Katiller Ve Hırsızlar 2018’de Olacak mı?


Kastamonu Merkez’e bağlı Bürme Köyü’nde 5 kişilik Çataloğlu ailesine ait ev yaklaşık 1 ay önce yakıldı, yanan bu evden bir ceset çıktı. Çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen ailenin büyükbaş hayvan hırsızlarının saldırısına uğrayıp evlerinin yakıldığı ve öldürüldüğü iddia ediliyor. Bunu yapanların aynı şehrin bir başka ilçesinden oldukları da iddialar arasında. Şu ana kadar yapılan aramalarda ailenin cesetlerine ulaşılamadı.

Acı olayla ilgili haberleri takip ederken Kastamonu Omcular köyünde de buna benzer bir yangın hadisesinin yaşandığını öğrendik.

1985 Aralık’ında bir öğretmen lojmanı yanmış, ilkokul öğretmeni Ahmet Pek’le beraber 5 kişilik aile can vermiş. Asıl feci olansa bu ailenin yangından önce kesici aletlerle öldürülmüş olmaları gerçeği. Olay faili meçhul olarak kalmış.

Hayvan hırsızlığı hem şehrimizde hem de başka illerde uzun yıllardan beri yapılan bir haydutluk yöntemi. Bu olaydan yola çıkarak köylerde gittikçe azalan nüfustan, köylülerin de birbiri arasındaki gittikçe azalan iletişiminden ve gönül kopukluğundan bahsetmek istiyorum.

Gitgide küçülen bir tarım sektörü var ülkemizde. Bu ülkeyi idare edenler köprü ve otoyollarla ülkenin ilerlediğini sanıp Avrupa’nın bu yönümüzle bizi kıskandığını söyleyecek kadar tuhaflaşabiliyor.

Öyle ya, en son kuru fasulye, barbunya, nohut ve börülce gibi tarım ürünlerinin ithalatında gümrük sıfırlandı, Sırbistan’dan 5 bin ton et almak için anlaşma yapıldı ve Tarım Bakanı’mız bir açıklamasında ithalatla ihracatı birbirine karıştırdı. Sadece beton üzerine kurulu bir ekonomik ilerleme modeliyle bu ithalat merakı da bakanın onu ihracatla karıştırması da gayet normal, şaşılacak bir şey yok! Yine de Sudan’ın kilosu 4 dolardan et satma teklifini “benim üretici kardeşlerimi küstürmemem lazım” diyerek geri çevirdiğini hatırlatarak hakkını teslim edelim Sayın Bakan’ın!

Köy nüfusu gittikçe şehirlere göç etme derdinde. Köyün okuyan çocuklarıysa köye dair bir proje hayalinde değil. Liseden sonra tahsil hayatını bırakan gençleriyse ilçe ve şehir merkezlerinin sigortasız ve asgari ücretten bile yoksun ucuz işçi adayları.

Köyde yaşayıp evlilik çağındaki kızlar “ben köye gelin gitmem, memur isterim!” diyor. Memurlara sorsak onlar da hâlinden memnun değil. “Sen de memnun değilsen asgari ücretli yurttaşlarımız ne yapsın?” diyesi geliyor insanın.

2018 için asgari ücret 1603 TL olarak belirlendi. Üniversiteden mezun olup iş arayışına düştüğümde asgari ücret 739 liraydı, sene 2012!

Bu, gittikçe hayatın pahalılaştığının ve enflasyonun alıp başını gittiğinin göstergesidir.

Asgari ücret üzerinden vaat veren politikacılarımız, enflasyona sebep olan ekonomik tercihlerden vazgeçmeyi ve bunun yerine daha insancıl üretimle hizmetin olması için neler yapılması gerektiğini neden söylemezler, bu uğurda proje geliştirmezler?

Devlet adamlarımızın ağzında bir “büyüme” lafıdır gidiyor. Kendi hısım-akraba ve çocuklarının ticaretlerine bakarak söylüyorlarsa bir “büyüme” olduğu kesin!

Köyler boşalıyor… Betondan başka bir şeyden anlamayan zihniyetin şehirlerde umutsuz insanların sayısını artırırken köyleri de ıssızlaştırması normal bir bakıma. Gençlerse yurtdışına gitme hayallerinden öte geçemiyor. “Bu cennet vatanı cehenneme çeviren anlayıştan ve bu cehennemin zebanilerinden hesap sormadan hiçbir yere gitmek yok, mücadeleye devam!” diyenler de vardır diye ümit ediyorum.

