İdlib, Azrail ve “birkaç” şey!


Bugünkü yazımın başlığı başka olacaktı ama bazı namussuz gelişmeler buna izin vermedi. Mübarek kandil gecesinin ortasında İdlib’den gelen haber, son bir aydır “geliyorum” diyen tehlikenin kendisiydi aslında!

İdlib’de Azrail değil, ondan rol çalan Rusya ve Esad vardı! Bu iki Azrail dublörü, gecemizi kana ve kedere bularken tek kızgınlığımız onlara değildi!

Aylardır bölgeden gelen “birkaç” şehit haberi kimseyi rahatsız etmemiş, hatta “şehitler tepesi boş kal kalmayacak” nutukları çekilmişti!

Sabaha kadar sosyal medya yavaşlatılmış, Rus Büyükelçiliği önünde güvenlik tedbirleri alınmıştı. En önemli gelişme de Avrupa’ya geçmek isteyen mültecilere sınır kapılarımızın açılması olmuştu! Ne yaptık sahi bu zamana kadar, neyi bekledik biz?

Ülkesini Rusya’ya peşkeş çekmiş biri var Suriye yönetiminde. Saldırıda büyük ihtimalle Rus uçaklarının kullanıldığını söylüyor askerî uzmanlar. Ruslarsa kargaları bile güldürecek bir açıklama yaparak “Olaya müdahale ederek saldırıyı durdurduk.” diyor!

Misliyle verilen karşılıklar bizleri pek de avutmuyor artık. Saldırı sonrası başvurumuz sonucu olağanüstü toplanan NATO’da, çok da önemli bir karar alınmamasına da şaşırmadık!

Yazmak istediğim, kızgın olduğum, isyan ettiğim “birkaç” değil pek çok şey var! Böylesi durumlarda itidalli olmak diye de kaçamadığım bir gerçek var!

Şehitlerimize Allah’tan rahmet ve yaralılara şifa dileme dramıyla baş başa kalmayı bize bırakın da artık şu bataklıktan, en azından kendi adımıza, çıkabilmenin yollarını arayın değerli büyüklerim, olmaz mı?

Şimdi her şeye rağmen bugün için bahsetmek istediklerime geçmek istiyorum müsaadenizle:

ÇÖL ÜLKESİ KUM İTHAL EDERSE!

Topraklarının yüzde 80’i kum ve çölden oluşan bir ülke, at yarışları için pist yapmak isterse gerekli olan kum için hiç zorluk çekmeyecektir değil mi?

Gelin görün ki bu kum ve çöl zengini ülke, kilometrelerce uzaktan kum ithal etmek için 1 milyon sterlinlik (yaklaşık 8 milyon TL) bir anlaşma yaptı. O ülkenin adı Türkmenistan ve anlaştığı ülke de İngiltere.

İngiltere’nin Lancashire şehrinden getirilecek 10 bin ton kumla yapılacak at yarışı pisti de şahane olur doğrusu!

Kumu satan şirketin sorumlusu Simon Bowen, Türkmenistan’daki kumun “yanlış özellik ve şekle sahip olduğunu, Lancashire’deki kumunsa at yarışı pisti için daha elverişli olduğunu” belirtmiş.

Türkmenistan beni hep şaşırtmıştır. Bu haberi de o şaşkınlığımın üzerine ekledim! Yer altı kaynaklarıyla zengin olan bu ülkenin kadınlarını sevgili ülkemde hasta bakıcı, dadı ya da seks işçisi olarak görürüz mesela! Bir ülkenin yurt dışında ne ifade ettiği de işte yurttaşlarının çalışma durumlarıyla anlaşılır.

Türkmenistan devlet idarecileri bu gibi meseleleri kafaya takmak yerine, üstelik şu an ülkelerinde ciddi de bir ekonomik darboğaz varken dışarıdan kum ithal etmeye çalışıyorlar!

Türkmenistan halkı, sadece yapılan pistte koşan atlara bakmayıp üzerinde tepindikleri kumu da sorgular mı dersiniz?

İSTANBUL’A YAĞMUR YAĞIYORDU!

Bir adam İstanbul’un perşembe akşamında sokağa çıktı. Dışarıda yağmur vardı. Konfeksiyon işçileri yeni yeni evlerine dağılmak üzereydi. Kandil simitlerinin çoğunu satan pastaneler mutluydu. Kutusu 4 lira 90 kuruştan bir “iyi kandiller” dileğiydi simitlerle beraber satılan. Kimi belediyeler ve özel işletmeler de bu simitleri personellerine satarak şirinliklerini ve düşünceli oluşlarını göstermişlerdi.

Bir alt mahalleye inen adam, nefes nefese bir kadın gördü. Bir çocuk elinden tutuyor, diğeriyse kucağında bulunuyordu. “Off yoruldum!” diyerek kucağındakini yere indirdi kadın. Eşi neredeydi, bu çocukların adı neydi?

Hayır, ötesini eşelemeden devam etti adam. Kaldırımda kilolu bir kedi, ona ayrılan kaplardan karnını doyuruyordu. Camide yatsı namazı cemaati, hiç görmediği insanları görüyordu bu akşam. Çoğu insanın içinde “Ramazan’a erişecek miyiz?” sorusu vardı. Ya geçen Ramazan’da kaybedilenler?..

Şimdilik onlar düşünülmüyordu. Kandil gecelerini vesile ederek kapısına gidilenler maddeci yanlarıyla kestirip atmışlardı! Israrın lüzumu yoktu! Hayatına yön vermeliydi insan!

Bilemedi adam! Ne bu yüzyılı ne de bu insan görünümlü zalimleri! Namaz sonrası imamın duası pek çok şeye değinmeye çalışırken tekrara da düşüyordu. Hutbeler ve dualar kısa ve net olduğunda özellikle cemaat içindeyken daha etkili olmuyor muydu?

Namaz çıkışı hayrına lokum dağıtanlar vardı. Üzerleri pudra şekeriyle kaplı…

İstanbul’a yağmur yağıyor, yağmurda ağlayanları anlayan bulunmuyordu!

* * *

Yusuf Hayaloğlu’ndan bir şiirle:

“Akşam olur hasret büyür dağ olur
Bu dağlarda kurşun atsan çığ olur
Sen oğlunu geri dönmez say annem
Ben ölünce belki vatan sağ olur
...
Yine yağmur ince ince çiselenir
Yine toprak yaz gelince çiçeklenir
Sen beni hep rüyalarda gör annem
Gör ki kalbim bir mezarda dinlenir.”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!

24Ara

2020 uğursuz muydu?

12Kas
25Eyl

Balkonda kim var?