Dyt. Güner ERBAY

Uçkun

Dyt. Güner ERBAY

  • 287

Onunla ilk karşılaşmamız komşunun bahçesindeydi. Minicik simsiyah bir yavruydu. Alnından başlayıp, burnunu da içine alarak aşağı doğru inen beyaz bir bölgesi olan başında, iki kara gözüyle sevimli sevimli bize bakıyordu... Karabük Yenice'deydik. Orman İşletmesi lojmanlarında yaşıyorduk ve bu karşılaşma fabrika müdürünün evinin bahçesinde gerçekleşmişti. Müdürün çocuklarının köpeğiydi o. Kıskanç yapıda bir çocuk olmamama rağmen onları birazcık kıskanmıştım!

Yakın bir zaman sonra fabrika müdürü tayin oldu gitti fakat çocukların ilgisi daldan dala çok çabuk geçiş yapar. Çocuklar anlarda yaşar. Esas olması gereken de budur fakat büyüdükçe uzun vadeli planlar yapmadan durmayız. Buna tamamen yanlış bir davranış da diyemeyiz. İstikbali oluşturmada bizim de az yahut çok bir payımız vardır kuşkusuz. Yine de plan yapmak anı yaşamayı engeller. Bizde o vakit çoçuktuk ve anlarda yaşıyorduk; yavru köpeği çoktan unutmuştuk. İlgimiz kimbilir nerelere kaymıştı. Çocuklardaki her duygu gibi kıskançlığımız da anlıkmış işte.

Epey bir zaman sonra, kader yavrucuk köpekle karşılaştırdı bizi. Görür görmez tanıdık onu hemen. Çoğul konuşuyorum çünkü ablamla birlikte bulmuştuk onu. Birazcık büyümüştü ama çok kötü görünüyordu. Bir deri bir kemik kalmış, tüyleri yer yer dökülmüş, var olanlarda cılızlaşıp derisine yapışmıştı. Kucakladık hemen ve doğruca bizim eve götürdük.

Annem kucağımızdaki köpek yavrusunu görünce şok oldu tabii. Uyuz bu köpek dedi, mümkün değil alamayız bunu dedi, ona dokunmayın dedi. Bizi banyoya soktu yıkadı, üstümüzü başımızı değiştirdi. Uyuz olmamızdan korktu ve onu almamak için çok direndi fakat bize söz kar etmiyordu ki; uyuz muyuz biz seviyorduk onu. Öyleyse tek silahımızı kullanma vaktiydi şimdi, bizde kullandık onu. Annem pes edene kadar ablamla birlikte iki gözümüz iki çeşme susmadık bir türlü..

Sonunda oldu, annem kıyamadı bize ama köpeğimiz iyileşene kadar dokunmamızı yasakladı... Artık o bizim köpeğimizdi. Bulunduğumuz yerde veteriner filan hak getire. Teşhisi annem koydu, tedaviyi de o belirledi. O zamanlar piyasada ddt ilacı vardı. Hemen her şeye o kullanılıyordu. Ddt çağındaydık, onunla yıkandı köpeğimiz. Neyse ki zehirlenmediği gibi iyileşti. Bu zirai ilaç daha sonra sağlığa olan zararları nedeniyle üretimden kaldırıldı.

Düzeldi, kendine geldi, güzelleşti. Kilolar aldı, kemikleri fark edilmez oldu. Olmayan yerlerde tüyler çıktı, deriye yapışık olanlar kabardı parladı; yakışıklı oldu. Uçkun koydum adını. O zamanlar koşarken uçuyorum gibi gelirdi bana. Sonuçta zayıf bir çocuk olarak, vücut yüzeyinin büyüklüğü ile ağırlık ters orantıydı ve sanırım uçma duygusunu oluşturmada bu sebep önemli bir etkendi. Ben koşarken hemen yanıma gelir o da benimle koşardı. Koşarken aşağı doğru duran kulakları havalanır, sallanırdı. Bu yüzden adı Uçkundu zaten. Köpek eğitmek kolay mıdır bilmiyorum ama eğitmekle ilgili hiçbir bilgimiz olmadığı halde istediğimiz birçok şeyi yapıyordu. Otur, kalk, koş, tut gibi komutları anında yerine getirirdi. Tembel miskin bir köpek değil tersine atik ve enerjikti.

Biz Uçkuna sahip olduğumuz için çok mutluyduk. O da sahibi iki küçük çocukla mutlu bir köpekti. Çok seviyorduk onu. Çocuklar sevgisini göstermekte kıtıpiyozluk yapmaz. Şımarır aman az seveyim demez. Ablamla bizse hiç demezdik çünkü evde de bize verilen sevgide sınırlama yoktu! Haliyle sevgiye boğduk köpeğimizi. O da aynı sevgiyi bize verdi. Bacaklarımızın dibinden ayrılmaz, uzaktan gördüğünde büyük bir hevesle bize koşardı. Okula giderken aklım onda kalırdı.

Bir gün bizim de tayinimiz çıktı, başka diyarlara taşınmamız gerekti. Onu yanımızda götürmek için çok mücadele ettik fakat bu kez ne annemi ne babamı razı edemedik. Maalesef ağlamamızda fayda etmedi! Bırakıp gittik onu... Sonu iyi olmadı Uçkunumuzun. Bizden sonra işletmede kimse sahiplenmemiş onu.. Açlıktan komşunun koyununa saldırmış. Aç bıraktıkları için kimse kendini suçlamadığı gibi belediyeye şikayet etmişler. Ekipler gelmiş, arkadaşlarımız engel olmak istemiş fakat vurmuşlar onu!

Şimdi hatırladığımda, kaderinde hep terk edilmek varmış diyorum. İçim burkuluyor. Hayvanlar içinde bir kader var demekki ama kısırlaştırma gibi bir seçenek varken, bu bizler tarafından gerçekleştirilecek uyutma ile hayata son verme olmamalı. Uzunca bir süredir şehirlerdeki köpek popülasyonu çok arttı. Bu duruma gelene değin köpeklerin insanlara verdiği zarar belediyelere sürekli olarak bildirilmesine rağmen hiçbir kalıcı önlem maalesef alınmadı. Beş on sene evvel toplayabildikleri kadarını götürüp ormanlara bırakarak şehirler kontrol altına alınmak istendi. Çöplerden beslenmeye alışmış hayvanlar, dağların başında açlığa mahkum oldular. Yazımı sonlandırırken, bunca yıl sonra bir kez daha Uçkunuma selamımı gönderiyorum.

Yazarın Diğer Yazıları