Mezarlıktaki Gizemli Kız


Çorum’daki Ulu Mezarlık görevlileri, gecenin bir vakti mezar başında ağlayan bir kız gördü. Sonra bu kızın 3 gece daha mezarlığa geldiğini gördüler ve not bıraktılar: “Her gece oraya gelip neden ağlıyorsun, derdin ne? Yardımcı olalım, bize not bırak”

Ve olanlar oldu. Akşamları Çorum ahalisine büyük bir iş düştü. En son izlediğim haberde, kızı gördüğünü söyleyen çocuk şöyle anlatıyordu: “Abi bildiğin insan!..”

Neyse ki dün Çorum Valiliği bir açıklama yaptı ve mezarlığı geceleri ziyaret eden bu kızın bulunduğunu söyledi. Açıklamadaki şu paragraf beni düşündürdü:

“Günün akşam saatlerinde herhangi bir kişinin özelindeki sebeplerden dolayı mezarlıkta ağlamasının emniyet ve asayişe müessir bir yönü bulunmadığından, idari veya adli herhangi bir işlem yapılmamıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Evet, “herhangi bir kişinin özelindeki sebeplerden dolayı mezarlıkta ağlamasının emniyet ve asayişe müessir bir yönü bulunmadığından…”

Öyle ya! Mezarlıkta ağlamak kamu düzenini bozan, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” eden bir suç değildi ki!

Belki Çorum’daki mezarlığı gece vakti ziyaret ederek bir mezarın başında ağlayan “gizemli kız” bu dünyada olmayan yakınının özleminden, belki de gittikçe daha da yaşanmaz hâle gelen bir dünyada yaşamanın ağırlığından ötürü bu mezarlığı geceleri ziyaret etti ve göz yaşlarına engel olamadı. Toplumumuzun mutat davranışı arife günleri gündüz saatlerinde mezarlıkları ziyaret etmekken o, tuttu bunu gece yaptı ve “gizemli” oluverdi.

Ben de şu dünya hayatından biraz bunalır gibi olunca mezarlıkları ziyaret ederim ama önce bir gasilhaneye giderim. Bir tabut girer, bir tabut çıkar buradan. Gözü yaşlı insanlar, dua eden imamlar, “amin” diyen geride kalanlar ve ben tüm bunlara şahit olarak kendi ölümümü düşünürüm. “Ne zaman?” diye sorup işin içinden çıkamaz gibi olunca aklıma peygamberimizin -ona selam olsun- tavsiye ettiği dua gelir:

“Başına bir musibet geldi diye hiçbiriniz ölümü temenni etmesin. Mutlaka böyle bir şey temenni etmek zorunda kalırsa: ‘Allah’ım, benim için yaşamak hayırlı olduğu sürece beni yaşat, hakkımda ölüm hayırlı olduğu zaman da beni öldür’ desin.”

Cenaze defnindeki insanlara -belki de sizdiniz o- dikkat ettiniz mi, mezara ne kadar da hızlı toprak atarlar ve kürekler elden ele ne kadar da disiplinli dolaşır. Ev temelini atmaya toplayamayacağınız insanlar bitiverir orada ve harıl harıl küreklere sarılırlar. Belki de bir an önce toprağı atıp oradan gitmek isterler, böylece ölümden bir süreliğine de olsa kaçtıklarını sanarlar. Bu da bir görüş! Bilirim, bir-iki kişinin, ter içinde toprak attığı mezarlar da vardır.

Bir türkümüzde şöyle seslenir ozan:

Mezarımı derin de kazın dar olsun yar yar
Altı lale üstü de sümbül bağ olsun yar yar
Ben ölürsem sevdiceğim sağ olsun yar yar

Ah! Mezarlıkta gezen “gizemli kız”! Neler düşündürdün bana böyle! Allah sana da selamet versin, hepimize de…

Anneler Günü

Anama doğru dürüst bir hediye alabilecek param olmadı çoğu zaman, itiraf edeyim, hâlâ da yok! İşte benim gibi parasız çocukları düşünmeyen bir sistem, bize bir günlüğüne vefalı bir çocuk olup annemizi hatırlamamızı söylüyor. Hediye alamadım, diye yerin dibine girmemizse bu sistemin bize emrettiklerinden.

Annelere en büyük hediye, çocuklarının güler yüzü ve mutlu olması. Bunu bile bile kendinizi yormayın. Sadece bir günlüğüne vefalı evlat görünen paralı züppelere de aldanmayın! Biliyorum, siz, annenizi çok seviyorsunuz, yanınızdaysa anneniz bu yazıyı okuduktan sonra ona bir kez daha sarılıp öpeceksiniz belki. Annesi bu dünyada olmayanlar da bir mezarlığa gidip mezar taşına, toprağına su dökecek. “Kavuşacağız anne, bir gün mutlaka…” diyecek. Necip Fazıl da öyle dememiş miydi şiirinde:

Ak saçlı başını alıp eline,

Kara hülyalara dal anneciğim!

O titrek kalbini bahtın yeline,

Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,

Gecenin ardında yine gece var;

Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,

Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,

Kanadın yayılmış, çırpınmak için;

Bu kış yolculuk var, diyorsa için,

Beni de beraber al anneciğim!..

13 Mayıs Soma Maden Faciası

2014 yılındaki maden faciasında 301 yurttaşımız hayatını kaybetmişti. Birçok insan; evlatsız, eşsiz, babasız kaldı. Bu acı olaydan sonra yapılan en önemli işse madenlerde sığınma -yaşam- odalarının kurulması konusundaki hükümet girişimiydi. Daha önce kurulmalarına itiraz edip patronları koruyan hükümet, faciadan sonra bu kararı almak zorunda kaldı.

Kötü bir idare anlayışımız var, kaza olmayınca tedbir almıyoruz ve bir de yüzsüzce Müslümanlıktan bahsediyoruz. Bu mudur tevekkül?

Evet, madenler de madenciler de olacak ama insanlık dışı çalışma olmayacak! Olmamalı da!

Bir Kitap!

2 sene emek verdiğim, bir o kadar da yayınlanması için didindiğim romanım “Piyasayı Sallayan Adam” nihayet Cinius Yayınları’ndan çıktı.

Yüreği hassas ve insaniyetini kaybetmemiş her okuyucuya ulaşmaya çalışıyorum. Belki de o sizsinizdir!

Okuyana da okumayana da teşekkür ederim.

İyi okumalar dostlar. Siz, siz olun, kitapsız olmayın!

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!

24Ara

2020 uğursuz muydu?

12Kas
25Eyl

Balkonda kim var?