Köylü: 'Ilgaz Tünelinin Durdurulmasına Engel Olduk'

TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili ve AK Parti Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü, '17 Aralık'ta AK Parti hükümetine yönelik operasyon yapıldı' dedi.

  • 703
Köylü: 'Ilgaz Tünelinin Durdurulmasına Engel Olduk'
TAKİP ET Google News ile Takip Et

KÖYLÜ: "17 ARALIK OPERASYONU HÜKÜMETE KARŞI YAPILDI"
TBMM ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ VE AK PARTİ KASTAMONU MİLLETVEKİLİ HAKKI KÖYLÜ: 
“TÜRKİYE’DE İSTİKRARI BOZACAK HÜKÜMETİ DÜŞÜRECEK ÇALIŞMALAR YAPILIYOR”
“ILGAZ TÜNELİNİN DURDURULMASINA BİZ ENGEL OLDUK”

VEDAT YUNUS İKİZOĞLU (İHA)
TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili ve AK Parti Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü, "17 Aralık’ta AK Parti hükümetine yönelik operasyon yapıldı" dedi.
Köylü, AK Parti Kastamonu Belediye Başkan Adayı Tahsin Babaş ile birlikte Dortek Kapı ve Çelik Kapı fabrikasını ziyaret etti. Dortek Kapı ve Çelik Kapı Yönetim Kurulu Başkanı Sami Ceritoğlu ile bir araya gelen Köylü, ardından fabrika çalışanlarıyla bir süre sohbet etti. Fabrika çalışanlarına son günlerdeki olaylarla ilgili bilgi veren Köylü, şöyle konuştu: “Bizim belediye başkan adayımız, her zaman protokolde gördüğünüz bir isim değil, gazetelerde veya farklı yerlerde gördüğünüz bir sima değil. Bizim adayımız, sadece halkına hizmet eden birisidir. Bizim partimizde hizmet partisidir. Biz başka işler peşinde değiliz. Kastamonu halkının teveccühü ile hizmet eden bir adayla hizmet eden bir partiyi bir araya getirip sizlerin huzurunuza çıktık. Sizlerinde bunu takdir edip destek vereceğinizden hiç şüphemiz yok.”
“TÜRKİYE’DE HÜKÜMETİ DÜŞÜRECEK ÇALIŞMALAR YAPILIYOR”
30 Mart’ta yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerine değinen Köylü, bu seçimlerin normal bir zamanda yapılan seçimlerin ötesine geçtiğini belirterek, “Türkiye, bin yıldır Anadolu’da ve bin yıldan beri Türkiye’nin kalkınmasına başka devletler her zaman engel olmuşlardır" dedi. 
Türkiye'nin daha önce savunma sanayisindeki ihtiyaçlarını diğer ülkelerden karşıladığını anlatan Köylü, şöyle konuştu: "Uçağını, helikopterini, tankını, İHA’sını bunun gibi bütün savunma sanayisinde kullandıklarını ihale yaparak yurt dışından alıyordu. Fakat şimdi Türkiye, ben artık bildiğiniz eski Türkiye değilim diyor. Bu dünyada bende varım, benim yerim burası değil demeye başladı. Artık topu kendimiz üretip satmaya başladık. Kendi uçağını üreten, kendi tankını üreten, kendi İHA’sını üreten bir ülke konumuna geldik. Uçak projemizi başlattık inşallah 20 yıla kadar savaş uçakları dahil kendimiz üreteceğiz. Tankı kendimiz yapıp satıyoruz. Bunların dışında Sayın Başbakanımız ‘uçak gemisi yapmaya başladık’ diye açıklama yaptı. Şimdi diğer devletler, ‘bizden artık bunları almıyor ama bunun yanında bizim pazarlarımıza girdiler’ diye tepki göstermeye başladı."
