Pastırmayı alın, hastaneyi verin!


Yine iyisin biliyor musun? Ne yani, yazıma böyle başlamama izin vermeyecek miydin yoksa? Sen de haklısın, bu yazıda senin de payın var! Ben fedakârlık yapıp yazıyorsam sen de aynı fedakârlıkla okuyorsun, var ol kıymetli okur!

* * *

Kar yağmıyor bir türlü, farkındasın değil mi? Neden acaba? Bugünlerdeki kuraklığın yaz kıtlığına delalet etmemesini istiyorsan açı, açığı hulasa ihtiyaç sahibini gözetmen gerek! Hani meşhur hikâyede olduğu gibi yağmur yağmıyor diye feryat etmeden önce yırtık ayakkabısından ötürü yağmur yağmaması için Allah’a dua eden çocuğu bulmalı! Ne dersin, bu daha iyi olmaz mı?

* * *

Kilosu 140 lira olan Kastamonu pastırmasının 2 haftadır şehrin ve ara ara da ülkenin gündemini işgal etmesine ne diyorsun, bilmiyorum ama ben fena hâlde sıkıldım.

Bir de pastırmacıları, gazetelerin ilk sayfalarında pastırmalarını överken görüyoruz ya helal doğrusu! Kayseri, Sivas derken şimdi bir de Tokat dâhil oldu pastırma rekabetine!

İyi de pastırmayı herkes mutfağına alabiliyor mu? Tartışmayı Cumhurbaşkanı başlattı fakat bitirmesi de bu garip yazı işçisine düşsün!

* * *

Peygamberimiz, Mekke’nin fethedildiği gün karşısında korkudan titreyen Mekkeliyi görünce “Sakin ol kardeşim! Ben bir kral veya hükümdar değilim. Kureyş’ten, güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum!” demişti. Buzdolabının olmadığı çağda et, kurutma yöntemiyle muhafaza ediliyordu ve peygamberimizin işaret ettiği kurutulmuş et, muhtemelen pastırmaya yakın özellikteydi.

Peygamberimiz bir başka sözünde de “İlim Çin’de de olsa alınız!” buyurmuştu.

* * *

Bakın, pastırma gündem olmadan birkaç gün önce şehrimizin gazetelerinin ilk sayfasını şöyle bir haber başlığı doldurdu: “Kastamonu’nun yarısı Karabük’te.”

Kastamonu’daki insanlarımız kendi şehrinin hastanesinden alamayacağı hizmeti biliyor ve çevre şehirlere yöneliyordu. Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki Kastamonulular da işte bunlardı!

Ya diğer yarısı neredeydi bu şehrin? Hasta olmayanlar şehirde, olanlarsa kimi kendi isteğiyle kimi de nakil yoluyla başka şehirlerde şifa arıyordu. Üstelik daha yolda ölenlerden bahsetmiyordu gazeteler! “Hangi şehrin pastırması daha güzel?” tartışmaları dur durak bilmiyordu ama!

2017 Ağustos başında Kastamonu’daki özel hastanenin yeni doğum ünitesinde enfeksiyon nedeniyle bebek ölümleri olmuş, gözü değil ama özü kör olanlar bunu da görmezden gelmişti!

Eylül ayında Tosya’da bir parkta oynarken düşen Muhammed, evine vardığında kolunun ağrıdığını söylemişti. Ailesi önce Tosya Devlet Hastanesine götürdü, oradan Kastamonu’ya sevk edildi Muhammed. Bitti mi sandınız, hayır! Muhammed’i oradan da Samsun’a sevk ettiler kardeşim, tam Samsun’a! Samsun’a vardığında ameliyata alınması gerektiği söylendi ve Muhammed ameliyata giremeden hayatını kaybetti, 7 yaşındaydı ve bu şehrin bir tek kalemi ondan bahsetmedi!

Yıkılacak konaklardan, yetersiz trafik ışıklarından, turizmle nasıl şahlanacağımızdan, belediyeyi ve valiliği kafakola almış otel sahiplerini daha başka nasıl zengin edeceğimizden bahsedip durdular ama! Hem de şehrimizin iyiliği için!

Kayserililer, Sivaslılar, Tokatlılar! Her şehrin iyisi de vardır, kötüsü de! Her şehrimizde iyilerin sayısının çok olması ümidimdir. Sizlere bir çağrım var! Biz, sizlere şehrimizdeki tüm pastırmaları sahipleriyle birlikte paketleyip gönderelim, siz de bizim şu hastane meselemizi halledin! Ben artık vekillere konuşarak boşa vakit harcamak istemiyorum!

Örneğin; “Siyasi ve ticari hesaplarla kilitli tutulan özel hastanenin önündeki engeller nedir? Şehir ve ilçelerimizdeki hasta sayımız neden bu kadar fazladır ve hastane imkânlarımız neden yetersizdir?” gibi sorulara cevap bulmakta bize yardımcı olun!

Hak yemeyelim, şehrimizin pastırmaları güzeldir. Pastırmada sizler kendi aranızda rekabet edin de biz de insanlarımızı basit bir teşhis için bile şehir şehir dolaştırmayalım, anlaştık mı?

YARDIMSEVERLERE İNSANCIL ÇAĞRI!

Kar yağmıyorsa açı, açığı, ihtiyaç sahibini gözetmeliyiz demiştik değil mi? İşte tam sırası…

Bir öğretmenimiz vesilesiyle Taşköprü’nün bir köyünde yaşayan 3 çocuklu 5 kişilik ihtiyaç sahibi bir aileden haberdar oldum. Zorlu kış şartlarına uygunsuz bir köy evinde yaşıyorlar, bununla beraber yakın zamanda alınan sobaya kömür lazım. Gıda ve giyim destekleriniz de çok makbule geçecektir.

“Soruşturmak, ilgilenmek hatta gidip görmek istiyorum.” diyen gönlü zenginlere çağrımdır! Bana mail adresimden, sosyal medya hesaplarımdan ya da buradan ulaşabilirsiniz. Hadi bakalım, vakit, gayret vaktidir, hem de kış bastırmadan!

Orhan Veli’den bir şiirle:

“Bir çocuk ne anlar sevmekten?

Ne anlar ki sevgi uğruna ölmekten

Ne anlar yaşam nedir, dünya ne?

Her şey tozpembedir onun gözünde

Hep umut vardır o küçük yüreğinde…

Karanlıkta aydınlık hisseder

Olmayacak sevdaya olur der…

Ben de çocuğum ve cezalıyım…

cezam sevilmemek

Tek suçum ise seni be canım seni sevmek…”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!