Siz Hiç Ölü Bulundunuz mu?


Yine bir yalnız ölüm haberi:

“Kastamonu'da uzun zamandır kendisinden haber alınamayan yaşlı adam evinde ölü olarak bulundu.”

Aktekke Mahallesi, Sarıkaya Sokak’ta yaşayan Halil Sevim ismindeki 81 yaşındaki amcadan 1 haftadır haber alamayan uzaktaki yakınları, komşularına haber veriyor. Komşular da Halil amcanın kapısını çalıp karşılık alamayınca polise haber veriyorlar.

Polis ekipleri, çilingirle kapıyı açınca Halil Sevim’in cansız bedeniyle karşılaşıyorlar. Bu gibi durumlarda olay yerinde bulunan sağlık görevlilerinin yaptıkları ilk inceleme sonucunda yaşlı amcanın yaklaşık 1 hafta önce vefat ettiği anlaşılmış. Kesin ölüm nedeninin tespiti için de morga kaldırılmış Halil amcanın cesedi.

Kastamonu’da buna benzer haberleri çok duymaya başladık. En son İnönü Mahallesi, Kömürkara Sokak’ta Cuma namazına giderken fenalaşan Muhittin Akbay’dan bahsetmiştim sizlere.

Daha sonra Abana’da kaybolan ve mezarlıklar çevresinde ölü bulunan alzheimer hastası Ömer Ata’nın haberini almıştık.

Benzer haberler diğer Anadolu şehirlerinden geldiği gibi İstanbul gibi büyük şehirlerde de yaşanabiliyor. Yaşanıyor da beni de türlü düşüncelere itiyor. Bu haberlerde baskın olan bir sıfat var: Yalnız!

“Yalnız yaşayan adam”, “yalnız yaşayan kadın”, “kaybolan” gibi tanımlamalar bu tarz haberlerin içinde geçti mi alır beni türlü düşünceler.

Nedir bu insanlarımızın hikâyesi? Nasıl bir ömrü yaşamışlardır, emekli aylığının güvencesiyle mi, yoksa çocukların uzakta oluşlarının borcunu öder gibi yolladıkları desteklerle mi yaşamaktadırlar mesela? Ve saire ve saire.

İşte bir yalnız ölüm daha yaşandı. Şu yerel seçimler hengâmesinde kimsenin de dikkatini çekmedi Halil Sevim’in yalnız ölümü.

Halil amcanın cesedinin siyah bir poşetle taşınır görüntüsü bir dramın fotoğrafıydı belki de! 1 haftadır bir evde bir ceset bekleyip durdu. Ben de dâhil pek çok yaşayan, Halil amcayı düşünmedi, “Acaba şu önünden geçtiğim evde, bu mahallede yahut bu şehirde yalnız başına yaşayıp ölüveren biri, birileri var mıdır?” diye sormadı! Bu da bize ayıp olarak yetsin be! Hadi yaşayalım şimdi hiçbir şey olmamış gibi!

Düşünmeyelim gencecik toprağa düşenleri, dağ başlarında vatan nöbeti tutanları, Yedikule’de hurda toplamak için girdikleri metruk binanın üstlerine çökmesiyle enkaz altında kalan 18 yaşındaki Emircan’la 16 yaşındaki Ramazan’ı, benzer genç ölümleri, ayrılıkları, kalp kırıklıklarını, anlayışsızlıkları da görmezden gelip düşünmeyerek yaşayalım bakalım, yaşamak eğer buysa!

Cemal Süreya, babası kendinden önce ölen her çocuğun olgunluğuyla soruyordu:

“Sizin hiç babanız öldü mü?” diye.

Şimdi ben de size sorayım:

Siz hiç ölü bulundunuz mu?

Ya da “Bir gün biz de ölü bulunacak mıyız, hem de yalnız yaşarken?” diye düşündünüz mü?

Şair, sorusunu kendi cevaplayıp “Benim bir kere öldü kör oldum…” demişti ya biz?

Biz de sorumuzun cevabını bu yüzyılda ve dünyada oluşumuzun cezasını çekerek alacağız galiba, yani YAŞAYACAĞIZ!

Sevemez Kimse Seni

1996 senesinden bir düğün görüntüsü. Videodaki insanların ekseriyeti artık bu dünyada değil. Orguyla müzisyenliğini yapan bir taşra sanatçısı söylüyor:

“Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar…”

Orada 8 yaşında bir çocuk görünüyor. Bu çocuk büyüyor bugünlere geliyor. Aşkları fiyasko, işleri fiyasko ve tesellisi okumak, yazmak.

Geçen zamana, bizden evvel bu dünyadan giden yakınlarımıza ve yaşayan yakınlarımızın anlamayışlarına inat dürüstçe sevebilmenin ve pazarlıksız yaşayabilmenin hâlâ mümkün olduğuna inanıyor bu çocuk.

Taşralı müzisyen devam ediyor:

“Seni sevmekten değil, kaybetmekten korkarım!”

Ve hâlâ yazıyor o çocuk…

Kim bu çocuk? Ne bileyim efenim, onu da siz bulun!

Bir Sabah Kapım Çalınsın Diyenler

Yazı konusu ettiğim Halil amcayı bilmiyor, tanımıyordum. Böyle bir haberle de öğrenmeyeydim keşke! Ona Allah’tan rahmet, yakınlarına-sevenlerine de büyük sabır dilerim.

Bu ölümle bir Aydın Öztürk şiirini hatırladım, Onur Akın’dan şarkısını dinlediğimiz bu şiirin bir bölümü şöyle:

“bakmayın çekilen perdelerin,
aydınlık oluşuna bu şehirde.
renk renk desenlerine kanmayın
saklısında kim bilir kaç yüreği
bu ayrılıklar, boğar.
kim bilir, ardına kadar susmuş ömürleri,
paslanmış ne çok kapı bekler!”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!