İzzet SARI

Siyasi ahlak ve vefa…

İzzet SARI

  • 904

Bundan 24 sene önce Olukbaşı’ndaki Kral Sitesi’nin altında Kastamonu’nun ilk ofset gazetesini kurduğumuzda yine böyle bir yerel seçim arifesiydi. Dönemin acar muhabiri Turan Kurt, Zonguldak’tan henüz şehrimize yeni gemişti.

Kastamonu siyasetini ve siyasilerini de tanımıyordu. Bizim acar muhabir sahada her gün siyasetçileri takip ediyor ve onlarla ilgili haberler yapıyordu. O dönemin önde gelen üç siyasetçisi sürekli mahalle toplantılarında birbirlerini eleştiriyor ve sürekli bir birlerine laf sokuyorlardı.

Bir gün AK Parti Milletvekili Musa Sıvacıoğlu siyasi rakiplerine yönelik eleştirisel açıklama yapmıştı. Bu açıklamaya CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım ve dönemin Belediye Başkanı Turhan Topçuoğlu da karşı görüş belirtmişlerdi.

Bizim Turan Kurt’un elinde küçük bir ses kayıt cihazı vardı. Lakin cihazın iki tane kibrit kutusu büyüklüğünde kaseti olduğu için Turan ses kayıtlarını sürekli kaydedip, silmek zorunda kalıyordu!

Siyasiler sıkıştığı anda o dönemde "Ben böyle bir şey demedim. Gazeteci yanlış anlamış!" diyerek kendilerini savunurlardı.

Yine bir siyasetçi tarafından haberi yalanlanan bizim gazetenin muhabiri Turan, bir hışımla odama geldi.

- "Abi ben bunlardan bıktım artık! İki ses kayıt cihazımın iki tane kaseti var. Birini her gün kullanıyorum. Lakin diğerine giderken de öncekini silmek zorunda kalıyorum. Ne yapacağımı şaşırdım." dedi.

- "Tamam Turan sabırlı ve sakin ol. Sen panik yapma ben senin arkandayım merak etme dedim."

Bir iki gün sonra bir iş için İstanbul’a gidecektim. Sirkeci’de Doğubank vardı o yıllarda ve elektronik cihazlar satılırdı. Oradan geçerken birden bizim Turan aklıma geldi. Turan’ın ses kayıt cihazına uygun, içerisinde tam 40 tane olan mini kayıt kaseti aldım.

Gazeteye geldiğimde Turan’ı odama çağırdım ve bir çay söyledim. "Bak Turan eski politikacılar böyle değildi. Dediklerinin arkasında durarlardı. Bizde oyunu kuralına göre oynayacağız, al sana tam 40 tane kaset. Seçimlere 40 gün var, aldığın kayıtları üzerine tarih atarak sakla."

Turan’ın gözleri parladı, ayağa kalktı ve yanıma gelerek boynuma sarılarak "Abi çok teşekkür ederim. Beni büyük bir dertten kurtardın" diyerek büyük bir sevinçle odasına gitti.

Fazla geçmedi yine bir gün bizim Turan’ın bir haberi yalanlandı o siyasetçilerden biri tarafından.

Haberi yalanlayan siyasetçi dönemin Milletvekili Sayın Musa Sıvacıoğlu idi.

Telefonla aradım. Sayın vekilim epey oldu görüşmeyeli gazeteye gelinde size bir çay ikram edeyim dedim.

Sayın Sıvacıoğlu sağ olsun bizi kırmadı ve geldi. Çay, sohbet derken; "Ya İzzet Bey geçende ben bir açıklama yaptım. Rakiplerimiz tarafından çok tepki çekti. Haber doğru ama bazı bölümlerini senin Turan sanırım yanlış anlamış!" dedi.

Hemen Turan'ı aradım. "Turan, Musa Bey'in habere konu olan ses kasetini alıp gel odama."

Sonra Turan geldi. Vekilimiz, Turan'ı görünce biraz bozuldu ama yapacak bir şey yoktu.

Vakit yüzleşme vaktiydi.

"Turan sayın vekilimizin o günkü açıklamasını aç dinleyeceğiz" dedim.

Üçümüz hem çayımızı yudumladık hem de ses kaydını dinledik. Turan haklıydı. Sayın vekilimiz o süreçte biraz topuzun ucunu fazla kaçırmıştı. Belki de topluluğu görünce coşkudan olsa gerek ağzına geleni söylemişti.

Sayın vekilimiz gülerek ayağa kalktı. "Yahu Turan kardeşim biz siyasetçiyiz sen de her şeyi yazmayıver be kardeşim!" diyerek Turan ile kucaklaşıp gülerek ayrıldı gazeteden.

Turan mutluydu. Çünkü haberi artık yalanlanmayacaktı.

Evet sevgili okurlar…

Size bu habercilik hikayesini neden anlattım merak ettiniz değil mi?

42 yıllık meslek hayatımda hiç haberim veya makalem yalanlanmadı. Lakin Ocak ayında yazdığım "Topçuoğlu Ailesi ve CHP" başlıklı makalem dün itibariyle yalanlandı!

