Maltepe'deki Kastamonu Günleri


Geçen yıl Yenikapı’da yapılan Kastamonu Günleri’ne bu sene Maltepe Sahili layık görülmüştü. Benim gibi Avrupa yakasında ikâmet edenlerin Maltepe’ye ulaşması için tam 3 adet toplu taşıma aracı kullanması gerekiyordu.

İşi, benim gibi yürüme şovuna dönüştürenlerse 2 araç ve “Allah bize yürü ya kulum!” demiş motivasyonuyla bolca yürüyerek Maltepe Sahili’ndeki etkinlik alanına ulaşabiliyordu.

Ben cumartesi günü Kastamonu Günleri’ne katılmaya çalışırken haber gündemimde neler vardı peki?

— Daday Siyahlar Köyü’nde 2 çocuk annesi, 50 yaşındaki Huriye Türkmen intihar etti. Bu haberin metni “olayla ilgili soruşturma sürüyor.” gibi soğuk bir cümleyle son buluyor.

— 32 yaşındaki Ersin Turhan Sultangazi Kent Ormanı’nda kendini ağaca asarak intihar etti. Habere göre cebinden 10 lirası çıkan Turhan, sosyal medya hesabından yaptığı son paylaşımda “Sabah beni bir ağaçta asılı bulacaklar. Önce yalandan ağlayıp sonra unutacak herkes” diye yazmıştı. Haberde, ataması yapılmayan sınıf öğretmenlerinden biri olduğu belirtilmesine rağmen hükümet destekçisi medyada Turhan’ın aslında fakültesini 3.sınıfta terk ettiği vurgulandı.

Aynı iktidar destekçisi medya, Kocaeli’nde, okulun istediği pantolonu oğluna alamadığı için intihar eden işsiz baba İsmail Devrim haberini de yalanlamak için çok çırpınmış hatta Kocaeli Valiliği’nin haberi yalanlama açıklamasına ek olarak “Hayattan kaçmış. ‘Ben ölürsem bu çocuk ne yer ne içer?’ diye de düşünmemiş” şeklinde vicdan yoksunu yazılar yazan köşe yazarları bile olmuştu!

İntihar çığlığında ve bunalımda yaşayan insanlara, bu gayretleriyle bırakın üzülmeyi neredeyse hakaret ederek aslında tüm suçu onların tutunamamalarına atıyorlar besbelli! Vicdan yoksunluğunun adı ne zamandan beri gazetecilik oldu?

— Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, ülkesinin, İstanbul’daki konsolosluğunda öldürüldüğü kesinleşti. Suudi yönetimi bu hareketiyle ülke idaresini bilenleri şaşırtmadı. Yemen ve Suriye’deki toplu cinayetlerde payı olan devlet, ülkesinde demokrasi ve özgürlük isteyen, bunu da kendi ülkesinde değil, ABD’de yapma gibi bir durumda olan Kaşıkçı’yı katletmişti.

— Okullarımızda 1933 yılından beri okunan ve birkaç kez de metni değiştirilen “Andımız” Ekim 2013’te hükümetin “Demokratikleşme Paketi” içinde kaldırılmıştı. Danıştay, bu düzenlemenin iptaline karar verdi ve “Andımız”ın yeniden okutulup okutulmaması üzerine güzel ülkemizde tartışmalar devam ediyor.

Kendini Türk olarak görmeyen dürüst yurttaşlar, “Andımız”dan rahatsız mıydı peki? Bu zamana kadar “Andımız”ı okuyan çocukların hepsi Türk mü oldu? Eğriler doğru, tembeller çalışkan mı oldu? Bu andı okuyan herkes, küçüklerini koruyup büyüklerini saydı mı? O zaman neyin tartışması bu? Andımız okunmayalı daha mı çok birbirimizi sevmeye başladık yoksa? Yoksa birileri andın sonundaki “Ey büyük Atatürk” sözünden mi hoşlanmıyor? Hâlbuki o 1970’lerde eklenmişti! O zaman dert ne?

