz eksik kalmışız sanırım.

İhsan Ozanoğlu gibi bir değerimiz var, belki gün yüzüne çıkmamış bir sürü eseri vardır. Son birkaç yıldır mezarı başında anma törenleri yapılıyor, sempozyumlar düzenleniyor.

Kastamonu’da Âşık Yorgansız Sokağı vardır mesela. Burada kime sorduysam bu âşığımızı tanımıyor. Hâlbuki Âşık Yorgansız Hakkı, Kastamonu’nun çok önemli bir değeridir.

Günümüzden İbrahim Tenekeci var, Taşköprülü bir şairimizdir. 2019’da Necip Fazıl Şiir Ödülü’nü de aldı ama ben Kastamonu’da İbrahim Tenekeci’nin bir programını hatırlamıyorum. Şehre davet edilmiyor mu, yoksa burada bir kopukluk mu var? diye soruyorum.

“DOSTOYEVSKİ DÖNÜM NOKTAMDIR”

Edebiyata, okumaya olan ilginiz nasıl gelişti?

— İlk gençlik yıllarımda kitaplarla tanıştım. O günden beri de edebiyatı seviyorum. İlk zamanlar meraktan başlamıştım. Dedeme ve babama ait bir kitaplık vardı.

Okuyan büyükleriniz varmış…

— Babam emekli öğretmen. Dedem de okurdu, Tarım Kredi Kooperatifi’nde müdürlük yapmış. Çağına göre okumaya meyilliydi yani. O zamanın gazetelerini alıp köşe yazarlarını okuturdu bize. Hep bu merakla başladık biz de. Daha sonra edebiyatı ve yazarları tanıdıkça daha da arttı. Mesela; benim bu okuma ilgimin dönüm noktası Dostoyevski’dir.

Hangi kitabını okudunuz ilk?

— “Yeraltından Notlar”ıyla başladım, “Beyaz Geceler”le devam ettim. “Suç ve Ceza”, Karamazov Kardeşler” sonra sırayla geldi. Dostoyevski’yi tanıyınca merakım daha da arttı. Onun insan tahlili, psikolojinin derinliklerine inerek yaptığı karakter analizleri çok başka. Bence edebiyat tarihinin en önemli yazarlarından birisidir Dostoyevski. İnsanın ruhundaki derin odalara kadar girebiliyor.

Sonra Oğuz Atay… Modern Türk Edebiyatı’nın başyapıtı “Tutunamayanlar”ı yazmış. Yaşarken değeri anlaşılmamış, öldükten sonra anlaşılmış. Erken yaşta vefat etmiş, yaşasa daha ne tür eserler bırakacaktı bize acaba? “Türkiye’nin Dostoyevski’si” diyorlar ya Oğuz Atay için, onu anlıyorsunuz.

Oğuz Atay’ın ilk okuduğunuz kitabı?..

— İlk okuduğum kitabı “Korkuyu Beklerken”di. 2000’li yılların başında Oğuz Atay’ın yeni yeni keşfedilmeye başladığı yıllarda üniversiteden arkadaşların tavsiyesiyle onu okuduktan sonra “Tutunamayanlar”la tanıştım. Sonra İnebolu doğumlu olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım. Lisede edebiyat derslerinde hiç bahsedilmemişti ondan.

Oğuz Atay zaten müfredatta yoktu ki!

— Yoktu evet.

“EDEBİYATLA KENDİMİ ÖZGÜR HİSSEDİYORUM”

Şimdi ayda bir kitap bitirebiliyor musunuz?

— Çok zor. Kendime bir standart koymuştum. Günlük 5 ya da 10 köşe yazarı takip edecektim. Haftalık ve aylık edebiyat dergileriyle beraber de ayda bir kitap bitirecektim. Bunu uzun süre devam ettirebildim ama şimdi 3 ayda bir kitap bitirebiliyorum desem doğru olur.

Sevindiğim bir şey oldu. Edebiyatla uğraşan insanlar genelde bekârdır, iş-güç ve aile kurmak konusunda da pek bahtları gülmemiştir. Sizin aile sorumluluklarınızla beraber edebiyattan uzak kalmamanızı çok önemli buldum. Demek ki edebiyatla sadece tutunamayanlar ilgilenmiyormuş!

— Rutin iş hayatım ve aile sorumluluklarımla beraber kitaplara ve edebiyata da gönül vermiş biriyim. Edebiyat için “Kendi hikâyemizden başkalarının hikâyeleri gibi ve başkalarının hikâyelerinden kendi hikâyemizmiş gibi bahsedebilme hüneridir.” demişti Orhan Pamuk.

Katılıyorum ben de görüşünüze. Genelde edebiyat, hayata tutunamayanların, hayattan beklediklerini alamayanların yönelip uğraştığı bir alan olarak görülüyor. Ama ben kendimi özgür hissediyorum edebiyatla uğraştığımda. Diğer alanlarda özgür olamayışımın nedeni belki kişisel olabilir.

Aile sorumluluğuyla kitap çatışmıyor değil mi?

