Şevket ÖZSOY

Hayatın kalbi

Şevket ÖZSOY

  • 1058

Daha önceki bir yazımda insanın maddi ve manevi hayatının  “kalp merkezli” olduğu konusu üzerinde durmuş, diğer organlarımızın ve akıl ve sır gibi manevi latifelerimizin bu merkeze bağlı olduklarını ve sağlıklı olmalarının da kalbin sağlığına bağlı olduğu gerçeğini anlatmaya ve açıklamaya çalışmıştım.

Bu yazımda ise toplum hayatının  ruhu ve kalbi mesabesinde olan mabedlerden; cami ve mescidlerden bahsetmek istiyorum.

İLK EV/ İLK MABED

“Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke'deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt/ev (Kâbe)dir.” (Âl-i İmran, 96)

Yüce kitabımız Kur’ân-ı Mu’cizül Beyan’da bize bildirildiğine göre, yeryüzünde yapılan “ilk ev” aynı zamanda “ilk mabed”tir. Bu ilk mabed, yani ibadet yeri bildiğimiz gibi KÂBE’dir ki, ilk yapılışı  ilk insan olan Hz. Adem(a.s.) zamanında gerçekleşmiştir. Hatta temelinin daha önceden melekler tarafından atıldığı söylenir ki; insanoğlu henüz dünyaya gönderilmeden önce kendisi için hazırlanan bir evin, aynı zamanda bir mabed yani ibadet yeri olması, insan ve toplum hayatında inanç ve ibadetin, dolayısıyla da ibadethanelerin ne kadar hayatî bir değer taşıdığını bizlere gösteren çok önemli bir işaret olsa gerektir.

Nitekim Rasûlullah aleyhisselamın da, Medine’ye geldiklerinde de ilk işi bir mescid yapmak olmuştur. Hatta Medine’ye girmezden evvel geçici olarak bir süre konakladıkları Kuba’da da Kuba Mescidi’ni inşa etmişlerdi. Bu ve benzeri örnekler bize gösteriyor ki, özellikle İslâm toplumunda hayatın merkezinde mescid vardır, cami vardır. Ancak bu mescid ve camiler temelde Allah’a ibadet için yapılmış ve tahsis edilmiş yerler olmalarının yanında, özellikle asr-ı saadette sosyal ve yönetimsel meselelerin de görüşüldüğü ve halledildiği mekanlar olmuştur. Hatta Hz. Peygamber (asv) elçileri bile Mescid’inde kabul ediyordu.

Manevî yönden de cami ve mescidler gerçekten içeri girenlere ruhanî yönden tarifi imkansız denilebilecek haz ve duygular yaşatır. Hatta namaz kılmak için değil sadece içerisini gezip görmek için girenler bile, insanı içten kuşatan çok farklı bir atmosfer içine girdiklerini yakinen hissederler. Ben şahsen, İstanbul’da henüz bir öğrenci iken gezdirdiğim turistlerin, Müslüman olmadıkları halde camilere girdiklerinde nasıl mutlu olduklarını yüz ifadelerinden okuduğumu, hatta sözleri ile de itiraf ettiklerini hala hatırlarım. Sadece camilerin manevi havasından etkilenerek Müslüman olan kişiler olduğu bilinen bir gerçektir. Bunlardan birisi de ünlü İngiliz şarkıcı Cat Stevens’ın (Yusuf İslâm) ağabeyi  David, Kudüs'te bir camide görüp, içimi rahatlattı diyerek aldığı Kur'an-ı Kerim'i, Cat Stevens'a hediye etti ve böylece İslamiyet`e geçişi başlamış oldu. Her ikisi de bu vesile ile Müslüman olmuşlardır.

Yusuf İslâm bu durumu şöyle anlatır. “1975′de ağabeyim, Kudüs şehrini ziyarete gitmişti. Ziyaret programında Mescid-i Aksa da bulunuyordu. Camiye girer girmez içinde barışçı, doyurucu garip hisler belirince, bana hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bu dinden, yani İslam’dan bahseden bir kart atmıştı.”

