Dyt. Güner ERBAY

Tren masalı

Dyt. Güner ERBAY

  • 316

Mayıs ayındaydı. Karabük'ten Yenice'ye trenle gitmek istedim. Çocukluğumun tren hattında bir kez daha yolcu olayım, kızıma da çocukluğumun en güzel hatıralarından birisini bizzat yaşatayım istedim. Trenin penceresinden başımızı uzatıp, kıvrılan bedenini gösterecektim ona. Elimizle burnumuzun dibinde olan yemyeşil ağaçların yapraklarına dokunacaktık. Pencereden çıkardıģımız başımızla, trenin hızı ölçüsünde ki hava akımını yüzümüzde hissedip çığlıklar atacaktık yemyeşil doğaya beraberce!

Çocukluğum doğumumdan sekiz dokuz yaşlarına değin, bu tren hattında geçti diyebilirim. Yenice'de yaşıyorduk ve Yenice dünyaya sadece bu tren hattı ile bağlıydı. Sık sık Karabük'e giderdik. Çok uzun bir yolculuk değildi bu! Yarım saat belki kırkbeş dakika! Önemli olan süresi değildi zaten önemli olan tren haricinde başka bir yolculuk imkanının olmamasıydı. Gerçi beş yaşımdayken upuzun bir tren yolculuğu da yapmıştım. Ankara'dan İzmir'e yataklı kompartmanda gitmiştik ve ben bu yolculuğun keyfini unutamıyorum. Yolculuğumuzun büyük bir kısmını uykuda geçirsek bile, sabah gözümüzü, trenin kocaman penceresinden görünen manzarayla açmak muazzamdı doğrusu. Tren seyahatlerinin en muhteşem manzarası köprü geçişleridir. Tren yollarının köprüleri muhteşemdir. Muhteşemlikleri köprülerin yüksekliklerinde yatar. Kara yolu yapılmaya müsait olmayan, dik arazilerde yer alan tren yolları, haliyle yolcularına olağanın dışında manzaralar sunar. Muhteşemdir bu manzaralar; başka hiçbir taşıt çeşitinde bu imkan yakalanamaz. Masalsı bir seyahat imkanıdır tren. Bu nedenle olsa gerek TRT Belgeselde tren yollarının muhteşem köprülerini gösteren bir belgesel yayınlanıyor. Avrupa ve Amerika'daki tren köprüleri bunlar. Bizde de böyle bir belgesel neden yapılmasın diyor insan. Böyle bir belgesel için, yapılmış hazır bir çalışma da var üstelik! Cumhuriyetin başlangıcından bu yana yapılmış olan köprüleri anlatan KÖPRÜYET adı ile basılmış bir kitabımız var! Yazarı Hülya Sönmez Schaap. Yazarın ablası doktorumuz ile Safranbolu Devlet Hastanesinde yıllarca beraber teşriki mesai yapmıştık. Şimdi de aynı sitede komşuluk yapmak kitaptan haberdar olmamı sağladı!

köpriyet

Bir gün önceden istasyona gidip yeni duruma bir bakayım istedim. Mazide kalan trenimden çok daha güzel olan bir trene binecektik nasılsa ama yine de cicim söz konusu olduğu için ön keşif yapmak iyi olur dedim. Ne de olsa benim yolculuklarımın üstünden elli yıl geçti!.. Trene binişi inişi görmeli, cicim için sorun olabilir mi bakmalıydım. Sonuçta rahatlıkla her yere tırmanabilen bir çocuk değil benim cicim. Tekerlekli sandalyesini nereye koyacağımı da belirlemeliydim. Umarım, yeni trenlerde de kompartman vardır diyerek, istasyonun yolunu tuttum.