Türkiye'nin siyasi olarak dünyanın her yerinde olmaya başladığını anlatan Köylü, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bölgesine hakim, Asya’da Afrika’da veya diğer kıtalarda konuşulan bir ülke konumuna geldi. Bir ay içerisinde 120 milyar liralık bir ihale gerçekleştirildi. Dünyada bunun emsali başka bir ülke yok. Marmaray, Hızlı Tren, 3. Boğaz Köprüsü, 3. Havalimanı yani Almanya’nın bütün işlerini bitirecek bir havalimanı olacak. Dünyanın en büyük havalimanlarından biri olacak, İzmir-İstanbul otoyolu ile nükleer santraller, bunlar gündeme gelince diğer ülkeler tepki göstermeye başladı. Birçok kişiye zarar verdi."
HÜKÜMETİ DÜŞÜRMEK İSTEDİLER
Türkiye, Ortadoğu ile ilgilenmeye başlayınca başta İsrail olmak üzere bazı ülkelere, küresel şirketlere, ABD’ye, Almanya’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya zarar verdiğini anlatan Köylü, şunları söyledi: "Bunun üzerine hem ekonomik yönden hem de siyasi yönden diğer ülkelere zarar verip söz sahibi olmaya başlayınca Türkiye, bunu bir şekilde önlememiz gerekiyor şeklinde birlik oldu. Bunların vasıtasıyla harekete geçtiler. Belki bizde burada, biraz geç kaldık. Yani içimizdeki geç tespit ettik ya da bildikte böyle bir ihanet olabileceğini düşünemedik. Şimdi Kastamonu’yu düşünelim. Cemaate mensup insanlar var. Bunlar, cemaat ne yapıyor. Okul, yurt yapıyor, öğrenci okutuyor, hayır işlerinde bulunuyor. Bende bu cemaate yardım edeyim diyor. Ama bu yardımların nereye gittiğini bilmiyorlar. Bir cami derneğine 5 kuruş kestiğinizde makbuz keser. Kesmezse hesabı sorulur. Fakat cemaate giden paraların hiç hesabı sorulmuyor. Makbuz falan ortada yok. Herkesten bir miktar para topluyorlar. Bu paralarla birileri zengin oluyor. Bunun dışında yukarıdan birileri de başkalarının güdümüne giriyor. Türkiye’nin içerisinde memleketin istikrarını bozacak, altını oyacak hükümeti düşürecek çalışmalar var.” 
“BU ÜLKEDE YOLSUZLUKLA EN ÇOK AK PARTİ MÜCADELE ETTİ”
Yaşanan süreç ve gelişmeler sonrasında konunun 17 Aralık’ta AK Parti hükümetine yönelik yapılan operasyonlara kadar geldiğine dikkat çeken Köylü, sözlerine şöyle devam etti: “Bu ülkede yolsuzlukla en çok mücadele eden AK Parti’dir. Eğer bir yerde varsa biz bununla mücadele ediyoruz. Bu yolsuzluk dosyasını rafa kaldırdığımız falan yok. Eski bakanlarla ve bakan çocuklarıyla ilgili soruşturma devam ediyor. Muhalefet kafanızı karıştırmasın. Bakanlarımızla ilgili, cumhuriyet savcıları, ellerindeki kimlerle ilgili ise soruşturmayı yapıp bitirdikten sonra ya dava açar ya da takipsizlik kararı verir. Ondan sonra şu isimler hakkında bakanların bu işe bulaştığını gördük der ve bunları Türkiye Büyük Millet Meclisine bu belgeleri gönderir. Meclis, soruşturma komisyonu kurar ve bu komisyon bakanlarla olan kısmını soruşturur. Bu komisyon soruşturma sonunda bakanlarla ilgili suç tespit ederse dosyayı Yüce Divan'a gönderir. Suç tespit edemezse dosyayı kapatır ve geri gönderir. Sistem böyle çalışır." Cumhuriyet savcıları, bu evrakı bitirmeden meclisin harekete geçme imkanı olmadığını anlatan Köylü, şöyle konuştu: "Bu yüzden meclis bakanlar hakkında bir işlem yapmıyor. Üzerini örttüğüm bir durum yok. Bunu muhalefet sadece koz olarak kullanıyor. Hatta istese muhalefetin 55 milletvekili ile soruşturma komisyonu kurdurma yetkisi var. Şuan muhalefet niye bulunmuyor. Çünkü usulsüz olduğunu bildikleri için talepte bulunmuyorlar. Çünkü daha savcılıktan dosya henüz meclise gelmedi. Sadece bize, kurmuyorsunuz diye bağırıyorlar. İstese bunlarda kurdurabiliyor. Onlarda bu işe yanaşmıyor. Çünkü mevzuat bu işe henüz müsait değil. Burada 230 arkadaşımız çalışıyor. Türkiye’de istikrar olmasaydı bu arkadaşlar burada çalışabilir miydi? İstikrar olmasa bu firma ayakta durabilir mi? Bunun gibi nice firmalar ayakta duruyor.”