— İlk zamanları sorunlar yaşadım. Evliliği evrelere ayırıyorum. Evlilik, çocuk sahibi olmak gibi aşamalar var. İlk başlarda kitap okuyabilirken çocuklar olduktan sonra daha çok onlarla ilgilendiğimiz için kitaplarla bağımız biraz kopmuştu. Ama evliliğin ilk yıllarında akşamları kitap okumalar daha çok oluyordu. Tabii kitaplar sabaha kadar peşinden sürükleyebiliyor insanları. Bu, kimi zaman sorunlara yol açabiliyordu ama daha sonra yavaş yavaş kendimize çekidüzen verdik, eşim konuyu anlayışla karşılamaya başladı.

Eşiniz ilgili midir?

— Benim kadar değildir ama okur. Çocuklara aşılamaya çalışıyoruz bir yandan. Severek yapılacak bir şey. Dikte ederek ya da zorlayarak ödev şeklinde değil de örnek olup sevdirerek yapmaya çalışıyoruz. Evimizde kütüphanemiz var, onlar için faydalı oluyor, istedikleri kitabı seçerek okuyorlar.

“SAYFAMDAN KİMSEYE BAHSETMEDİM!”

Arkadaşlarınız sayfanızdan haberdarlar mı?

— Yok, sayfadan kimseye bahsetmedim. Eğer bu sayfanın bana ait olduğunu bilerek takip ederlerse belki de huzursuz olurum diye düşünüyorum.

Hayatın rutin kalıpları vardır. İş, ev ve dışarıda olmanız gereken kalıplar. Bu kalıpların dışında kendimi daha iyi ifade edebildiğim bir yer bu sayfa. Evde ve işte sürekli edebiyattan bahsedemiyorsun.

Sayfanızla huzur buluyor musunuz?

— Buluyorum evet. Özellikle edebiyat sayfalarını izleyerek de huzur buluyorum.

Çalıştığınız kurumda edebiyatla ilgili kişiler var mı?

— Popüler yazar ve kitapları tercih edenler çoğunlukta. Kitap önerisinde bulunuyor, kütüphanemden kitap da veriyorum. Kitap okuma eğilimi yüksek aslında ama popüler olanlar takip ediliyor.

Ezbere okuyabileceğiniz şiirler var mı?

— Var. Mesela, Attila İlhan’ın şiirlerini ezberlemiştim zamanında.

Eşinize tanışma aşamasında şiir okudunuz mu?

— Özdemir Asaf’ın Lavinia’sını okumuştum. Feridun Düzağaç da bunun bestesini yapmıştı. Ataol Behramoğlu’nun şiirlerinden, Attila İlhan’dan “Ben Sana Mecburum”u ve “Mahur Beste”yi, Ümit Yaşar’ın “Ayten”ini okudum.

Eşiniz şiiri seviyormuş ki bu kadar şiiri okumuşsunuz.

— Şiir karşısında etkilenmeyecek kadın yoktur herhâlde. Ruha hitap ediyor çünkü. Kadınlar genel yapısı itibariyle kendilerine iltifatı sevdikleri için…

Son okuduğunuz kitap?

— Steinbeck’in “Fareler ve İnsanları”nı okudum. Şimdi de Murat Menteş’in “Ruhi Mücerret”ini okuyorum.

İş yerinde okuma fırsatı oluyor mu?

— Kitabımı yanımda götürüyorum ama genelde okuyamadan geri getiriyorum.

“KELİMELER BAZI ANLAMLARA GELMİYOR…”

Yazmakla aranız nasıl?

— Yazmayı denedim ama ben daha çok iyi bir okur olmaya çalışıyorum. Yazmak çok ayrı bir şey… Hep Oğuz Atay’ı örnek veriyorum ama onun “Kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor.” dediği gibi açıklayabiliriz bu konuyu. Aklınızdan geçeni kâğıda yansıtmak zor bir sanat. Bu açıdan yazarlara ve şairlere çok hayranım.

Geleceğe dair hayaliniz, projeniz var mı?

— Memuriyetin dezavantajlarından biri… Hayallerimizi, ideallerimizi biraz öldürüyor. İşe git, işten gel, akşam evde vakit geçir. Kopyala yapıştır günler yaşatıyor insana. Yıllar geçip geriye baktığınızda bunu anlıyorsunuz. 15 yıllık memurum ben, 15 yıldır aynı günleri yaşamışımdır. Yıllık izinlerde belki farklı bir şey yaşamaya çalışıyorsunuz.

Hayattan beklentim, çocuklarımı iyi yetiştirebilmek. Kendimle ilgili farklı bir şey çizemiyorum maalesef! Memuriyet bu fırsatı vermiyor çünkü! Ya da bu kalıp dışında düşünüp yaşama imkânı tanımıyor. Ama bunu tersine çevirebilmişler vardır mesela! Ece Ayhan, Cemal Süreya…

Orhan Veli’nin memurluktan istifa edişi de güzel havalarda olmuştu değil mi?

— (Gülüyor.) Evet, Evkaf’taki memuriyetinden. Orhan Veli gibi gidemiyorum ben. Çünkü sorumluluklarım var. Onun gibi olamadığımız için de şair olamadık zaten!

