Dyt. Güner ERBAY

Okul çağı çocuklarında beslenme

Dyt. Güner ERBAY

  • 1056

İlkokul çağı çocuklarının beslenmesi, yetişkin beslenmesiyle benzer midir? Bunun cevabına hiç düşünmeden hemen herkes hayır diyebilir. Neden farklıdırın cevabı ise ayan beyandır hepimize. Elbette büyüdükleri için!. Büyümek ciddi bir iştir.

Büyümek vücut için zorlu bir süreçtir. Bütün sistemlerin sağlıklı olmasını ve son kapasitede çalışmasını gerektirir. Hücrelerin hepsi de bölünüp bölünüp çoğalacak ki büyüyebilsin. Sağlıksızlık durumlarında hastalanınca büyüme durur. Vücut alınan bütün enerji ve besin ögelerini iyileşebilmek, tekrar sağlıklı hale geçiş yapabilmek için harcar.

Fazladan bir işlem yapmak fazladan enerji gerektirir. Çoğalmak, büyüyebilmek için fazladan enerjiye ve fazladan proteine gereksinim duyulur. Oyun oynamak ve üst düzeyde hareket etmek bu yaşın doğası gereği yapılan eylemlerdendir. Bu hareketliliği sağlamak için ilave enerji gerekir. Enerji kaynakları ise temiz olmalıdır. Temiz enerji, kimyasallarla kirlenmemiş, rafine edilerek faydalı maddeleri alınmamış besinlerle olur. Bunun yanında, enerji üretimi esnasında, mümkün mertebe en az atık madde bırakılmalıdır ki vücut oksitlenip paslanmasın. Son zamanlarda beslenmede karbonhidratlar neredeyse tamamen kaybolup yok olup gidecek. Herkeste onlara karşı bir düşmanlıktır gidiyor. Günah keçisi oldu zavallılar. Oysa ki karbonhidratlar en elverişli şekilde enerjiye dönüştürülen besin ögesidir, çünkü enerjiye dönüşürken en az atık maddeyi onlar oluştururlar. Öyle ki neredeyse hiç atık madde bırakmazlar. Böylece kanın asit baz dengesine de katkı sağlanmış olur.. Elbette kompleks karbonhidratları kastediyorum. Yani kepekli pirinci, tam buğday unundan yapılmış ekmekleri, yulaf ezmesinden, arpa göcesinden, bulgurdan bahsediyorum. Yağlar enerjiye dönüşürken daha fazla atık ürün bırakır. Proteinleri hiç söylemiyorum çünkü onlar enerjiye çevrilmek için değil büyümek, vücudun hasarlarını tamir etmek içindir.

Yağlarda ilk sırayı soğuk sıkım sızma zeytinyağı, ikinci sırayı otlayan inekten elde edilen tereyağı, üçüncü sırayı ise ayçiçek yağı alır. Bunların her biri belli oranlarda zeytin yağına ağırlık verilerek kullanılabilir.

Okul çağındaki çocuklar; günlük olarak iki su bardağı süt yahut yoğurt, otuz, elli gram peynir, bir yumurta, dört yumurta büyüklüğünde et tüketmelidirler. Bunlara ilaveten kilosu normal olanlar sınırlama olmadan pilav, çorba, ekmek gibi tahıllarla enerjiyi tamamlamalı, salata, sebze yemekleri ve günde iki porsiyon meyve ile vitamin ihtiyacını karşılamalıdır. Et yenmediğinde yerine mercimek çorbası, yeşil mercimek yemeği, nohut, bezelye veya kuru fasulye gibi kurubaklagil yemekleri de tüketilebilir. Bunlar tüketildiğinde, içlerine et, kıyma ilave edilirse, çocuklar için daha uygun hale gelirler.

Bu oranlar tutturulduğunda çocuklarımızı yeterli ve dengeli besliyoruz demektir. Çocuklara salata sevdirilmelidir. Sevdirilebilmesi, bir alışkanlık kazandırılabilmesi ve gerekli vitamin ihtiyacının temini için yemek masasının olmazsa olmazı salatalardır. Anne baba yemek seçmemelidir ki çocukta yemek seçmesin. Öğün aralarında abur cubur yedirilerek iştahının kapanmasına meydan verilmemeli, zorunlu kalındığı durumlarda yemekten hemen sonra verilmelidir. Özellikle okul çantasına koyulan  atıştırmalıklar için kuru meyvelerin (incir, kayısı gibi) ceviz ve fındık doldurulmuş halleri kullanılabilir. Yine cevizli sucuk şeklinde yapılan kömeler de atıştırmalıkların ikinci seçeneği olurlar. Okul çantalarında kimi zaman tahin helvası da ara öğün için iyi bir seçenek olabilir.

Çocukların, düzgün yemek yeme alışkanlığı edinmesini sağlayabilmek için; bebekler yemek yemeğe başlamadan çok önce sofraya oturtulmalıdır. Böylece sofrada kendi kendine yemek yemeye özendirilmeli fakat ısrarcı olunmamalıdır ki hevesi uçup gitmesin. Sofra adabıyla ilgili kuralları bu dönemde rafa kaldırabiliriz. Sofrada özgürce davranabilmeli, sınırlandırılmamalıdır. Biraz gürültü çıkarması sorun edilmemeli. Kırılan tabaklar bardaklar, fazla yüz verilmeden hoş karşılanabilmeli, kaşık çatal kullanımında tavizkar olunmalı, kimi zaman elleri ile yemesini göz ardı edebilmeliyiz. Bu zamana değin, kaşık çatal kullanmayı kim öğrenememiş ki. Kısacası masada oturmak ona eğlenceli gelmeli; hepsinden daha da önemlisi, yemek ortamı huzurlu olmalı, sorunlar konuşulmamalıdır. Hoş sohbetin eşlik ettiği sofraların insana verdiği mutluluğu, pek az durum yaşatır insana. İnsanlar başka hiçbir zaman mutlu olmaya sofraya oturdukları anki kadar hazır ve istekli olmazlar. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir! Yeni eğitim ve öğretim yılında tüm çocuklara sağlık ve başarılar diliyor hepsini o güzel yanaklarından öpüyorum. MUCUK.

Sevgilerimle,

Yazarın Diğer Yazıları