Tosya’da hep çocuk kalacak bir Muhammed!


İstanbul’da 5.8’lik korkutan depremin ve sonrasında şehirdeki toplanma alanlarının sayısı üzerinden yaşanan siyasi tartışmanın, beklenen büyük İstanbul depremi için ne ifade ettiği henüz belirlenememişken Kastamonu’da da bir deprem yaşanıyordu fakat bu, fay hatlarının hareketiyle değil 7 yaşındaki bir çocuğun ölümüyle oluyor ve ailesiyle, akrabalarını, bir de yüreği hassasları sarsıyordu.

Tosya’da parkta oynarken kolu incinen ve ardından sırasıyla ilçe ve şehir merkezindeki hastanelere sevk edilen, en sonunda da Samsun’a gönderilerek ameliyata alınan Muhammed Kutay isimli çocuğumuz, ameliyat sırasında fenalaşarak yoğun bakıma alınıyor ve burada hayatını kaybediyordu.

Yakın bir zamanda da ilçem Devrekâni’deki bir parktaki gondola kolu sıkışan çocuk yaralanmış ve hastanede tedavi edilmişti. Şehrimizdeki ve ülkemizdeki çocuk parkları kimin denetiminde? Belediyelerimiz, müteahhitlerin “ucuz ihale” yöntemiyle kâr etmesine değil de çocuklar için güvenli olmasına dikkat ediyor değil mi?

3 hastane gezdirilen Muhammed’in ölümünde yanlış teşhisin ve zamanında müdahale edilmeyişin etkisi nedir? Basına yansımayan pek çok benzer olayda da şehirdeki hastalarımız Evliya Çelebi gibi gezdirilip ölümlere davetiye çıkarılıyorsa Sağlık Bakanlığı’nın bu duruma bir çare bulması için daha ne kadar beklememiz gerekiyor?

Biz burada bunları sorarken İstanbul’da da şiddetli sarsıntıdan sonra pek çok yurttaşımız “toplanma alanları nerede, 1999 Depremi’nden sonra çıkarılan özel iletişim vergisiyle toplanan paralar nereye harcandı?” ve “binalarımızın ne kadarı depreme dayanıklı?” gibi soruların cevabını aramaya çalıştı. Cevapsa siyasi tartışmalar arasında gargaraya getirildi.

Ailesini dünyada bırakarak geldiği cennete döndü Muhammed. Aileye sabır dilerim ama “Tosya’da doktor yok!” diyenleri de dikkate alarak bu olaydaki ihmal ihtimalinin ciddiyetle araştırılıp açıklanmasını beklerim!

İstanbul’daki Kastamonu ve şahane tanıtımcılarımız!

İstanbul Maltepe’deki Kastamonu günleri geride kaldı. Bu yıl katılamadığım bu günler hakkında malumatı basından takip edebildim ama geçen seneki etkinliği gezdiğimde gördüklerim beni biraz üzmüştü.

Malumunuz, İstanbul’da buradan daha fazla Kastamonulu var ve bu da satış pazarlamanın büyükşehre taşınmasına neden oluyor. Yöresel ürünlerin yoğun olarak sergilendiği bu gibi günler ise İstanbul’daki gurbetçilerimize şehre olan özlemlerini dindirme fırsatı sunabilmeliyken onları sadece bir tüketici olarak görüyor!

“Taze çekme helvamızdan alın abi, köy ekmeğimiz var, hakiki köy tereyağı, döner ekmek 10 lira, yenge bi baksana!”

Ve bu minval üzere satışlarla ora esnafı ticaretini ayakta tutmaya çalıştı. Peki, hemşehrilerimiz gezerken birbirlerinin yüzlerine baktılar mı? Geçen yıl etli ekmek ve kuyu kebabı kokularının arasında burayı gezerken buna şahit olmamıştım.

Kastamonu Günleri’nde alabildiğiniz tereyağları, kestaneler, çekme helvaları ve yiyebileceğiniz kuyu kebabı ve etli ekmekler kadardı sizin değeriniz! Bunları almıyorsanız sizden kötüsü yoktu! Esnafın içinde hemşehrilerine söven var mıydı acaba? Orada bulunanlar hemşehri değil, bir tüketiciydi aslında!

Belediyelerin ve şehrin turizm işletmelerinin stantları ve günlere damgasını vuran mideye hitap eden tezgâhlar… Bir Kastamonu Günleri daha geride kaldı işte!

“A İstanbul (beyim aman) sen bir han mısın?
Varan yiğitleri (de beyler aman) yudan sen misin?
Gelinleri yarsız goyan (bi danem) sen misin?”