Camilere olan ihtiyacı yurt dışında yaşayan gurbetçi kardeşlerimiz çok daha fazla hissettiklerinden yaşadıkları bölgelere mümkün oldukça hemen bir cami ve külliye yapmaya çalışıyorlar. Bu mekanlar onlar için hem bir araya gelme ve kaynaşma vesilesi olurken, gerek kişisel gerekse ailevî bir çok sıkıntı ve problemlerini de buralarda, özellikle de din adamlarımıza sorup danışarak çözme imkânı buluyorlar.  Bu yüzden cami görevlilerimiz günümüzde kendilerini çok daha iyi yetiştirmek zorundalar. Din ilimlerinin yanında,  insan ve toplum psikolojisini, hatta en azından bir yabancı dili iyi bilmeleri gerekiyor.

Din toplumların ve milletlerin ruhu hükmündedir. Ruhsuz bir bedenin yaşaması mümkün olmadığı gibi, dinsiz ya da dinden uzak yaşayan toplumların da sağlıklı ve mutlu bir hayat sürmeleri mümkün değildir. Din millî birliğimizin de en önemli ve başat unsurudur. Dinin sembolü olan cami ve mescitler de ilk insanla birlikte Kâbe’den başlayarak hayatın merkezinde olduğu ölçüde insanlar mutlu ve huzurlu olmuşlar, hem kendileri hem de birbirleri ile barışık yaşamışlardır. Yalnız bir şartla ki, bu kutsal mekanlar temiz tutulduğu ve amacına uygun kullanıldığı sürece… Tıpkı insanın KALBİ gibi… Kalp kötü duygu ve düşüncelerden arındırıldığı ölçüde insanı iyiye ve hayra yönlendirir; kin, nefret ve kıskançlıkla kirlenmiş kalpler sahibini hayra değil şerre sevk eder. Tıpkı bir zamanlar Kutsal Kâbe’nin putlarla dolu olması gibi.. Aslında putlar, yalancı ilahlar gönüllerde, kalplerde idi. İşte insanoğlunun bu iç alemindeki kirlilik dışa, fizik aleme de yansıyor; “Allah Evi” olan Kâbe’yi ve dolayısıyla hayatı da kirletiyordu… Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, insanlar faizle sömürülüyor, ırz ve namuslar ticaret metaı haline getiriliyordu.

“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe,18)

ARZDAN ARŞA KÂBE – CAMİLER KÂBE’NİN ŞUBELERİDİR

Yazımı çok önemli bir meseleye dikkat çekerek tamamlamak istiyorum. Ehlinden öğrendiğimize göre Kâbe-i Şerif, temellerinden itibaren arzın/dünyanın merkezine kadar Kâbe olma özelliği devam eder ve bu bölge Kâbe dışında hiçbir amaçla kullanılamaz. Aynı şekilde tavanından itibaren manevi bir koridor şeklinde yükselerek arşa kadar Kâbe özelliği devam eder. Cami ve mescidler de Kâbe’nin yeryüzündeki şubeleridir ve Kâbe’nin özelliklerini taşır. Bu nedenledir ki, cami ve mescidler de arzdan-arşa mabed hükmündedirler ve camilerin ne altı ne de üstü ibadethane dışında hiçbir amaçla kullanılamaz. Camilerin altına gelir getirsin diye dükkan ve benzeri hiçbir dünyevî yapı yapılamaz. Hele tuvalet hiç mi hiç yapılmaz.  Tarihî hiçbir cami ve mescidde böyle bir uygulama yapılmamıştır. Kiliselerde bile böyle bir uygulama yoktur. Son yıllarda bazı camilerimizde yapılan bu yanlış uygulamaya tez elden son verilmelidir. Camiler Beytullah/Allah evi mesabesindedir ve sadece O’na kulluk ve O’nun dinini anlatmak için tahsis edilmiş mekânlardır. Camilerimizden başlayarak, toplumsal hayatımızı Allah’ın(CC) rızasına uygun olarak yeniden dizayn ve İHYA etme zamanı geldi ve geçiyor diye düşünüyorum.

Konuyla ilgili güzel ve anlamlı bir vecize:
“DİN HAYATIN HAYATI, HEM NURU HEM ESASI. İHYA-YI DİN İLE OLUR, ŞU MİLLETİN İHYASI.(canlanması, kalkınması)” (Bediüzzaman)

Yazarın Diğer Yazıları