İstasyon hafızamdaki aynı istasyondu. Hiç değişmemiş! Değişmeyenlerden çok hoşlanırım. Zamana direnmek, direnebilmek harikuladedir benim için! Tren istasyonlarının hemen hepsi de zamana direnir böyle. Nasıl mümkün oluyor bu direniş diye baktığımızda, binaların yapılış tarzından oldugunu idrak ederiz. Taş binalar dayanıklıdır zamana! Tabii sadece bu değil, onların bunca senedir değişmeden kalmalarına sebep bir etken daha var ve bu taştan daha etkili. Tren taşımacılığı Atatürk'ten sonra biraz üvey evlat muamelesi görmüş. Gözden sürme edilmiş o. Böyle de olunca unutulmuş bir köşede, neredeyse kaderine terk edilmiş. Yoksa hafazanallah istasyon binalarını da yıkıp yeni gıcır çok katlı betonarme binalar kondururduk elbet! Neyse işte benim çocukluğumun istasyonunu böylelikle aynı halde bulabildim çok şükür! Küçük bir bölümü iki katlı olan tek katlı uzunca bir taş bina! Görüpte içine girince, ılık ılık bir şey aktı bu taş binaya kalbimden. Görevlilerle konuştuk hemen, trenin kalkış, iniş ve dönüş saatlerini öğrendik. Tüm görevlilere nazik ilgi ve alakaları için teşekkür ediyorum. Tam o sırada tren de geldi. İçine bir girip çıkayım, bakayım dedim. Her vagonda otobüs nizamında koltuklar vardı. Tercihim kompartman olsa da buna da razıydım. Kompartman yokmuş artık! Belki başka başka hatlarda çalışan başka trenlerde vardır bilmiyorum fakat bizim trenimizde yoktu. Olsun, çok mühimsemedim!

Trene adımımı atar atmaz yoğun bir plastik kokusu hissettim. Vagona girdiğimde de aynı koku devam etti. Üstelik tren oldukça kirliydi. Pencerelerindeki tozdan neredeyse dışarısı görülemiyordu ve koltukların durumu da hiç iç açıcı değildi. Neye uğradığımı şaşırmış bir halde attım kendimi dışarı. Tozu kiri de tolere edip, inatla bu yolculuğu yapmayı ne çok istedim bir bilseniz fakat plastik kokusu dayanılır gibi değildi! Tahminim trenin tabanı plastik bir madde ile örtülmüş ve içeride de bu kokuyordu. Biliyorsunuz plastik sağlığa son derece zararlı bir madde. Solunumla bunu yolculara zorunlu olarak solutmak da neyin nesi, anlamak mümkün değil elbette. Büyük bir hayal kırıklığı ile evimin yolunu tuttum. Anılarımın güzelliğinde kalsın istedim tren! Hafızamdan sildim son görüntüyü alelacele hemen.

Benim tren yolculuğu teşebbüsüm hüsranla sonuçlansa da, bir şiirim var tren istasyonlarıyla ilgili. Gözümü açtığımda tanıştığım bu taşıt ve mekanları bende silinmez izler bıraktı elbet. Tren ve istasyonları bir nevi masal demek benim için. Yeni deneyimler bu masalı bozmamalı, tersine yeni güzellikler ilave etmeli değil mi?!!!

İSTASYONLARIM

Her sabah erkenden uyanıp,
Kalkıyorum yerimden.
Hazırlanıp güzelce,
Çıkıyorum dışarı.
İstasyonuma giderken,
Uyutmak için kendimi,
Tutturuyorum bir nini.
Yoksa katlanılır mı bu yolculuğa!
Sevinçliyim her yeni günde,
Umutluyum da nihai sonucuma.
Gidiyorum sabahın erinde,
Her şey istasyonuma.
Trenim kalkacak az sonra,
Gideceğim yoluma,
Yolum, günlük yol,
Gece olup uykularım gelince,
Bitirir kendisini alel acele.
Her nasıl oluyorsa,
Katedilen mesafe farklı da olsa,
Varılan son istasyon hep aynı!
İniş yeri belli.
Her şey istasyonundan başlayıp,
Hiçbir şey istasyonunda sonlanan,
Bir yolum var benim!
Kat ederim ben onu,
Bıkmadan usanmadan,
Bir gün değişecek bilirim.
Şüphelenmem, eminim.
Son istasyonumun da,
Her şey olmasını,
Sabırla beklerim.

Yazarın Diğer Yazıları