Bu Kütahya türküsü eşliğinde Maltepe’deki Kastamonu Günleri’ni izleyip memleketinden büyük şehirlere göç ederek tutunmaya çalışan insanlarımızı, tutunamayıp düşenleri yiyen ve gittikçe zenginleşen yamyamları düşünenlere de selam olsun!

“Neden bu şehrin insanları burada değil de büyük şehirlerde karnını doyurmak zorunda kaldı?” diyenlereyse şairin şu sözünü hatırlatayım:

“Doğduğumuz yerde doymuyoruz! Doyurmuyorlar! Kahrolsunlar!”

Kastrofest’e muhalif bakış!

Merak etmeyin efendim, vâkıf olmadığım gastronomi alanıyla ilgili bir açıklamaya girişmeyeceğim! Bu etkinlik sırasında şehrimize gelen yemek şeflerinin yöremiz ürünlerinden yaptıkları yemeklerin tanıtımımızdaki etkisi nedir? diye de sormayacağım! Sadece Valilik'le Belediye desteği ve bir gıda markasının sponsorluğuyla yapılan bu festivale şehrimizin zenginlerinin neden sponsor olmadıklarından da bahsetmeyeceğim!

Bu güvenceden sonra şöyle küçük bir yorumda bulunmama izin veriniz: Ülkemiz özellikle 1980’li yıllardan sonra şehirlerin turizm üzerinden gelişmesi gerektiği anlayışıyla yönetilmeye başlandı. Ülke idaresinin en başından son idare birimine kadar da bu görüş sanki resmî bir kabul gördü, uygulanmaya çalışıldı.

Bu anlayışla yapılan Kastrofest’ten de oteller, yöresel ürün satıcıları, benzer konaklama ve yeme-içme sektörü memnun kaldı muhtemelen ama bu mutlu zengin azınlığın dışında mutsuz çoğunluk için de istihdam alanları oluşturabilmek gerekir. Meraklanmayın, kârına odaklanmış kalantorlar gibi bunu Valilik’ten ve belediyelerden beklemeyeceğim! Çağrım, “şehir nimetlerini nasıl sömürürüm?” diye bakmayan dürüst insanlara!

Etkinliğe katılan ünlü şeflerden birinin Kastamonu pastırmasını “benim için bir numara!” diye yorumlamasını haberleştirip sosyal medyada yayımlayan gazetelerimizden birine yapılan yorumsa beni önce tebessüm ettirdi ardından da düşündürdü:

“Tabii bir numara, son seçimden bu yana Kastamonu halkı olarak eski belediyenin pastırma borcunu ödüyoruz, artık lezzetini siz düşünün!”

Kastamonu okullarına alınacak personel için!

İŞKUR İl Müdürlüğü’yle Milli Eğitim Müdürlüğü arasında imzalanan protokole göre Kastamonu’daki okullara Toplum Yararına Program kapsamında 9 ay çalışma süresiyle 500 temizlik personeli ve 135 güvenlik görevlisi alımı için başvurular cuma günü sona erdi.

İlan haberi sonrasıysa yorumlar aynıydı: “Alınacaklar önceden bellidir, boşuna uğraşmayın, liste kimde?”

Hem güzel ülkemde hem de şehrimde işsizliğin karanlık sokaklarında gezenler pek fazla! Peki, neden? Çünkü ekonomimiz kötü gidiyor, “istihdam” diye bir şeyden artık hükümet görevlileri bile bahsetmez oldu.

Geçen Ahilik Haftası’nda yapılan konuşmalar içinde ne yazık ki aynı cümleyle yine karşılaştık mesela! “Efendim, işsizlikten ziyade eleman arayıp bulamayan esnafımız var!”

Makam sahibi beyler ve patronlar siz hiç işsiz kaldınız mı? Gerçek kimliğinizi gizleyip şehirde bir iş arayın bakalım! İŞKUR üzerindeki ilanlara başvurun mesela! “2020 lira vereceğim, 3-4 ay da sigorta yapmayacağım, işine gelirse!” diyen patronların İŞKUR hakkını nasıl puştluğa çevirdiğini görürsünüz belki de en azından böylesi saçma cümleler kurmaktan çekinirsiniz!

Nazım Paneli neden olmasın?

Kastamonu Anadolu Mektebi Okuma Grubu tarafından 26 Eylül günü Kastamonu Fen Lisesi’nde “Necip Fazıl Paneli” düzenlendi. Yaklaşık 6 aydır devam eden okumalar sonucunda yapılan bu panele katılamadığım için üzüldüm ama Necip Fazıl okurunun Nazım okuma ihtimalini de önemsediğimi belirtmek istedim. Bu iki şairimizi okumayan çok şey kaybeder ama güzel ülkemde biraz da iktidarın etkisiyle bir Necip Fazıl rüzgârı estirilmekte.