Özel sektörde çalışıp da buna vakit ayıramayan insanlar da çoğunlukta. Onlar hiçbir şekilde fırsat bulamıyorlar. Memurluk yine özel sektöre bakarak iyi görünüyor.

— İl olarak da şanslıyız aslında bu konuda. Akşam 5 buçukta işten çıktığınızda en geç 6’da evinizde olabiliyorsunuz. Trafik, yol, sabah 6’da kalkma derdiniz yok ve hafta sonu imkânları var ama memurluğa ne kadar idealist başlasanız da kamu kurumlarının iç havası sizi kendine benzetiyor! Memurlar risk almayı sevmeyen insanlardır. En fazla emeklilik hayalleri kurmaya başlıyorsunuz!

“ANKARA BENİ BULSUN DEMİYORUM!”

İnstagram sayfanızla ilgili projeler var mı?

— Okuduğum kitaplardan bahsetme isteğim var ama zaman bulma sıkıntım oluyor. Şiirler ve kitaplar üzerine düşünüp konuşabilmek mesela. Çok takipçim olsun diye bir amacım yok, miktardan çok, nitelik önemli.

“Ankara beni bulsun!” demiyorsunuz yani!

— Yok! Hiçbir zaman demeyi de düşünmüyorum! Amaç için değil de kendimi özgür ve rahat hissettiğim için zevk alarak yapıyorum. Beğeni ve takipçi beklentim yok.

Popüler edebiyat dergilerini takip ediyor musunuz?

— Evet. Ot, Kafa, Bavul’u fırsat buldukça alıp okuyorum. İçerikleri popüler edebiyat ama bu dergilerin içinde önemli yazılara rastlayabiliyorum. Son dönemde ülkemizde edebiyat alanında iyi gelişmeler oldu. Sinemamızın “Eşkıya” filmiyle dönüşümüne benzetiyorum bunu. Yetenekli genç kalemlerle karşılaşıyoruz. Alper Canıgüz, Murat Menteş gibi yazarların yazılarını da görüyorum bu dergilerde. Hece gibi klasik dergilerimizi de takip ediyorum. İnsanlara edebiyatı sevdirmesi açısından önemli buluyorum bu dergileri. Biz de öyle tanıştık çünkü.

Şu an Tarkan’ın “Şıkıdım” şarkısı çalıyor ne düşünüyorsunuz?

— Tarkanı önemsiyorum. Popüler müziğin önemli sesi.

Pop müzikte biraz ucuz, kolay hazmedilir sözler oluyor ama…

— Evet, arabeskte derin sözler vardır mesela. Lise dönemlerimizde arabeski dinlerken herkes böyle burun kıvırırdı. İbrahim Tatlıses’ten dinlediğimiz Burhan Bayar’ın yazdığı şarkılar vardı. Ali Tekintüre vardı, vefat etti. Edebi değeri yüksek sözleri vardı. Fakat bunlar arabesk müzik içinde yer alınca beğenmeyenler de oluyordu. Şimdi baktığımızda bu şarkıları “cover” denilen şekliyle pop müzik içinde tekrar yorumlayanlar oluyor.

Dizi izler misiniz?
— Tutunamayanlar’a başladım. Leyla ile Mecnun’dan sonra bir boşluğa düşmüştük. Babil’i takip ettim. Ücretli platformdaki dizilerden de takip ettiklerim var.

Takipçilerinize bir mesajınız var mı?

— Beni takip etmeye devam etsinler gibi klasik bir şey söylemeyeceğim!

“Ankara beni bulsun!” da demiyorsunuz!

— (Gülüyor.) Yok, demiyorum! Şiiri, edebiyatı, sevsinler, bu bambaşka bir şey! Antidepresan etkisidir kitaplar ve şiirler. Kendinizi ifade edebileceğiniz geniş bir derya var. Beni değil, edebiyatı takip etsinler. Sayfam, okumaya vesile olursa ne mutlu. Daha çok edebiyat takip etsinler, pişman olmayacaklardır.

İnsanlar, gününü şiir okumadan geçirmesinler diye bir yorumum var benim…

— Bence de aynı şekilde. Sonuçta sosyal medyada da sıkça karşınıza çıkabiliyor şiirler. Ama bu Posta Gazetesi’ndeki “Ki öyle yaptım / Ki böyle yaptım” gibi şiirler olmasın! Daha değeri ve anlamı olan; Turgut Uyar, İsmet Özel, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Cahit Külebi’nin şiirlerini okusunlar.

Kastamonu Edebiyat Kulübü'nün instagram adresi:

https://www.instagram.com/kastamonuedebiyat37/

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • a.kadir uzuner | 27 Şubat 2020 14:42

    zevkle okuduk, emeğinize sağlık. facebookda sayfanızı yayınlamanızı tavsiye ederim. hürmetle

  • Ferhat | 25 Şubat 2020 22:44

    Çok güzel bir röportaj olmuş, teşekkür ederim.

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Ekm

'Düzelicez' mi inşallah?

22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…