Dyt. Güner ERBAY

Benzerler ve döngüler

Dyt. Güner ERBAY

  • 268

Kimi zaman insanların yüzüne bakınca, hayvanlara olan benzerliklerini görürüz. Hatta bu benzerliğin fark edilmesi, bazı çizgi filmlerde, bariz şekilde kullanılmış da. Yüzü uzun olan insanların sıfatını atlara benzetiriz, bazen de yüzün öne, ileriye doğru uzanan çıkıntılı durumu ve burun haricindeki hatların ve başın küçüklüğü, burnunsa yüze hakim olan görüntüsü nedeniyle, kuşlara benzetiriz. Kimininki iri kemerli burnu ve küçük ama keskin bakışlı gözleriyle kartalı, kimisininki yassı yüzünde nispeten küçük çengel burnu, fıldır fıldır dönen iri gözleriyle baykuşu anımsatır. Kimimizin yuvarlak iri gözleri ve nokta diğer yüz hatları, sevimli pisileri çağrıştırabilir. Hayvanları, iki bacakları üstünde dikilirken görünce, benzerliklerimizin daha da farkına varma imkanını elde edebiliriz. Bu benzerliğin sebebi; yaratılmışlara iyi bakın ve fark edin ki, hepiniz ortak bir nüveden geliyorsunuz demek için midir acaba? Böyle düşününce de akla evrim teorisi geliyor elbette. Evrim teorisi doğru bir teori midir, yanlış mıdır? Doğru da olsa, yanlış da, her iki durumda da Allah'ın varlığını ve de tüm alemi yaratmış olması gerçeğini değiştirmez fakat neden değiştirecekmiş gibi algılattırılmaya çalışılıyor olabilir? Dünya, düzenini; tez ve antitezi birleştirip bir birlik oluşturma üzerinden değil, hep bir ayrılık üzerinden yürütüyor. Bu ayrıştırılmanın ve kutuplaşmanın insan canlısının çoğunluğu için, yani halk için, hayırlı olmadığı, küçük bir zümrenin menfaatine hizmet ettiği bilinse de, engel olunamıyor!

Bitkilere baktığımızda da insanı andıran özellikler bulabiliriz. Havuç ve kivi kesit görüntüsünün, gözün irisine benzemesi, fasulyenin böbreğe, cevizin beyine, bitki köklerinin sinir sistemine benzemesi gibi, daha bir çok benzerlik bulabiliriz. Bugün, bu gıdaları tükettiğimizde, benzerlik gösterdiği organa olan faydalarıyla ilgilenmeyeceğim çünki benzedikleri organlara fayda sağlamalarının çok daha ötesinde bir mana ifade ettiklerini düşünüyor ve iddia ediyorum. Burada da nüve meselesini ortaya koyuyorum!