***

Bir seneyi daha bitiriyoruz, doğrusu o bizim ömrümüzden 1 seneyi bitirdi. Ömür takvimimizden 1 yıl daha eksildi! Seneye Allah Kerim…

Kimi eğlenmek için yeni yılı fırsat görürken bendeniz de okuduğum kitabı yeni yıla geçmeden bitirme heyecanına kapılırım. Neden böyle yaparım? Belki de kendimi avutmak için. “O kitaplardan kafanı kaldırmadın ondan bir baltaya sap olamadın!” diye beni eleştiren yakınlarım olsa da bunun namuslu bir gayret olduğuna inanırım. Hata mı ediyorum ne dersiniz?

Bilmem kaç milyon olan büyük ikramiye için piyango bileti kuyruklarında bekleyen Sayın Vatandaş!

Tüm umudunu ona bağlamanın ne büyük bir umutsuzluk olduğunu bilseydin ve senin bu hâline bakıp “alın, alın, çıkar, çıkar, nah çıkar!” diye yanından geçenlerin eleştirisini dikkate alsaydın, daha önce büyük ikramiye kazanarak var olan mutluluklarını da yitirmişlerin hikâyelerine bir göz atsaydın her şey daha farklı olmaz mıydı? Çıkmaz deyin ve oradan ümit beklemeyin!

Kimi, yeni yılı kutlamak adına türlü çıldırmacalar peşinde koşturacak kimi de bu çıldıranları eleştirecek. Hiç kimse de düşünmeyecek bir yıl daha gitti ömrümüzden diye.

Hâlbuki ömrümüzden giden bu yılın muhasebesini yapsak -evet geri gelmeyecek giden günler, çünkü geçen gün ömürden- kaybettiğimiz yakınlarımızı, kırdığımız ve tamir edemediğimiz kalpleri düşünsek, küslükleri, bu gelen yeni yıl bahanesiyle bir telefonla bitirsek fena mı olur? 2019’u göreceğimizin garantisi var mı?

Biliyorum; bu yazıyı bir işsiz, bir yalnız, evli ama mutsuz, mutlu ama bekâr, büyük borçları olan, alacaklarını bir türlü tahsil edemeyen, askere gitmek için ya da kışladan sılasına dönmek için gün sayan, ülkeden umudunu kesip kendini yurtdışına atmak için can atan, yakınları tarafından anlaşılamayan, iktidar yanlısı, muhalif düşünceli birileri okuyacak.

İmkân sahibi çoğu kişi “Benden daha zorda olanlar var mı?” diye düşünmeyecek. Bu hâliyle birçok şeyi beğenmediğinden, kolay mutlu olmadığından utanmayacak belki.

Fakat birileri var ki temel ihtiyaçlarına erişebilmekten yoksun, şu kış günlerinde sokaklarda kendine yer arıyor yahut damı akan evinde ocağı yanmıyor, bir ana-baba şefkatinden mahrum, okula gitmeye hasret, büyükşehirlerde çuval arabalarıyla çöplerden plastik toplayan çocuklar var. Kimi ucuz uyuşturucuların elinde benliğini kurban etmiş zombi gibi geziyor şurda-burda.

Ah! Bir görseniz, görebilseniz onları! Devlet adamlarının kürsülerde okudukları rakamlarda onlar yok, gazeteler, TV’ler, diziler de bahsetmiyor onlardan. Bu trajediler, dramlar, varlık içinde yokluklar devam edecek mi 2018’de? Katiller ve hırsızlar, tecavüzcüler, türlü sapıklar, yalakalar, paraşütle göreve inenler, ilkesiz siyasetçiler olacak mı?

2018’in ülkemizde iş kazalarında, trafikte ölümlerin kolay ve insanca yaşamanın zor olmadığı, terörsüz, darbesiz, darbe girişimsiz bir yıl olmasını temenni edeceğiz. Hâl böyleyken, OHAL’in hız kesmeden devam edip KHK’larla ülkenin yönetilmesi, en ufak eleştirinin bile hainlikle itham edilmesi umarım 2018’de devam etmez.

“Nice yıllara” dememi mi bekliyorsunuz?

Sözü yeraltı edebiyatının ustalarından Bukowski’ye bırakıyorum:

“Nice mutlu yıllara demeyeceğim, çünkü değişen bir şey yok. Günler aynı, insanlar aynı, yalanlar aynı, dekorlar ve sahneler aynı, kandırılanlar aynı. Ve yine aynı olacak; sahte kahkahalar, sıra dışı böğürmeler…”

Geçen gün ömürdendir. Ve 2018… Ülkemiz ve insanlık için her şeyin en güzelini ve hayırlısını Allah’tan dilerim. “Seneye görüşürüz.” diyenleri de ayrıca saygıyla selamlarım…

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Fuat(santralci) | 30 Aralık 2017 20:13

    Çok doğru ve yerin de tespitler yapmışsin çok değerli dostum. Allah herşeyin hayırlısını nasip etsin

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!