“ILGAZ TÜNELİNİN DURDURULMASINA BİZ ENGEL OLDUK”
Kastamonu’da Ilgaz Tüneli’nin delindiğini ve herkesin bu işten mutlu olduğunu ifade eden Köylü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ilgaz Tüneli’nin durdurulduğunu siz gördünüz mü? Durduğunu biliyor musunuz? Ilgaz Tüneli durmuştu. Ilgaz Tüneli, durma safhasına geldi, eğer müdahale etmeseydik. Çünkü bu tüneli yapan vatandaşın bütün varlığına el koydular. Hepsine el koydular. Atadan, dededen, babadan kimden ne kaldıysa el koydular. Sadece onun değil 7 tane yapılması planlanan büyük projeleri yapanların hepsinin mal varlığına el koydular. Bunun kanunda, hukukta falan yeri yok. Bu kanunu yazanlardan bir tanesiyim. Savcılar, polisten evraklar geldi, kapağını hiç açmadan iki satır bir yazıyla bu işadamların bütün mal varlıklarına el koydular. Mantıklı düşünüldüğünde neden başkalarına dokunulmadığına anlıyoruz."
Türkiye’de büyük iş yapan ve ülkenin kalkınmasına büyük katkı sunan bu işadamlarına zarar vermek istendiğini anlatan Köylü, şunları söyledi: "İşte ihanet tam burada çıkıyor. İstemediler bu büyük projelerin yapılmasını. Bunları durdurarak Türkiye’nin ilerlemesini engellemek istediler. Türkiye’de bazı bunlara kanat geren, onlara yardımcı olan ya da içerisinde ihanet eden kişiler vasıtasıyla yapmak istediler. Cemaatin savcısı, hakimi, polisi var. En açık sivil toplum kuruluşu ve en detaylı sivil toplum kuruluşu siyasi partilerdir. Siyasi partilerde kişileri tanırsınız, yönetimini tanırsınız, teşkilatını tanırsınız ve bu insanları çok iyi bilirsiniz. Bu partilerin programı, tüzüğü vardır. Yanlış yapamazlar. Her harcadıkları para kuruşu kuruşuna Anayasa Mahkemesi tarafından hesaba tutulur. Ama hakim veya savcı, bu partilere üye olamaz. Bu kadar şeffaf olduğu halde belli bir görüşü vardır. Bu hoş değildir. Eğer hakim veya savcı, bir yere aday oldu ise bir daha geri dönemez. Sistem böyle kurgulanmıştır. Eğer bu, böyle ise ne olduğu belli olmayan başında kim vardır bilinmeyen, neyi nereden alır verir bilinmeyen tamamen sisli, tamamen fulü bir yapının içerisinde ve bir yerlere bağlı bir cemaatin içinde bir hakim veya savcı olabilir mi? Polis teşkilatından birisi olabilir mi? Hayır olamaz. Ama maalesef oldu. Buna da açıkçası bizlerde çanak tutmuşuz. Ama zararı bir zaman hesap edilemedi, fakat bugün meydana çıktı.”