Evrendeki döngülere baktığımızda; insan vücudunun bu döngülerle sinerji içinde çalıştığını gördüğümüz gibi; ömrün süresi boyunca, vücudun kendisine ait döngüleri olduğunu da fark ederiz. Sağlığımızın optimum düzeyde devamlılığını sağlayabilmek için; geceleri uyumak, gündüzleri ise çalışmak zorunluluğundayızdır. Bu gerçeğimiz, evren döngülerinin, insandaki işleyişine ve bütünlüğüne dair ilk anda göze çarpandır. Gece ve gündüz birbirinden çok farklı görünseler de onlar bir bütünün iki parçasıdırlar. Gecenin alameti farikasını ay temsil ederken, gündüzü güneş temsil eder. Ay ve güneş, zihnimizde ayrı zaman dilimlerindeki farklı oluşumlara ait varlıklar olarak yer alır. Ay geceye ait, güneş gündüze aittir. Oysa ki onlar, semada, bizim gece ve gündüzlerimizi yaşadığımız zamanlarda, aynı yerlerinde durur. Sadece bizim onlara olan şahitliğimiz, dünyanın döngüsündeki pozisyonlarıyla sınırlanmıştır. Bu sınırlanma durumunda bile, ay ile güneşin, gökyüzünde aynı anda, birlikte göründüğü zamanlar da vardır ve bu zamanlar hiç de azımsanmayacak ölçülerdedir. Ay, kendi döngüsündeki ilk dördünde, öğlenden sonra doğu tarafta, üçüncü dördünde sabah saatlerinde batı yönünde gökyüzünde güneşle birlikte görülür. Bu durumlar, elbette bize bir şeyler söylüyordur. Söylenmek istenen gece ile gündüzü keskin sınırlarla birbirinden ayırmayın demek olabilir mi? Yahut gece ile gündüzü birbirinin zıttı olarak değil birbirinin tamamlayıcısı olarak görün demek! Hatta bu kocaman örnekle, var olan tüm zıtlıkları, böyle değerlendirin denmek isteniyor da olabilir. Yaradan; hoşgörülü olmamızı, hep bir açık kapı bırakma gerekliliğini böyle ihdas ettiriyordur belki. Birbirine ters düşülen durumlarda, uzlaşmanın mümkün olabileceğini anlatıyordur bizlere. Belki de ümidin hep var olduğunu söylüyordur! Her şey mümkün diyordur!... Her şey öylesine mümkün ki; O, kuzey ışıkları denilen aurorayı bile geçenlerde ülkemize getirdi!. Aurora Türkiye'ye geldi, ne inanılmaz bir şey, ama oldu işte! Biliyorsunuz bir süre önce aurorayı ne çok görmek istediğimi yazmış ama bu reenkarnasyonumda bunun mümkün görünmediğini belirtmiştim. Yazalı da çok olmamıştı. Allah ne büyük değil mi? Ne kadar çabuk cevap geldi! Bu mucizeyi benim için yaptı diye düşünmek çok hoş olurdu, fakat değil elbette. Birçok sebebi vardır mutlaka, ama ben de o sebepler arasına girmişim gibi hissettim kendimi! Hisler doğru çıkar genellikle! Hisler bizlere çok şey söyler, inanırım ben onlara. Hatta onlar; evrenin gönderdiği bize özel bazı mesajları alan tarafımız olduğu gibi, evrene de bizden mesaj atarak isteklerimizi iletirler. Dualarımız duygu yoğunluğu ölçüsünde kabul görür. Bu durumu, dinimiz duaların kabul olması için halis kalp ile edilmesi şeklinde betimler. Geçenki ilk seferde, aurora benim yaşadığım yerden görülmese de, yakın zamanlarda aynı olay sıklıkla tekrarlanacakmış, öyle diyor bilim insanları. Böylece bir seferinde, benim de görme ihtimalim doğmuş oluyor! Böyle haberler, pır pır rengarenk kelebekleri, acil ambülansla taşıyor gönlüme. Bu kadar çabuk cevapları, daha önce de almıştım ben O'ndan. Seviyor mu beni ne; seviyor kuşkusuz tüm yarattıklarını, ben de O'nu seviyorum... Allaha olan sevgimizin ölçüsünü, yarattıklarına olan sevgimiz ve saygımız belirler. Bundan başka; bulunduğumuz durumdan hoşnut ve memnun olmak, şükürlü olmak da belirler.

Mevsimsel döngülerin insan ömrünün safhalarına olan benzerliğini insanoğlu çok çabuk fark etmiş. Bu çabukluğun sebebi elbette benzerliğin barizliğinden kaynaklanıyor. Bir çok şarkılarda da bu konu sıklıkla işlenmiştir fakat mevsimler bir şey daha söyler bize ve bu söylediği hayatın bir gizidir aslında. Ölümün olmadığını söyler. Kış mevsimini ölüm olarak algılattırmak isteseler de, aslında o, doğumun öncesindeki intrauterin yaşamdır. Yani ana karnı hayatı! İlkbahar dünyaya doğuşu, yaz yetişkinliği, sonbahar toprağa geri dönüşü, kış toprakta mayalanmayı ve ilkbahar tekrar yeniden doğuşu. Allah; ömrün dönemlerini ve yaşamın döngüsünü mevsimlerde de göstermiş bizlere ve ilk baharla gelen yeniden doğuşla aslında ölümün olmadığını gözümüzün önüne koymuş! Ölüm olarak nitelediğimizin yeniden doğuşa hazırlık olduğu, mayalanma durumu olduğu ancak bu kadar bariz gösterilebilirdi dememek mümkün olmuyor doğrusu.

Tüm bunların yanında insanın yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayabilmek için hem bitkileri hem de hayvanları yemek zorunda olması da, bizelere bir şeyler anlatıyordur mutlaka! Peki neyi, anlatıyor olabilir?... Aynılığımızı olabilir mi? Tükettiğimiz gıdalarla vücudumuzun sürekli yenilendigini biliyorsak, ki biliyoruz, yediğimiz her şeyin de, insana dönüştüğünü görmemiz gerekiyor! O halde; bitkiler ve hayvanlar insana dönüşebildiğine göre, temelde bir aynılık olmalı değil mi? Öyle ise; var olan her şeyle bütünleşmeyi öğrenmek zorunluluğunda olduğumuzu, ancak  bunu başarınca varlığımızın gayesine ulaşabileceğimizi anlamalıyız!!!.

Sevgilerimle

Yazarın Diğer Yazıları