Yüzüklerini satan âşıklar ve bozulan ekmekler!


Meşhur öyküdür. Evli bir çift, yaklaşan yılbaşı için birbirlerine hediye almak isterler fakat yoksulluk fena hâlde onları silkelemektedir. Della adındaki kadının tarifsiz güzel saçları, eşi Jim’inse dede yadigârı altın bir saati vardır.

Parasızlığın cenderesinde inleyen çiftimizin birbirlerine olan sevgisi yılbaşını hediyesiz geçirmeye müsaade etmez. Önce kadın o tarifsiz güzellikteki saçlarını bir peruk mağazasına satar ve aldığı parayla eşinin dede yadigârı saatine zincir alır. O güzel saçları artık yoktur ama sevdiğine aldığı zincirle yeni yıla daha bir mutlu ve umutlu girecektir.

Adam eve geldiğinde karısının saçlarının artık olmadığını geç de olsa fark eder. Asıl şaşkınlığı, o güzel saçlar için aldığı kıymetli tarakların artık bir işe yaramayacağı ve karısının ona aldığı zincirin hiçbir şey ifade etmemesiyle yaşar! Çünkü adam da bu pahalı lüks taraklar için dede yadigârı saatini satmıştır ama öykü yazarımız bize mutlu bir son sunar. Çiftimiz birbirine sarılır, hiçbir işe yaramayan hediyeleriyle mutludurlar. Çünkü o yılbaşında kimse bu kadar değerli hediyeler alamamıştır!

O. Henry’nin “Bir Noel Hediyesi” isimli bu öyküsü her yılbaşında internette dolanır, ve yazarı pek de merak edilmez!

Geçen akşam haberlerde iş arayan üniversite mezunu bir çiftimizin evlilik yüzüklerini sattığı konu edilmişti. Bir yandan iş arıyor, bir yandan da ayakta durmaya çalışıyorlardı.

Asıl adı William Sydney Porter olan yazar O. Henry de gerçekten zor zamanlar yaşamış, içinde gazeteciliğin de olduğu çeşitli işlerde çalışmış, hatta bir bankada veznedarken zimmetine para geçirmekle suçlanmıştı.

Bu suçtan ötürü aylarca kaçak yaşayan yazar, gezerken edindiği izlenimleri daha sonra öykülerinde kullanacaktı. Ağır hasta olan karısının haberini alıp yanına geldiğinde artık kaçak yaşamak istemiyordu. Mahkeme insafa geldi ve yazarın, günleri sayılı olan karısının yanında kalmasına izin verdi. Eşinin ölümünden sonraki yargılamadaysa hep sustu, hiç kendini savunmadı O. Henry.

Haberde yüzüklerini satan çifti görünce O. Henry’nin bu öyküsü aklıma geldi. Yazar, mahkemede susarak “sükût, ikrardan gelir.” şiarınca acaba suçlamaları kabul mü etmişti, bilmiyoruz ama yargılama sonunda 5 yıl hapis cezasına çarptırılacaktı.

Günümüzün iş arayan evli çiftleri ve yazdıklarının maddi karşılığını alamayan yazarları yoksulluğun farklı boyutlarında yaşarken bir yılın daha son günü gelecekti işte!

DEVRİM DEVAM EDECEK Mİ?

Yerli otomobil sonunda kendini belli etti ve 2022 yılında Bursa Gemlik’te üretileceği kesinleşti. Elektrikli motoruyla SUV ve sedan olarak üretilecek arabaları yollarımızda görmeyi heyecanla bekliyoruz.

Otomobil üretme konusunda geç kalmış, hatta çok talihsiz de bir süreç yaşamıştık. 1961 yılında 4 buçuk ay içinde üretilen Devrim otomobilleri ne yazık ki darbeci zihniyetin kurbanı olmuştu! Hâlbuki aynı darbe yönetimi aracın üretilmesini istemiş, ciddi de bir bütçe ayırmıştı.

29 Ekim 1961 günü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel meclisin önünde benzin ikmali yapılmayan Devrim’in direksiyonuna geçmiş fakat 100 km sonra biten benzinle araba durmuştu. Diğer Devrim’e geçen Gürsel Anıtkabir’e kadar sorunsuz gitmişti fakat inerken sinirli bir hâlde “Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk.” der.