- 25 yıllık MHP'li Belediye Başkanı Turhan Topçuoğlu’nun ortanca oğlu Ahmet Tuğer Topcuoğlu, bir süre önce MHP'den istifa etmiş ve CHP'ye katılmıştı. O gün tüm gazetelere o meşhur fotoğraf servis edilmişti. Fotoğrafta CHP'li Hikmet Erbilgin ve il başkanı Ahmet Tuğer’e rozet takıyorlardı.

Sonra ben aileyi tüm siyasi hayatları boyunca yakından tanıdığım için bu konunun perde arkasını detaylandırmak ve işin doğrusunu birinci ağızdan öğrenmek için ailenin en büyük oğlu Avukat Alptuğ Topçuoğlu'nu telefonla aradım.

Alptuğ Bey telefonu açtığında, "Abi ben yurt dışındayım, başkası arasa açmazdım ama sen olduğun için açtım" cevabını vermişti o görüşmede. Uzatmadan bende kısa kısa sorular sordum. Alptuğ Bey'de bana bu hikayenin tüm detaylarını tüm samimiyetiyle anlatmıştı o gün. Ben de notlarımı alarak bu bilgiler ışığında "Topçuoğlu Ailesi ve CHP" başlıklı makalemi yazdım. Makalede aileye karşı en küçük bir eleştiri ve itibarsızlaştırma yoktu. Sadece Topçuoğlu ailesinin yeni dönemde siyasi tercihleri ve istikametleri anlatılıyordu. (Arşivden yeniden göz atabilirler)

tuger topçuoğlu

Bu makale yayına girdikten 2 dakika sonra ben makalenin linkini Alptuğ Bey'e whatsapptan gönderdim.

Alptuğ Bey yurt dışında olduğu için makaleyi hemen okuyamadı ama fazla geçmeden gördü ve okudu.

Okuduktan sonra şöyle bir cevap verdi. "Abi çok güzel olmuş, ellerinize sağlık…"

Bizim bu makale MHP cephesinde çok konuşuldu. Topçuoğlu ailesinin hoşuna da gitmişti o gün için!

Lakin makalenin yayınlanmasının üzerinden neredeyse bir ay geçti. MHP Başkan Adayı Yüksel Aydın önceki gün Topçuoğlu ailesinin iki evladına tepki gösterdi.

İşte bu tepkiden sonra Alptuğ Bey titredi ve kendisine geldi! Ne yapalım diye yakınlarıyla istişarelerde bulundu! Konseyden çıkan karar 24 yıl önce olduğu gibi gazeteciyi yalanlayalım oldu.

Apar topar bir hışımla Ahmet Tuğer için bir yazılı basın açıklaması hazırlandı. Yüksel Aydın’ın üslubunu ve tarzını eleştiren bir açıklamanın arasına benim makaledeki bir cümlede sıkıştırılarak resmen yalanlandı ve yalanlanmanın ötesinde şahsıma karşı bir ötekileştirme ve itibarsızlaştırma operasyonu da vardı, tıpkı bir süre önce Hikmet Erbilgin'in beni hedef göstermesi gibi.

Aileyi yakından tanıdığım için dün ilk işim Alptuğ Bey'i aramak oldu. O'da bu konuyla ilgili "Tuğer ile görüşün" diyerek bana telefon numarasını whatsapptan attı.

Bende Ahmet Tuğer’i aradım Tuğer özetle "bundan sonra susmayacağız. Konuşacağız abi"

-Bende kendisine; Tabiki susmayın konuşun lakin senin açıklamanda resmen beni itibarsızlaştırmışsın bu nasıl olacak? dedim. Yine aynı şeyi tekrarladı. Daha sonra benim söylemediğim ve konuşmadığım şeyleri abisine anlatmış olmalı ki…"

Sonra kalktım gittim Alptuğ Bey ve Evren Bey'in ortak kullandıkları ofislerine.

Biz Avukat Evren Bey ile hasbihal ederken bir hışımla Alptuğ Bey geldi. Çok gergindi. Evren Bey'in odasına girerek ben onu demedim; ben bunu demek istedim. Sen kardeşime şunu söylemişsin vs. gibisinden bir şeyler anlatmaya çalıştı ama inanın ben Alptuğ Bey'in anlatmak istediklerinden hiçbir şey anlamadım.

Sonra ikimizde ayağa kalkarak Evren Bey'in masasının köşesine ellerimizi koyarak yemin ettik.

Sonra Evren Bey beni ev sahibi olarak asansöre kadar uğurladı.

Şimdi soru şu; "Sevgili Alptuğ madem ben yanlış anlamışım ki, (anlamadığımdan eminim) neden bu makale internette yayınlandığı anda müdahale etmedin?

Neden bana whatsapttan "Abi çok güzel olmuş elinize sağlık" diye teşekkürlerinizi ilettiniz?

Kamu oyunun takdirine bırakıyorum…

Bu vesile ile tüm hemşehrilerimizin Miraç Kandilini kutluyorum.

Kalın sağlıcakla.

GÜNÜN SÖZÜ

"Siyasetle ahlâkı ayıranlar, ikisinden de bir şey anlamamış demektir." (John Morley)

Yazarın Diğer Yazıları