"Beni hiç mi sevmedin?" - Selahattin DEMİREL

"Beni hiç mi sevmedin?"


Elindeki telsizi ve işine yeni başladığını belli eden tavrını görünce sordum: Asayiş berkemal mi? “Sayenizde berkemal.” diye karşıladı beni. İsmini bilmediğim bekçi beyden bahsediyorum.

2 hafta önce bir minibüsçü, 16 yaşındaki lise öğrencisi tarafından öldürülmüştü. Sonra babası da azmettiren olarak tutuklanmıştı. Cinayetin sebebi neydi, basınımız pek de bir malumata ulaşamamıştı. Olay yeri incelemede incelenmedik bir şeyler kalmış mıydı? “Öyle bir devir gelecek ki katil neden öldürdüğünü, maktul neden öldüğünü bilmeyecek!” O devir gelmiş miydi yoksa? Geldiyse vay hâlimize!

Peki, bekçi beyin hikâyesi neydi, kim düşüyordu derdine? Kolaylıklar dileyip yürümeye devam ettim. Madem ramazandayız ve pek çok şey karamsarlık aşılar vaziyette, o hâlde biz de geçen seneki ramazanda şahit olunan bir olayı aktaralım:

O yıl İstanbul’da mübarek ayı yapayalnız yaşayan bir garip vardı, kimi zaman duvarlar üstüne geliyor ama o, oralı olmuyordu. Varsın, olmasın, yalnızlık gün gibi ortadaydı! Bir yakını iftara çağırdığında karşılaştığı aile sıcaklığıyla seviniyordu. İşte böylesi bir ramazanda teravihe gitmiş, dönüşteyse gözyaşına mâl olacak bir şey görmüştü.

Liseli çağda bir erkek ve bir kız, apartman girişinde münakaşa hâlindeydiler ve oğlan, kızdan bıkmış gibi konuşuyor, bir an evvel ondan ve oradan uzaklaşmak ister gibi görünüyordu. En sonunda sevimsiz yüzüyle gitmeye yön tuttuğunda, ardından bağırdı kız: “Beni hiç mi sevmedin?” Oğlanın karşılığı hiç de hisli değildi: “Of be! Yeter!”

Kız neredeyse yalvarıyordu ve bu hatır gönül bilmeyen zibidi oğlan, bir kalbi tuzla buz ettiğinden haberdar değildi. Belki de bal gibi her şeyin bilincindeydi de bu yüzyılın hissiz zibidi rolünü oynamaya kitlemişti kendini. Oğlan yürüdü gitti, kızsa gözyaşları içinde evinin yolunu tuttu. Gittiğinde nasıl bir ev hâliyle karşılaşmıştı ve bu olayı şimdi hatırlıyor muydu? Bilinmiyor!

İşte bu görüntüye şahit olan İstanbul yalnızımız da fena olmuştu. Kızın sözü, kahramanımızın kulaklarında çınlıyordu. Peki, onu seven de bulunmamış mıydı? İbo’nun “Bulamadım” şarkısının bu durumla hiç mi hiç ilgisi yoktu, meseleyi karıştırmayın! Baharı yaz uğruna, aşkı naz uğruna tüketenlerden de değildi. Bir şey ayan beyan ortadaydı: Bu, gittikçe yaşanmaz hâle gelen-getirilen canına yandığımızın dünyasında artık ne namuslu-dürüst aşklara yer vardı ne de harbi âşıklara. “Of be! Yeter!” deyip çekip gidiyordu vefasızlar, bize de bu hicranın kaydını düşmek görevi düşüyordu galiba, haksız mıyım?

Haklılığımı bir Metin Eloğlu şiiriyle kanıtlayayım da yazıyı da bağlamış olalım:

“Yaşamak istiyorum

Yaşamak istiyorsun

Yaşamak istiyor

Böyle şiir olmaz, diyeceksin; biliyorum.

Ama böyle dünya olur mu?

Böyle barış olur mu?

Böyle hürriyet olur mu?

Böyle kardeşlik olur mu?

Biliyorum ki, katlanıver, diyeceksin;

Ama böyle yaşamak olur mu!”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Ekm

'Düzelicez' mi inşallah?

22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…