Mahir ODABAŞI

Boyacı çocuk ve Kaymakam

Mahir ODABAŞI

  • 258

Genç Kaymakam, yeni atandığı ilçeye bakmaya gitti. Kimseye, ilçeye kaymakam olarak atandığını söylemedi. Kendi başına ilçeyi gezdikten sonra ara sokakta gördüğü çay ocağında bir bardak çay içmek için oturdu. O arada 11-12 yaşlarında bir çocuk;

- Amca boyayalım, parlasın!

- Ayakkabısı boyalı olmasına rağmen, çocuğu kırmamak için tamam boya ama iyi boyarsan sana istediğin paranın iki katını veririm.

Olmaz amca, ben hep aynı boyarım.

Nasıl yani, anlamadım?

İlkokul öğretmenimiz: ''Çocuklar, ne iş yaparsanız yapın ama herkese aynı yapın. Ne zaman zorda kalırsanız Allah beklenmedik bir yerden kapı açar. Sakın ola ayrım yapmayın. Yoksa kazancınızın bereketi olmaz. Zamanla bir yerlerden de mutlaka çıkar… Dedelerin hatasını torunlar çekermiş, sırrınca sizden çıkmazsa torunlarınızdan çıkar…" diye tembih etti. Bende bu parayla evde hasta yatan anneme ilaç alacağım, sana ayrım yaparsam, o ilaç annemin hastalığına şifa olmaz diye korkarım.

Genç Kaymakam, belki yıllarca dirsek çürüttüğü eğitim sıralarında alamadığı hayatının en iyi, en anlamlı dersini aldı. Ağlamamak için kendini zor tuttu. Boyacı çocuğa cebindeki en büyük parayı tereddüt etmeden uzatırken, kendini tanıtıp birde kartını verdi. Çocuk yaşta babasını kaybetmiş olup hem okuyan hem de hasta annesine, kardeşlerine bakmaya çalışan bu çocuğa ilgilenme sözü verdi. Ayrıca o çocuğa, dürüstlüğü, adaleti aşılayan öğretmenini de ziyaret ederek, ilçede görev yaptığı sürece hep ilgi gösterdi.

Boyacı çocuktan duyduğu, "bizde herkese aynı olur" cümlesini meslek hayatında unutmamak ve hep uygulamak için makam odasında masasında bulunan isimliğinin arkasına yazdırdı... Bazen uygulamakta zorlansa da taviz vermemeye çalıştı... Netice olarak diyoruz ki;

Her ne kadar sistemden şekva etsek de öğretmenin gücü her zaman vardır. Bunun bariz örneklerini çevremizde görürüz. Yeter ki kullanmasını bilelim. Ne dersiniz efendim?

"ANNEM ÇOK KIZDI ÖĞRETMENİM"

Ülkemizde yardım dağıtmak küçüğünden büyüğüne problemdir. Özellikle toplu dağıtımlardaki organizasyon eksikliğinin kimi zaman hayırdan çok şerre dönüştüğünü televizyon ekranlarında ibretle izleriz. Verene de alana da kızarız. Maalesef bu noktada istenilen seviyede toplumsal bilinçlenme ve saygı yoktur. Yakın tarihlerde yaşadığımız depremler bunun en bariz örneğidir.

Zaman zaman okullarımıza hayır sahipleri ve sivil toplum örgütleri tarafından fakir öğrencilere ulaştırılmak üzere ayakkabı, giysi, kırtasiye türü yardımlar yapılır. İşte bu bağlamda ilimiz merkezde bir ortaokulda önceden tespit edilen fakir öğrencilere ayakkabı dağıtılır. Her nasılsa durumu iyi olan bir öğrenciye de ilk etapta ayakkabı verilir. Daha sonra bu tespit edilince okuldan ayrılmadan ayakkabı geri alınır. Öğrenci ağlayarak sınıf öğretmenine gider. Öğretmen neden ağladığını sorunca "öğretmenim, bana ayakkabı verdiler, sonra da geri aldılar" der. Bu duruma çok üzülen öğretmen doğru müdür beye gider ve durumu anlatır. Müdür beyde, titiz bir idarecidir. Ajandasını açar "hocam biz bu çocuğa yanlışlıkla vermişiz. Bunların evi var, iki tane arabası var, daha şunu var bunu var. Onun için iade aldık" der. Bunun üzerine öğretmen müdür beye teşekkür ederek ayrılır. Başka bir zaman fırsatını bulduğunda çocuğa anlayacağı dille izah edeyim diye düşünür. Okul çıkışı eve giderken çocuğu görür. Yanına yaklaşır ve yavaştan yavaştan 'kızım nasılsın?' diye söze başlayıp,

- Sizin eviniz var mı

- Evet, var öğretmenim

- Peki, arabanız var mı?

- İki tane var öğretmenim

- Baban çalışıyor mu?

- Evet, çalışıyor öğretmenim

Bunun üzerine 'kızım evi, arabası olana birde üstelik babası çalışana bu ayakkabıları vermiyorlarmış' deyince 10-11 yaşındaki o çocuk masumane olarak "ama öğretmenim, annem, alt kattaki kiracının çocuğu okuldan her şey getiriyor. Sen beceriksizsin. Bir ayakkabı bile getiremedin, diye bana çok kızdı" der. Çocuğun masumane cevabı her şeyi anlatıyor.

Geçmişte mübarek bir kandil akşamı Çorum Ulucami bahçesinde mini paket lokum dağıtılırken, birçok cemaatin almak için (görevliler de yukarıdan rastgele atınca) topyekün hücumuna şahit olunca, değerli belediye başkanı dostuma "Başkanım, lütfen mübarek gecelerde bir şeyler dağıtmayın veya dağıtacaksanız çok profesörce dağıtınız. Yoksa içeride bir saat ibadet ediyoruz daha kapıda iki lokum için gönül kırıp, sevabını bitiriyoruz" diye mesaj atmıştım.

Özetin Özeti: Arada devletin veya hayır sahiplerinin dağıttığı malzemeleri almanın sebebi sadece ihtiyaç olsa idi, tüm ihtiyaç sahiplerinin orada olması, buna mukabil ihtiyacı olmayanların -tuzu kuru olanların- ise uzak durması gerekirdi.

Görev icabı veya sosyal medyada üzülerek görüyoruz ki, memlekette balon dağıtılsa maalesef insanlar birbirlerini eziyor. İhtiyaçtan çok almak bizleri mutlu ediyor. Ne dersiniz efendim? Topyekûn olarak -bebelerimiz daha ana kucağında iken eğitimine başlayıp- birazcık tokgözlü olmaya ihtiyacımız var mı acaba?

Yazarın Diğer Yazıları