— Rahip Brunson, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsın!” sözüne rağmen serbest bırakıldı ve böylece yargımızın bağımsızlığını kanıtlamaya çalışanlar oldu. Benim gibi çok soru soranlarsa şunları düşündü: “Bu rahip suçsuz muydu yoksa Cumhurbaşkanı fakir mi değildi?”

— ABD’nin Virginia eyaletindeki büyük bir domuz eti firmasında çalışan işçi, etlerin üstüne işedikten sonra işine devam etti. Olay açığa çıkınca işçinin işine son verilmiş, o malum etler de imha edilmiş. Bu görüntüleri izleyip işin aslını sorgulamayanlar, işçiye verip veriştirdi muhakkak. Acaba kimin aklına geldi, işçilere tuvalet ihtiyacı için yeterince izin verilip verilmediği? İşçi, “Ben böyle işin içine ederim arkadaş!” mesajı vermek istemiş olamaz mı yani?

Bu gündem maddelerinden sonra “Kastamonu Günleri’nden ne haber?” derseniz, başlıyorum efenim:

Etkinlik, Maltepe Sahili’ndeydi ve geniş bir ortamdaydı. Kastamonu Günleri’nin yapıldığı alana kadar sahilde türlü seyyar satıcılar da ekmek paralarının derdindeydi.

Etkinlik alanına girişte güvenlik tedbiri ve görevlisi yoktu. Onun yerine iktidar partisinin bayraklarını sallayan parti amigoları ve parti arabası vardı. Ekseriyetini Kadın Kolları’nın oluşturduğu izlenimi veren bu ekip, yerel seçimler için şimdiden çalışmalara başlamıştı galiba. Tembel muhalefetimize duyurulur!

Büyük bir çadır içinde düzenlenen etkinliğin çadır dışında kalan kısmıysa daha çok gıda satıcılarının oluşturduğu bölümdü. Burası, ziyaretçilerin midesine hitap ettiği için daha büyük ilgi görüyordu. Neler mi vardı burada?

Etli ekmekler, tereyağları, kestaneler, yöre usulüyle yapılmış ekmekler, kuyu kebabı, ekmek arası köfteler, aşureler, pilavlar ve sair bilumum iştah açıcı, para harcatıcı şeyler mevcuttu.

Çadır içinde bir radyo kanalı yayın yapıyordu, bu belki de organizatör mantığıyla Kastamonu’yu tanıtıma yarıyordu!

Sahibi Kastamonulu olan bir baklava firmasının sponsorluğunda yapılan etkinliğin çadır bölümüne geçtiğimizde giriş kısmının solunda, bahsettiğim radyo yayını yapılıyor, onun ardındaysa KAS-DER için büyük bir alan ayrıldığı görülüyordu. Bu alana geçtiğimde kameraların ve bir hengâmenin olduğunu gördüm. Kalabalık, önemli bir kişinin peşindeydi sanki! Kim bu, tanıyan var mı? dedimse de herkes zor bir soru sormuşum gibi kaçıyordu!

İlçe belediyelerinin stantlar açtığını, hazırlattıkları broşürlerle ilçelerini tanıtmaya çalıştıklarını gördüm.

Sakın şaşırmayın, birkaç belediyenin 3 kutusu 10 liradan helva sattığını gördüm. Nedenini sorduğumda, “Biz küçük belediyeyiz, masrafımızı çıkarıyoruz.” diyorlardı.

Orada olmayanlar, “Tüh! Fırsatı kaçırdık!” diye feryat etmesin hemen, çünkü bu 3 kutuyu toplasanız yarım kilo etmiyordu, yani kurnaz esnaf iktidardaydı yine! Ama hesabını bilen müşteri de kolayına faka basar mıydı?

Bu belediyeden aldığım bilgiyle stant ücreti verilmediğini de öğrendim. Herkes için durum böyleyse sponsor mu ayarlamıştı her şeyi?

Koca çadırda ilçe belediyelerinin yanında yine gıda ağırlıklı satışlar vardı. Giyim ve veremedikleri güvenle, şüpheli bulduğum fırsatçı bir turizm şirketi stantlarıyla 2 tane de olsa kitap standı vardı. Birinde, yazar kendi kitaplarını sergilerken, diğerini bir vakıf açmıştı ve acıdır ki kimse onlarla ilgilenmiyordu.

