Yurduntepe ve Tuğçe Kazaz! - Selahattin DEMİREL

Yurduntepe ve Tuğçe Kazaz!


Yurduntepe Kayak Merkezi pazar günü açıldı. Tesisin yapımı için 60 milyon lira harcandı, bu paranın 10 milyonu İl Özel İdaresi bütçesinden, kalanı da Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Spor Toto’dan temin edildi.

Bir buçuk ay önce özel sektörce işletilmesi için ihaleye çıkarılan Yurduntepe’ye hiç kimse ilgi göstermemiş, ikinci bir ihaleye çıkacak vakit olmadığından işletme, İl Özel İdaresi’nde kalmıştı.

Turizm, bir şehrin gelişmesinde elbette çok kıymetli... “Batı Karadeniz’in en uzun kayak pistii” unvanına sahip bu tesisin yapımında çalışan emekçileri selamlarım ama değerli büyüklerime de sormak isterim: Acaba tesisin getirisine güvenilmediğinden mi, yoksa kriz ortamından ötürü mü işletme ihalesine kimse tenezzül etmedi?

Tesisin açılışıyla ilgili sosyal medyadaki yorumlardan birisi beni biraz tebessüm ettirdi. Yorumcular, aralarında konuşurken “Fabrika niye açmıyorsunuz, bu da nesi?” diyor, buna karşıysa “Turizm de bacasız sanayidir emicaa.” cevabı veriliyordu. Bu yorumların hepsini çöpe atmamıza neden olacak başka bir görüşse gecikmiyordu: “Ne güzel olur! Kastamonu’ya gelen yukarıdan aşağıya kayar gider…”

Ilgaz Yurduntepe’nin; Bursa’nın Uludağ’ı ve Bolu’nun Kartalkaya’sı gibi sık tercih edilen kayak merkezlerinden biri olmasını temenni ederim ve uyarmadan edemem: Yukarıdan aşağıya kayarken kimse sakın bir yerini incitmesin!

TUĞÇE HANIM ve ATATÜRK ARAŞTIRMASI!

YouTube kanalı ve sosyal medya üzerinden videoyla görüş bildirmek pek bir moda. Bunun çok sayıda alıcısı da var. Bu işe eski mankenlerimizden Tuğçe Kazaz Hanım da ilgi göstermiş ve bir YouTube kanalı açmış.

İlk videosu Atatürk ve cumhuriyet üzerine olmuş fakat Tuğçe Hanım bu konu hakkında görüş bildirirken videoda kendisinden başka bir şey göremiyoruz. Video yorumdan oluşuyor. Ne bir kitap ne bir araştırma, öyle “gereksiz” şeylerle izleyici yorulmak istenmemiş!

Etekten giriyor, şorttan çıkıyor ve “ahlâksızlık” tespitiyle siyaset bilimcilere saç baş yolduracak yorumlarını sıralıyor Tuğçe Hanım. Bu “değerli” yorumlardan CHP de payını alıyor ve “belki bir başka videoda daha görüşürüz.” diye anlaşılabilecek vedasıyla izleyenleri 13 dakika sonra kanalından uğurluyor.

Elbette Atatürk de cumhuriyet de eleştirilebilir, haklarında yorumda bulunulabilir. Fakat toplumumuzun bugünkü yozlaşmış hâlinin bütün faturasını cumhuriyet dönemine çıkarmak ne kadar âdil olur?

Tuğçe Kazaz 15 yıl önce Yunanlı sevgilisiyle evlenmeden Ortodoks olmuş, 3 yıl süren evlilikten sonra da Müslümanlığa dönmüştü.

Sayın Kazaz eğer YouTube’daki kanal işine özeniyorsa ve hassas konulara değinmeye devam edecekse bir kameraman yardımıyla sokakları gezip insanlarla konuşmasını öneririz.

Mesela; Atatürk ve cumhuriyet konusunda yurttaşlarımıza fikirlerini sorsun ve bunu yaparken de İstanbul’un orta hâlli ve yoksul semtleriyle zengin semtlerini gezsin. Kahvehaneler, kafeler, mahalleler, insanlar neredeyse…

Yok, eğer masa başında fikir beyan etmeye devam edecekse konuyla alâkalı birkaç kitap bari okusun da “araştırmacı” kimliği ön plana çıksın! İlk kitabı da rahmetli Ahmet Taner Kışlalı hocamızın “Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği” olabilir mesela! Ne dersiniz Tuğçe Hanım?

İMAM BUNU YAPARSA…

Çorum’da bir camide sabah ezanı okundu, namazın sünneti kılındı. Sünnetten sonra biraz beklenip güneş doğmadan evvel farzı kılma usulü uygulanırken caminin müezziniyle imamı arasında kapı kapatma meselesiyle başlayan bir tartışma yaşandı.

İş, bununla kalmadı, bu iki din görevlisi birbirlerine saldırdı. Arbede sırasında kulak ve yüz kısmından yaralandılar, cami cemaatinin araya girmesiyle ayrıldılar. Kavganın sonunda hastaneye giden imam ve müezzin darp raporu aldı.

Olayı haberlerden öğrenince şaşırdığımı söyleyemem. Cemaat yapacağını yaparken imamla müezzinin boş durması beklenemezdi ama bu sefer cami cemaatinin uhuletle suhuleti sağladığını görünce umutlarım yeşerdi diyebilirim!

Peki, kavgadan sonra sabah namazının farzını kim kıldırdı? Haberde bu bilgi yer almıyor ama kavga eden bu din görevlisine kıldıkları namaz, okudukları Kur’an da hiçbir şey anlatamadı, öğretemedi mi Allah aşına?

Merak etmeyin, son kullanma tarihi olan bu dünyanın da sonu yaklaşıyor, bunlar onun habercisi! Hadi yine iyisiniz, yazım vesilesiyle önemli bir konudan daha haberdar oldunuz fena mı?

Tayfun Talipoğlu’ndan bir şiirle:

ertelenen sevdaların

bedelini ödemiyor yaşam

o zaman şimdi, sımsıkı tutup yüreklerimizi

bir kez daha yitirmemek için geleceği

suskunluğu bozmanın zamanı gelmedi mi

özlemek yetmiyor

özlemleri sıraya koymak gerek

hikâyenin bu yerinde

varsayımlar üzerine kurulan gelecekte

eğilmeden bükülmeden varmak için hedefe

kaçakçısı olmadan duyguların

yakalayabilirsek birlikteliği

bugün de bizim yarın da...”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Ekm

'Düzelicez' mi inşallah?

22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…