Bu kıymetli etkinlik sonrası neden bir Nazım Hikmet okuması düzenlenmesin? diye sormak isterim. Özellikle de bu okumalara Nazım’ın “Memleketimden İnsan Manzaraları” eseriyle başlanabilir. Zira bu eseri okumayan ülkemizi bilmek, tanımak adına çok şeyi kaybedecektir. Ne dersiniz öğretmenlerim, Nazım Hikmet Okumaları konusunda da bir adıma var mısınız?

Sigara içerken yakalanan şoför!

Direksiyonda sigara içenlere trafik polisinin ceza uygulamasından haberdarsınızdır fakat burada tartışılmayan bir konu var.

Aslında 2013 yılından beri yürürlükte olan ama neredeyse hiç uygulanmayan kanun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tekrar gündeme getirmesiyle uygulamaya konuldu ve ülke genelinde yapılan “Dumansız Araç Uygulaması” denetimleriyle 5 bin 63 sürücüye 153’er lira ceza kesildi.

Denetimler sırasında aracında sigara içerken yakalanıp aldığı ceza sonrası tepki mahiyetinde bir sigara daha yakanı da oldu, yaptığı özel boru düzeneğiyle sigarasını araç dışında tutarak içeni de!

Sigara elbette zararlı fakat bu yöntemlerle yurttaşlarımızı sigaradan ne kadar uzak tutabiliyoruz? Verilere göre ülkemizde sigara içme yaşının 13 olduğu ve 10 kişiden 3’ünün sigara içtiği görülüyor. Acaba işi sadece cezayla sınırlı tutmakla hata mı ediliyor? Öte yandan uyuşturucu hapların el altından rahatlıkla satılmasına karşın hangi tedbirler düşünülüyor, sormak hakkımız değil mi?

Hollanda Polis Teşkilatı’na bir önerim var!

Hollanda Devleti, suçlularla daha iyi mücadele edebilmek için “Hızlı Müdahale Aracı” filosu kurmaya karar vererek 70 adet 3 litrelik dizel motorlu Audi A6 marka araç satın aldı ama Hollanda basınından öğrendiğimize göre özel sürüş eğitimi almış yeterli personel olmadığından bu araçların yüzde 40’ı garajda bekletilmeye başlandı.

Hollanda Polis Teşkilatı’na sesleniyorum! Devlet bütçenizden aldığınız böylesi lüks araçları garajlarda bekletip heba etmeyiniz!

Bakınız, ülkem Türkiye’de bu Audi marka araçları makam otomobili olarak kullanan ve hâlâ alamadığı için heves eden mülki amirlerimiz ve çeşitli kamu-özel kuruluşlarımızın yetkilileri bulunmaktadır! Onlarla iletişime geçip görevlilerinizin ülkemde sürüş eğitimi almasını sağlayabilirsiniz, size ücretsiz olarak dost ellerini uzatacaklardır! Bu işbirliği için daha fazla beklemeyiniz!  

* * *

Eylül de bitiyor değil mi? Biliyorum, umut bağlayıp beklenen gelmedi bu ayda ama yine de teselli buldunuz “Vazgeçtim! Sen, Ekim'de gel. / Eylül'de herkes geliyormuş…” sözünden. Haydi o zaman bir Ahmet Erhan şiiriyle eylüle veda edelim:

“Bugün oturdum ölümü düşündüm
Kirli, acı bir su gibi yürüdü içimde
Dokunduğum, gördüğüm her şeye sindi
Ürperdim, korktum ve biraz şaşırdım
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Yağmur altında ya da karanlıkta
Bir başıma kalmış gibi.

Çocukların incinmiş gülüşlerini
Artık her park yeri bir apartman inşaatı
Her sokak bir otomobil nehriyse de.
Bugün oturdum ölümü düşündüm

Soğuk camlara dayayarak yüzümü
Kuşağımın acısını, kefenlenen gençliğimizi
Yaşayan ya da artık yaşamayan dostları

Bugün oturdum ölümü düşündüm

Bir darağacında ya da yolda yürürken

Bugün oturdum ölümü düşündüm

Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Nis

Pudra şekerinden amirallere…

29Mar

Gerçekleri pudralamak!

24Ara

2020 uğursuz muydu?

12Kas
25Eyl

Balkonda kim var?