Beyazlar içinde güzel bir kız ve elinde sarımsaklar… Evet, Taşköprü Belediyesi standını da gördüm ve tesadüf bu ya bay Belediye Başkanı’yla birkaç kişinin bu beyazlar içindeki güzelle fotoğraf çektirdiğine şahit oldum.

Bu güzel manken hanımın etkinlik boyunca bu şekilde pek çok fotoğraf karesinde yer aldığını tahmin ediyorum. Bunun yorgunluğuydu belki de bu güzel mankeni bunaltan. Çünkü fotoğraf sonrasında bir bıkkınlık alâmetini sezebilmiştim. Bu da zor bir işti. Belki de tüm bakışların kendinde toplanmasından kaynaklanan nazar yorgunluğuydu.

Eskiler, nazar çekmekten çok korkar, bizlere de bu konuda dikkatli olmamızı tembihlerlerdi: “Subhanallah, maşallah deyip Ayet-el Kürsi, Nas ve Felak’ları ihmal etme, aman yavrum!” Bu tembihi uyguladığınızda müthiş bir güç alırdınız, aynı konu Karagöz-Hacivat duasında da geçerdi: “Elemterefiş kem gözlere şiş!” Bu, işin belki de kendinden emin olma yanıydı!

Dostça bir sitem edeyim mi?

Kastamonu Günleri’nde belediye stantları içinde tanıdık yüzlerle sohbet eden azınlık dışında hiçbir hemşehrim birbirinin yüzüne bile bakmıyordu. Öyle ya, orada bulunmalarının sebebi şehirdi, insan değil!

Kastamonulu, Diyarbakırlı, Trabzonlu, Erzurumlu! İstanbul ve çevresindeki büyükşehirlere geldikten sonra artık kendi memleketi için de bir tüketici konumundaydı.

Kastamonu Günleri’nde alabildiğiniz tereyağları, kestaneler, çekme helvaları (3 tanesi 10 lira!) ve yiyebileceğiniz kuyu kebabı, köfte ekmekler, etli ekmekler kadardı sizin değeriniz! Bunları almıyorsanız sizden kötü yoktu! Esnafın içinde hemşehrilerine söven var mıydı acaba?

Siz orada hemşehri olarak değil, bir tüketici olarak bulunuyorsunuz, bunu unuttunuz mu yoksa?

Hemşehrilerime “Baktılar da bir şey almadılar!” diye söven kötü esnaflar varsa hemen söyleyeyim ki yüreğiniz varsa eğer hemşehrilerinize değil, kapı girişinde duran iktidar partisine ve onun idarecilerine söylenin! Çünkü geçen yılki Kastamonu Günleri’nden bu yana kalantorlar ve kodamanlar dışında herkes fazlasıyla yoksullaştı. Bunun kabahati de bu orta ve dar gelirli insanlarda değil herhâlde!

Bilmem anlatabildim mi?

Cumartesi günü katıldığım bu etkinliğin akşamında Serdar Ortaç konseri vardı. Yok, hayır beklemedim. Yürüyecektim, önce metroya, oradan da marmaray aktarmasıyla eve… Eve girdiğimde saat akşamın 7 buçuğuydu.

Uzun bir yazı oldu, farkındayım. Baştan buraya kadar geldiyseniz bir şiiri hak ettiniz, geçtiğimiz hafta vefat eden Bahaettin Karakoç’un bir şiiri:

Bulutlar dağlarda örgütleniyor
Yırtılan göklerin gazabından korkuyorum.
Zaman çentik çentik tükeniyor
Çaresizliğin azabından korkuyorum.

Bulutlar dağlarda örgütleniyor
Dağlardan, çığlardan, sellerden korkuyorum.
Ölü denizlere hicreti anlatmak zor
Aldığını vermeyen yıllardan korkuyorum.

En arkalarda kalmış topal bir bulut
Vadimizin üzerinden seke seke geçip gitti.
Çengelsiz bir türküyle seslendim arkasından
Filim oracıkta bitti…

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!