Dyt. Güner ERBAY

Ramazanda beslenme

Dyt. Güner ERBAY

  • 250

Ramazanda beslenme nasıl olmalıdır sorusunun cevabı, vücudun gereksindiği besin ögelerini vücuda vermelidir olarak cevaplanabilir. Bu besin ögeleri; karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller, antioksidan maddeler ve sudur.

Karbonhidratlar enerji üretmek için kullanılır ve vücutta enerjiye dönüşürken en az atık maddeyi bırakırlar. Bu sebeple önemlidirler. Karbonhidrat kaynakları; tahıllar, kurubaklagiller, kuruyemişler, meyveler ve tatlılardır fakat aslında tatlılar ayrı bir kategoridedirler. Sebebi ise bunların hepsinin doğal değil rafine oluşları ile ilgilidir. Tatlılar tamamen rafine edilmiş bir gıdadır. Rafine demek sözlüklerde; arıtılmış, damıtılmış, inceltilmiş, ince, saflaştırılmış olarak açıklanıyor. Tatlılardaki un da şeker de rafinedir. Bir gıda maddesini rafine etmek bir nevi sunileştirmek demek oluyor. Suni bir maddeyi vücut sever mi? Ondan ne kadar faydalanabilir ve bu faydalanma ona neye mal oluru sağlığımız adına düşünmek zorundayız elbette.

Biliyorsunuz hemen her yazımda sevgiden bahsediyorum. Bahsediyorum çünkü sevgi hayatın özüdür. Hayat aslında, zaten tamamen sevgidir. Hayatına son verme eyleminin, en çok görülen nedenini, sevgisizlik teşkil eder. Vücuttaki hücrelerimiz de böyledir. Onlarında sevdiği ve sevmediği vardır. Vücuda sevdiklerini vermek lazım. Canımızın istediği yiyecekler vücudun sevdikleri demek değildir. Şeker ve şekerli tatlılar sadece ramazanda değil hiçbir zaman kullanmamamız gereken yiyeceklerdendir. Şeker boş bir kalori kaynağıdır ve vücutta ağdalasıp her yere yapışır ve ısı ile karamelize olur. Vücudumuzun ısı derecesi olan 36,5 derecede dururken de karamelize olur. Karamelize olmak kısaca yanmak demektir. Yanık olan her gıda zararlıdır.

Tatlı olarak kullanabileceğimiz gıdalar meyvelerdir. Onlar Allah'ın bize tatlı olarak verdiği nimetlerdir ve onları bile ölçülü tüketmek gerekir. Bir porsiyon iftarda bir porsiyon sahurda olmak üzere günde iki porsiyon uygun olur. Bu grubun iki yahut üç çeşiti soframızda bulunmalıdır örneğin bir öğünde kuru fasulye pilav varsa, bu gruptan iki çeşiti almış oluruz bir de meyve yenirse üç olmuş olur. Yahut çorba sebze yemeği ve meyveden oluşan bir menüde ekmek de tüketildiyse üç çeşit sağlanmış olur.

Protein kaynaklarımız; et, süt ve türevleri, yumurta, kurubaklagil ve kuruyemişler oluşturur. Bu gruptan da, iki çeşiti öğünümüze koyduğumuz takdirde, protein ihtiyacımız karşılanır. Örneğin etli nohut, zaten başlı başına iki çeşit demektir. Kilo sorunumuz yoksa kuruyemişleri de çeşit olarak kullanabiliriz. Kilo probleminde bunları rafa kaldırmak gerekir çünkü kalorileri çok yüksektir çok çabuk kilo artışı yaparlar.

Yağları yemeklerde kullandığımız yağlar olarak algılasak da, bir o kadar görünmez yağ dediğimiz et, süt, yumurta ve kuruyemişlerden de yağ ihtiyacımız karşılanır. Bu sebeple yemeklerimizde yağı ölçülü, kararında kullanmayı tavsiye ediyorum.

Madenlerde en önemlisi kalsiyum, demir ve çinkodur. Kalsiyumu süt ve türevlerinden alırız. Kalsiyum kemiklerimizi korur. Bu sebeple hem sahurda hem iftarda süt, yoğurt yahut peynirden herhangi biri mutlaka soframızda olmalıdır. İftariyeliklerde peynirin olması elbette tesadüf olamayacak bir alışkanlıktır. Demirse kan yapımı için gereklidir. Kanda oksijen taşıyan molekül hemin yapısında demir vardır. Onun en iyi kaynağı ise et ve sakatatlardır. Sonra sıralamada tam tahıllar, kurubaklagil ve kuruyemişler gelir. Yeşil yapraklı sebzeleri de demir kaynağı olarak düşünebiliriz. Çinkoyu da hemen hemen aynı gıdalardan temin ederiz.

Vitaminleri düşündüğümüzde kısaca turunçgilleri ve sebzeleri; özellikle yeşil yapraklı sebzeleri en iyi kaynak olarak düşünmeliyizdir. Sebzeler ve meyveler aynı zamanda antioksidan kaynaklarımızdır. Bu sebeple her öğünde karışık salata olmazsa olmazımız olmalıdır.

Bizlerin her zaman söylediği meşhur yeterli ve dengeli beslenmedeki püf noktalarını bu yazımda özetlemiş oluyorum. Ramazanda yahut diğer aylarda beslenmemizi hep bu yazdıklarım doğrultusunda planlamamız gerekir ve elbette su ihtiyacımızı da en az altı sekiz bardak içerek karşılamamız gerekir.

Tüm bunların yanında tok tutan yiyecekleri tüketme telaşına kendimizi fazla kaptırmamayı tavsiye ederken genel olarak protein içeren gıdaların tok tuttuğunu belirtmek isterim. Bunun yanında, sahurda sütle hazırladığımız şekersiz doğal salebin tokluk verici özelliğinden yararlanılabilir. Burada dikkat etmeniz gereken husus, tüm yiyeceklerinizi yiyip tükettikten sonra salebi tüketmenizdir. Aksi takdirde iştahınızı kapatıp beslenmenize engel olabilir. Hepimize hayırlı ramazanlar olsun diyorum.

Sevgilerimle.

Yazarın Diğer Yazıları