“NEREDE BİR TÜRK VARSA ORAYA YARDIM ETTİK”
Muhalefet partileri tarafından kendilerine ‘her tarafa yardım yaptınız, fakat Türkleri ihmal ettiniz’ şeklinde söylemlerin olduğuna dikkat çeken TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili ve AK Parti Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü, şöyle konuştu: “Suriye meselesinde CHP’nin tavrı belli hiç konuşmaya gerek yok. Kendilerine göre hesap kitapları var. Ama MHP, ‘siz, dışarıdaki Türkleri savunmuyorsunuz, Türklerin haklarını korumuyorsunuz’ diyorlar. Yani Doğu Türkistan’daki Türklerden bahsediyorlar. Devlet olarak ne yapılması gerekirse oraya da yapıyoruz. Ama tutup da Çin’de komünizmi ortadan kaldıracak halimiz yok. Çin, komünist bir ülkedir. Çin’in uygulaması başkadır. Ama buna rağmen resmi olarak diplomatik yollarla her şeyi yapıyoruz. Nerede bir Türk var, nerede bir Türk eseri var bu hükümet oradadır. Onların hepsini ayağa kaldırmıştır. Hepsine yardım etmiştir.” 
Suriye’de 3 milyon Türk’ün yaşadığına işaret eden Köylü, şunları kaydetti: “Tek dayanakları Türkiye’dir. Suriye’deki iç savaşta 16 bin Türk’ün öldürüldüğünü söylüyorlar. Hemen kapımızın önündeki bir ülkede yaşanıyor. Biz, kalkıp burada yaşayan Türklere yardım ediyoruz. Savaşa giriyoruz desek zaten bu insanlar en başta karşı çıkar. Fakat biz, çeşitli yollarla burada yaşayan Türklere yardım ediyoruz. Türkleri sevdiğini söyleyenlere sesleniyorum. Peki, bu kadar Türkleri seviyorsunuz da neden ağzınızdan 'O, TIR’lar nereye gidiyordu. O TIR’ların içerisinde ne vardı, o TIR’ları niye saklıyorsunuz’ diye her gün bağırıyorsunuz. Nereye gidiyordu o TIR’lar? Suriye’ye gidiyordu. Suriye’ye gittiğini biliyorlar. Suriye’deki Türklere de yardım ettiklerini biliyorlar. Savaşmıyoruz fakat onların savaşabilmesi için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bunları gizli gönderiyoruz, zaten devlet olarak açıktan böyle bir şey gönderemezsiniz. Amaçları, bu TIR’ların içerisinden silah çıksın, ondan sonra bizlerde, ‘bunlar el kaide'ye yardım ediyorlar’ diyelim ve dünyaya, Türkiye terörü yardım ediyor diye listeye almasını amaçlıyorlardı. CHP, zaten bunu yapıyor ama MHP’ye ben çok kızıyorum. Hem Türkleri savunacaksınız hem de çıkıp ‘bu TIR’larda ne vardı’ diye soruyorsunuz. Sonuç itibariyle, bu TIR’ların Suriye’ye girmesi birkaç gün gecikti.”
