KARDEŞ SEVGİSİ



                “Sen ne kadar şanslısın,” demişti yıllar önce kız arkadaşım Işıl. “Kardeşin var, baban saygın bir öğretmen, anneni sevmeyen yok. Oysa benim hiç kardeşim yok. Evde hep yalnızım. Kimi zaman, babam arkadaş gibi davransa da bir zaman sonra bıktığını anlıyorum çünkü bir bahane bulup gidiyor. Annem ise gelen misafirlerden dolayı bana ayıracak zaman bulamıyor.”

                “Yapma,” demiştim. “Benden fazla birçok iyi yanları var senin hayatının. Mesela ayrı bir odan var. İstediğin her şeye sahipsin. Kitaplarını, dolabını karıştıran kimseler yok.  Oysa benim isteklerimin hiç biri olmadı.”

                Hiç unutmuyorum, gözlerini gözlerime dikip, “Sen aptalsın” demişti. “Hem de kocaman bir aptal. Eğer giysilerin insanı mutlu etmek gibi bir marifeti olsaydı, en çok mutlu olanlar zengin insanlar olurdu.  Sen şanslısın, çünkü benim tatil günleri şehirden gelen ağabeyim yok. Ablamda yok arada bir gelen. Oysa senin beklediğin birileri var. Abin geldiği gecelerde bakıyorum da ışığınız gecenin yarısına kadar sönmüyor. Hatta annem ışığınızın sabaha kadar yandığını söylüyor, doğru mu? Bu kadar çok ne konuşuyorsunuz, sözler bitmiyor mu? Oysa bizim evde konuşan yok.  Yoksa ışıkları söndürmeden mi yatıyorsunuz? Oysa benim babam çok titizdir hemen ışıkları söndürmemizi ister.”

                Söyledikleri doğruydu.  Tatil günleri iki abim de yatılı okullarından döndüklerinde, konuşuyoruz diye sabaha kadar uyumazdık.  Sözler bitip tükenmez, yarın geceye konuşacak çok şey kalırdı. Ve ışıklar sabaha kadar yanardı. Oysa benim babam da çok titiz adamdı ve ışıkları açık bıraktığımızda bize çok kızar, “Yine faturalar fazla gelecek”,  diye söylenirdi. Ama öylesi gecelerimizde boş yere yansa da ışıklar bu konuyu hiç açmazdı.

                Şimdi anlıyorum ki, o gecelerin o sıcak sohbeti için sadece bizim evin ışıkları değil, bütün kasaba ışıkları bile yanabilirdi.  Çünkü o günlerden anılarda kalan, faturalara ödediğimiz paralar ya da  “iyi tasarruf yapmışız” gibi sözler değil,  sadece o gecelerin sohbeti kaldı.   Keşke bizler bütün geceleri sohbetimizle doldurabilseydik ve evimizin bütün ışıkları sabaha kadar yansaydı.

                Arkadaşım Işıl ile sık sık buluşur hep ailemizden konuşurduk. Kültürlü ve akıllı bir ailesi vardı. Tatil sonlarında babasının akşama kadar gazetesini okuduğunu, hep dışarda işlerinin olduğunu, annesinin ona hizmette kusur etmediğini övünç duyarak anlatırdı. Benim ailem ise onlar kadar muhteşem değildi. Babam her gün değil, gün aşırı gazete alırdı. Ve sadece Cumhuriyet Gazetesi okurdu. Oysa ben, çıplak kadın resimleri görebilmek için daha çok renkli gazeteler almasını isterdim ama almazdı. Boş zamanlarında evde oturup kalmaz küçük bahçemizde annemle çalışırdı.  Ve bazen de, annemle kavga ederdi. Hatta kimi zaman annemi ağlattığı bile olurdu. Annemle babam kavga ettiği zamanlar hep Işıl’ın ailesine özenirdim, kavgasız gürültüsüz diye. Küçük kardeşim kitaplarımı karıştırdığında çok kızar onu azarlardım. Annemde kardeşime bağırıyorum diye bana kızınca   “Keşke Işıl gibi yalnız olsaydım,”  diye söylenirdim.

