“Hobu Gibi” Başkan Adayı ve Kastamonu Canavarı


Geçen hafta Kastamonu’daydım. İstanbul’u keskin soğuğuyla geride bıraktığımdan beyazlar içindeki memleket görüntüsü beni çok da şaşırtmadı.

Gelir gelmez birçok şeye kolayca alıştım; kürekle kar atmaya, yürürken ellerin cepte olmamasına dikkat ederek buzda kayma ihtimalini düşünmeye ve her yerin beyaza kesmesiyle göz yorgunluğuna, evet bunların hepsine kolay alıştım.

Bu kış günlerinde beyazlar içindeki ilçenin evlerinden birinde yapayalnız soba yakmaya, sobalı odadan çıktıktan sonra yaşanan hava değişimine ve buna bağlı karbonmonoksit yalnızlığa da kolay alışıveriyor insan. Ben bu hâli yaşarken birkaç mahalle uzakta 70’li yaşlarındaki bir çiftin sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek hayata veda ettikleriniyse haberlerden öğrendim.

İstanbul’dan geldiğim otobüsün, Kastamonu Otogarı’ndan çıkarken aldığı ilçe yolcusunun hikâyesinden de haberdar oldum mesela. Epeydir bir peynir markasının üretim bölümündeyken şirketin, kriz gereği “eleman tasarrufuna” yönelmesi bu ağabeye tekrar iş aramak olarak yansımış. Sonunda da bir benzin istasyonunda pompacılık işi bulabilmiş, “24 saat çalışma, 24 saat dinlenmeye geçeceğiz abi, şimdi deneme sürecindeyim.” diyordu anlatırken. Ve ilçeye yanaştığımızda otobüsten inip karları adımlarıyla yararak benzin istasyonuna gidiyordu.

Peki, bu kış vakti ben ne arıyordum burada? Belamı mı, yoksa Hakkı Bulut'un şarkısındaki gibi “kaybettiğim aşkımı” mı? Belki de hepsini!

Bir akşam vakti alışveriş için markete girdiğimde yeni bağlanan iade gazetelerin içinden yerel gazeteleri isteyip hepsinden birer tane alıyorum. Market sahibi gazeteleri sayarken hepsinde olan bir aday tanıtım reklamına dikkat kesiliyor: “Hepsinde de X Bey başköşeye otumuş, hobu gibi!” diyor.

“Hobu” lafı beni güldürüyor. Kastamonulu olmayan “hobu”nun anlamını kolay bilmez. İnternet araştırması yaptığınızda çıkan anlam sonuçları şöyle:

— Akbaba,

— Bir yaşını geçmiş erkek hindi,

— Leylek,

— Biçimsiz, iri vücutlu kimse

— Obur,

— Dilenci

Elbette ki hiçbir adayı bu gibi nitelemelerle tanımlamaya çalışmıyoruz fakat bir hemşehrimin bu yorumu, hem beni tebessüm ettirdi hem de yazı konumu oluşturdu.

Kim bilir, belki de yerel gazetelerin hepsinin başköşesindeki bu aday tanıtım ilanına dışarıdan tarafsız bakışın en samimi örneğiydi bu.

Kastamonu Canavarı

Sahaf kitaplarını çok severim ve onların eski, solgun ve çok da sağlam olmayan sayfalarının yeni baskı kitaplardan daha anlam yüklü olduğuna inanırım.

Sahafta bulduğum belki fiyatı değil ama kendi değerli olan bir kitabı da şu sıralar okuyorum: “Mapusane Çeşmesi”

Biliyorsunuz, bu isimde bir Kastamonu türküsü de vardır ve şöyle başlar:

"Mapushane çeşmesi yandan akıyor yandan 
Mapusluk bir şey değil yanukluk var bir yandan"

Şair Orhan Veli’nin kardeşi Adnan Veli’ye ait eserde, isminden de anlaşılacağı üzere hapishane hayatına dair 1940’lı 50’li yıllarda geçen kısa öyküler yer alıyor. İşte bu öykülerden biri de "Kastamonu Canavarı" ismini taşıyor.

Kim mi bu canavar? Mahkûmlardan biri. Kayseri’de bir kişiyi öldürüp 24 yıl cezaya çarptırılan, hapishanede de rahat durmayıp hırgür çıkaran ve sonunda firar edip Çankırı’ya giden, burada da kahvehanede tartıştığı bir kişiyi öldürüp yakalanmasıyla 30 yıl ceza alan -durun, daha bitmedi!- sonra yine firar eden ve bu sefer soluğu Kastamonu’da alan bir mahkûm bu canavar.

Adını Kastamonu Canavarı’na çıkaran olaysa, Kastamonu’ya kaçıp burada bir ağanın yanına sığınmasına dayanıyor. Sabıkasının artık canavarlığa yaklaşmış hâliyle Kastamonulu ağanın yanına karın tokluğuna sığınan katili kötü huyu burada da bırakmıyor. Ağanın sunduğu buradaki hayattan da çok geçmeden bıkıyor.

Bir gün ağanın tarlada çalışan kızına yemek götürülmesi emrediliyor. Katil, tarlada yalnız çalışan kıza kötü niyet besleyerek elde etmeye çalışıyor. Kızın direnip iffetini muhafaza etmesiyse bu katil tarafından hunharca öldürülmesine neden oluyor. İşlediği cinayetten sonra dağlara kaçan canavar, jandarma tarafından yakalanıyor.

Yazarın, öyküsünü anlattığı bu olayın feci yanıysa, artık idam gününü beklemekten başka çaresi kalmayan bu canavarın çıkan afla 9-10 yıl sonra serbest kalacağıydı galiba!

Nilgün Marmara’dan bir şiirle yazıyı noktalayalım:

“Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!

24Ara

2020 uğursuz muydu?

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
açılış reklam