“SURİYE’DEKİ TÜRKLER 500 YILLIK VATANLARINDAN SÜRÜLDÜ”
Suriye’deki Türklerin 500 yıllık vatanlarından sürüldüğünü hatırlatan Köylü, sözlerine şöyle devam etti: “Suriye’deki 3 milyon Türk, 50 senedir Beşar Esad rejiminin baskısı altında inledi. Şu an çok daha mı iyi durumdalar, hayır, çok daha kötü durumdalar. Devlet her türlü riski alarak buradaki Türklere yardım etmek istiyor. Bu TIR’lar, bu Türklere yardım için gidiyordu. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın kontrolü altında gönderiliyordu. İçinde ne vardı? Bu sefer de onu soruyorlar. Sana ne, ne varsa var. İçinde yardım malzemesi var. Bunun içerisine her şey girebilir. Ne oldu TIR’larla uğraştınız? 4 gün sonra oradaki Türkleri evlerinden, yurtlarından attılar. 500 senelik vatanlarından sürdüler. Memnun mu oldunuz buna, sevindiniz mi? Hani nerede o Türkleri seviyordunuz. TIR mücadelesi yaparken hani nerede kaldı Türklük, nerede kaldı Milliyetçilik. Yazık değil miydi bu insanlara, bu insanlar vatanlarını terk etmek zorunda kaldı. Şimdi geri alabilir misiniz, alamazsınız. Eğer sen, vatanımı milletimi seviyorum ve bu ülkenin dışında da yaşayan Türklerin sahibiyim diyorsan, bunu yapmayacaktın. Siyaset için bu, yapılacak bir şey değildi. Bir devletin yaptığı her şey, ulu orta yerde açıklanacak şeyler değildir. Diğer ülkeler neler yapıyor, bunlardan kimin haberi var. Kimsenin haberi yok. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun sizin yaptığınız siyasete, yazıklar olsun sizin milliyetçiliğinize, vatanseverliğinize. Orada ki Türkleri mahvettikten sonra nasıl Türkçülükten, milliyetçilikten bahsedersiniz? Ama bütün bunlara rağmen bu hükümet, bu millet, bu devlet onların hakkını koruyacaktır, korumaya devam edecektir."
Milli İstihbarat Teşkilatı ile ilgili bir kanun çıkardıklarını anlatan Köylü, şunları söyledi: "Biz, artık MİT’in dışarıda çalışmasını istiyoruz. Yönünü dışarıya çevirmesi gerekiyor. Şimdiye kadar MİT, içeride Ahmet’in Mehmet’in oğlu, kızı ne yaptı bunlarla ilgilendi. Biz, bunu artık istemiyoruz. İçerideki olayları ya da istihbaratı emniyetin, jandarmanın istihbaratı var, bunlar takip etsin. Ama MİT, artık yönünü dışarıya çıkarıp dışarıda kim ne yapıyor haberdar olacak, gerekirse bir ülkede operasyon dahi yapabilecek. Bu kanunla, biz MİT’in çalışmasını değiştirmeyi çalışıyoruz. Ama buna da, karşı çıkıyorlar. Diğer ülkelerin istihbarat teşkilatları ne yapıyorsa, bundan sonra artık Türkiye’nin istihbaratı diğer ülkeler gibi gerekirse operasyon dahi yapacak ve bilgi toplayacak. Kimse buna engel olamayacak.”
“30 MART, TÜRKİYE’NİN VAR OLMA SEÇİMİDİR”
Türkiye’nin 30 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde dış güçlere karşı var olma mücadelesi olduğunu vurgulayan Köylü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu var olma mücadelesidir. Türkiye artık silkelenecek, biz istikrardan yanayız. Parti ve ufak tefek hesapları bir kenara bırakmamız gerekiyor. Hizmet, kim yaparsa biz onun başımızın üzerine koyarız. Ama bu, seçim sadece belediye başkanı seçimi değil. Türkiye’nin dik durma seçimidir. Dışarıya karşı var olma seçimidir. Biz, varız var olacağız, bize başka bir devletin oyun oynamasına müsaade etmeyeceğiz seçimidir. Sizden bunu düşünerek bu seçimde oy kullanmanızı istiyoruz. Eğer, Başbakanın dışında bir başka birisi olsaydı, bu badireleri atlatamazdı. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıkmamız ve destek vermemiz gerekiyor.
Belediye başkanlığı seçimi ama bu sadece belediye başkanlığı seçimi değildir. Dış güçlere rağmen bir mücadele, bir muharebedir. Sandıkta yapılacak bir mücadele, sandıkta verilecek bir muharebedir. Silahlı mücadele değildir. İşte sandıkta sizden bunu bekliyoruz. Belediye seçimlerinde il genel meclisi üyeliklerinde, köyde, kentte her yerde bunu bekliyoruz.”