Üretim büyük bir özveriyle yapılıp araçlar ortaya çıktığında depolarına tedbir amaçlı az konulan benzinin kurbanı mı olmuşlardı? Yoksa sinirlenen cumhurbaşkanının hışmına mı uğramıştı? Olaydan sonra kimse bir daha konuyu hatırlatmamış, Devrim mühendislerine ve işçilerine teşekkür dahi edilmemişti.

Bugünkü yerli otomobilimizde de farklı bir talihsizlik yaşamamak dileğiyle!

ÖNCE EKMEKLER Mİ BOZULDU?

Oktay Akbal, 1946’da yayımlanan ilk öykü kitabı olan “Önce Ekmekler Bozuldu”da savaş ortamındaki Türkiye’nin, 40’lı yıllarda karneye bağlanan ve içinde buğdayın zor bulunduğu tek tip ekmek uygulamasından bahsederek aslında ekmeklerle beraber pek çok şeyin bozulduğunu vurgular.

İnönü iktidarı biraz da savaş korkusuyla millete yokluğu yaşatıp karaborsacıları zengin etmişti ama ya bugün? Dikkat ediyor musunuz, hamur kıvamından çıkıp iyice pişmiş bir ekmeği bulabilmek hiç de kolay değil!

Köy ekmeği diye alınan ekmeklerde bile hazır yaş maya kullanılıyor, bir seferinde iyi yakaladığınız hamur kıvamını aylar sonra ancak bulabiliyorsunuz! Üstelik köylerde bile artık fırın yapılmıyor, fırınlardan ya da köye gelen ekmekçilerden ekmek alınıyor!

Hâlbuki köylerde belli bir sıraya göre bir fırın yakılıp tüm köylü ekmeğini yapsa da ayrı ayrı ekmek yapma israfından kaçınılsa! Ve her şeyden önemlisi ekmekler aşka ve şevkle yapılsa!

Ekmeğe hasretiz. Sayın fırıncılar! Daha fazla ekmek satma hırsıyla özenmeyerek yaptığınız ekmeklerle belki zengin olabilirsiniz ama millete yedirdiğiniz her sağlıksız ekmeğin vebali büyüktür! Yahu siz yaptığınız ekmekleri hiç yemiyor musunuz?

Oktay Akbal şöyle yazmıştı öyküsünde:

“Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey... Çünkü yeryüzünde savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürüyorlardı. Savaş kelimesi dünyanın her yerinde en çok kullanılan söz olmuştu. Radyolarda marşlar, nutuklar şaşkın insan sürülerinin üzerine savruluyor, gazeteler korkuyla okunuyordu...”(Cumhuriyet Kitapları)

Söylemeye dilimiz varmıyor ama önce ekmekler değil, insanlar bozuldu! Bu doymazlık, bu bereketsizlik hep bu yüzden! Üstelik yazarın bahsettiği savaş hâlâ devam ediyor, adı da “Daha fazla para kazanma savaşı!”

YENİ YILDAN NELER BEKLİYORSUNUZ?

Bu soru çok mühimdir! Her sene aynı dileklerle “Savaşsız, mutlu, huzurlu bir yıl olsun!” denir fakat daha yeni yılın ilk gününde eski yıldan kalan ne kadar kepazelik varsa devam eder!

Gülay şarkısında ne güzel söylüyor: “Takvimlerden haberin yok mu? Geçiyor yıllar…” diye! Ömür takvimimizin bir sayısını daha geride bıraktık işte. Olanlar oldu, kalan sayılardan habersizce umutla ve gayretle devam edeceğiz. Asık suratlı ve karamsar bir yaşamak insana yakışmaz!

Yeni yılda Hak’tan dileğim; iyi şeylerin, kötülerden daha çok olduğu ve insanın insana tutunabildiği günleri görebilmektir!

Murathan Mungan’dan yılın son gününe uygun bir şiirle:

“bir yıl daha bitiyor

düşlerim, tasarılarım, yarım kalmış onca şey

her yıl biraz daha kısalıyor öncekinden

bana mı öyle geliyor

yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman

insan yaşlanırken?

kırdım mı, incittim mi birilerini

kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?

kendimi yineledim mi yazdıklarımda?..

borçlarımı ödedim mi?

doğru seçtim mi soruların fiillerini?

...

ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?

geri verdim mi aldıklarımı:

aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları

kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?

yokladım mı duygularımı

hâlâ sevebiliyor muyum insanları?

ovmalı gümüşlerimi, bakırlarımı, cila geçmeli ahşaplarıma

ovmalı umutları,

saklı tutmalı gelecek inancını,

yarınları eksik etmemeli ağzımızdan...”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!