Kalbinizi hatırlayınız!


Önünde bulunduğum binadaki hareketlilik ilgimi çekti. Birtakım insanlar içeri eli boş giriyor ve dolu torbalarla çıkıyordu. Burası Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’ydı. İhtiyaç sahibi insanlara destek olunuyordu, ne güzel. Binadan çıkıp elindeki torbalarla yürüyen teyze konuşmak istercesine yüzüme bakıyordu, taşımakta zorluk çektiği torbalarını yere bıraktığı sıra boş bulunup söyledim, sana bunları taşımakta destek olacak yok mu teyze, diye. Biraz hüzünlü bir ifadeyle “Kimseye bir şey denmiyor, 40 yaşında bir oğlum var, evlendi, boşandı. Hiçbir şey konuşulmuyor…” diyebildi. Bir şey diyemedim, içi gıdayla dolu ağır poşetleri yüklenip, hadi hayırlı ramazanlar oğlum, deyip yine yürümeye koyuldu.

Sosyal Yardımlaşma’nın yakınında Göç İdaresi de vardı. Burası, şehrin arka mahallesi sayılabilirdi. Göç İdaresi’nin önünde yabancı dille konuşan insanların sayısı fazlaydı. Ben İstanbul’dan tecrübeliydim mültecilere; yerinden, yurdundan edilmiş insanlardı bunlar. Emperyalizm namussuzu hem bu insanlara hem de Kastamonu’ya payını böyle vermişti işte! Bir yanda hayırsız oğlundan muzdarip bir anne, bir yanda vatanlarından olmuş mülteciler…

İnsanlar nelerle gönlünü daraltıyor, nelere üzülüp kederleniyor? Bir de bir selamdan mahrum kalıştan, hatır-gönül bilmezlikten yakınan, ilgiye muhtaç insanlarımız…

Gıda yardımı, insanların karınlarının bu mübarek günde doymasında çok işe yarayacaktır muhakkak. Kalplerin, gönüllerin açlığını doyurabilecek bir yerse yok ne yazık ki! İnsanın bu açlığını bir tek yakınları, sevdikleri giderebilir. Çoğu da meşgul şimdi bu insanların; toplantıda, işte yahut alışverişte… Cenaze namazında görüşmek üzere!

O cenazeler ki şehrin ilan hoparlöründen duyurulur ve pek çokları duymaz, dinlemez, ölenin hikâyesi neydi acaba? diye sormaz, vurdumduymaz yaşamaya devam eder, tabii buna yaşamak denirse!

Mübarek ayın yarısı bitmişken bayrama erip eremeyeceğimiz de belli değilken gelin, hayırlı bir iş yapalım! Kırdığımız, üzdüğümüz, basit nedenlerle küstüğümüz, vefasızlık ettiğimiz insanlarla iletişim kuralım. Bir mesaj, telefon, olmadı selam ama bir şey… Çok mu zor? Bir annenin ağlamaklı ifadeyle oğlunun hayırsızlığından yakınması az şey mi?

Bir kalbiniz var sizin, onu unutmayın! Yarın diye bir şey yoktur, demişti yazar, hemen şimdi, yazıyı bitirir bitirmez, tez yola düşmeli. Kırılan gönülleri tamir etmeye, helallik almaya çalışmalı, haydi zaman kaybetmeyelim ve Cahit Zarifoğlu’nun şiirini okuyup çıkalım:

“Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!