                Şimdi ne zaman abimi, ablamı, o şımarık erkek kardeşimi, küçük kız kardeşimi görsem hep eskileri anımsıyorum. Sanki bir şeyleri çoktan yitirmişim gibi garip bir duygu doluyor içime. Ve ayrılırken yine tarif edemediğim garip bir yalnızlık duygusunu çok yoğun yaşıyorum. Ve ben,  bir araya geldiğimizde, en çok o eski günlerden konuşmak istiyorum. Tekrar çocuk olmak istiyorum. Ama onlar,  çocuklarının okul sorunlarından, fazla gelen telefon faturalarından, parasızlıklarından, artan ev kiralarından konuşuyorlar. Birbirimize maddi yardımda bulunmamızı, destek olmamızı, en fazla da benim yardımda bulunmam gerektiğini şakada olsa söylüyorlar. Öyle de oluyor.  Şu sıralar en çok paraya ihtiyacı olan

kız kardeşim. Ve para gönderen de ben oluyorum. Kardeşim bile, en büyük abimi aramak yerine, beni arıyor, “Canım abim, yastıkların altında sakladığın bir şeyler mutlaka vardır, bu günlerde çok kötüyüm”, diyor.  “Tamam, bakacağım,” dediğimde, istediğini elde etmiş şımarık çocuklar gibi gülüyor. Ben de, belki bu sefer en büyük abim yardımcı olur, biraz para gönderir umuduyla kendisini arayıp durumu anlatıyorum. Abim ne derse beğenirsiniz?  “Madem senden istedi gönderiver, ne olacak?  Sonra içine dert olur, acı çekersin” diyor. Diğer abim ise cimri olduğu için konuyu ona hiç açmıyorum. Para isteyecek olsam, “yok” diyecek ve her zaman olduğu gibi, ödemelerinin olduğunu, taksitlerde çok zorlandığını, kendisine ne zaman yardım yapabileceğimi soracak. Selam ver borçlu çık hesabı.  Bu kardeşlerimde uyanık insanlar, neyin nereden alınması gerektiğini çok iyi biliyorlar. Duygu silahını tam zamanında kullanıp, sanki benim acı çekmemi istemiyorlarmış gibi, “gönderiver” diyorlar. Bende acı çekmemek için ertesi sabah ilk işim, kuzu kuzu bankaya gitmek oluyor.

                Daha sonra Işıl’la ayrıldık ve uzun zaman görüşmedik. Geçen yaz tatilde tesadüfen karşılaştık.  Evlenmiş, yanında kocası ve çocuğu vardı. Hiç ummadığım bir şekilde, eşiyle bizi tanıştırırken, “Bak Murat, bu benim ilk göz ağrımdı” dedi. Ben de, “Şaka yapıyor. açık sözlü bir kızdır ve ailesi bilgin insanlardır”, dedim. Onun sözlerinde mazideki günlere gitmişti aklım. Sanki eski günleri anımsamış gibi, “Kardeşlerin nasıl?” diye sordu. Ve sonra gülerek ekledi, “Oğlumun mutlaka kardeşleri olacak.”  Çok iyi hatırlıyorum, ailesinin bir çocuk yeter, boş ver, diye kendisine kardeş yapmadıklarını anlatmıştı.

                Kardeş sevgisi bir başkaydı. Tıpkı aşağıda anlatılan öyküde olduğu gibi kardeşler arasında içten ve çok sıkı bir bağ vardı. Kardeşi olmayan insanlar bu duygulardan mahrumdu.

                Kardeşlerle ilgili hikâye şöyleydi;

   “Erkek kardeşlerin ikisi de babalarından kalma çiftlikte çalışırlardı. Kardeşlerden biri evliydi ve çok çocuğu vardı. Diğeri ise bekârdı. Her günün sonunda iki erkek kardeş ürünlerini ve kârlarını eşit olarak bölüşürlerdi. Günün birinde bekâr kardeş kendi kendine: "Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil" dedi, "Ben yalnızım ve pek fazla gereksinimim yok" Böylelikle, her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin evindeki tahıl deposuna götürmeye başladı. Bu arada evli olan kardeş, kendi kendine: "Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil. Ben evliyim, bir eşim ve çocuklarım var ve yaşlandığım zaman onlar bana bakabilirler. Oysa kardeşimin kimsesi yok, yaşlandığı zaman hiç kimsesi yok ona bakacak" diyordu. Böylece evli olan kardeş her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin tahıl deposuna götürmeye başladı.  İki kardeş yıllarca ne olup bittiğini bir türlü anlayamadılar, çünkü her ikisinin de deposundaki tahılın miktarı değişmiyordu. Sonra, bir gece iki kardeş gizlice birbirlerinin deposuna tahıl taşırken çarpışıverdiler. O anda olan biteni anladılar. Çuvallarını yere bırakıp birbirlerini kucakladılar.”

Kardeş sevgisi bir başkaydı. 
Sevgili Işıl, yazdığım bu öyküyü sana hediye ediyorum.

Belirtmek isterim ki, kardeşlerle ilgili almış olduğum alıntının yazarını ve kaynağını

Bilmiyorum bu yüzden kaynağını yazamadığım için özür diliyorum. Ve bir şey daha söylemek istiyorum, oğlunun kardeşleri olmalı…[2001 yılında yazılan bir yazı]

mustafacifci@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Mar

Maskeli yüzler

28Oca
06Ara

Öyle bir sevgilim olsun ki

05Ekm

Sonbahar

16Eyl

Sanat ve müzik