Zarfın içine 1000 lirayı kim koydu? - Selahattin DEMİREL

Zarfın içine 1000 lirayı kim koydu?


Aslında epeydir onu merak ediyordum. Günümüzü çiçeklendiren, yarınlara umutla bakmamıza vesile olan eylemlerine neden devam etmiyordu ve o neredeydi?

Nihayet yine ortaya çıktı, bu kez Üsküdar Kuleli Mahallesi’nde eylemlerini gerçekleştirmiş, bunu yaparken de önce mahalle bakkalındaki veresiye defterinin hesabını görmüş, sonra da içinde 1000’er lira bulunan zarfları mahalle sakinlerinin kapılarına bırakmış.

Birkaç gün önce Ataşehir’de, geçen ay da Tuzla’da bizi mest eden eylemlerine devam etmişti esrarengiz hayırsever.

Onu geçen sene Hasköy’deki hayırlı eylemiyle tanımış, sonra da bir kandil gecesi Başakşehir’de notlu zarflarından haberdar olmuştuk. Notta şunlar yazılıydı:

“Paylaşmanın asaletini, bencilliğin çirkinliğine değişmeyen bir kardeşiniz olarak, sizden dua edecek kimsesi olmayanları duanıza katmanızı ve bu gece kapınıza gelmeme vesile olanlara dualarınızda yer vermenizi tüm kalbimle isterim. Hayırlı kandiller.”

Dağıtımı grup hâlinde yaptıklarını anladığımız bu kişilere, mahallelinin “Kimsiniz?” ve “Bu para nereden çıktı?” gibi sorularına karşılık “Amca karıştırma, bu söylenmez. Patronumuz sağ olsun, bir iş insanı.” cevaplarını verdiklerini de yine haberlerden öğrenmiştik.

En son eylemlerinde yine kendisine kim olduğu sorulmuş ve o da “İsmim yok benim, Robin Hood deyin, bana yeter!” diye yanıtlamış.

Kimdir, necidir, bilmiyor, merak ediyor ve buradan bir çağrıda bulunuyorum. Güzel insan, paraların kara olsa aklamak için hiç de mantıklı olmayan böyle bir yola girmezdin! Kazancında helal payının fazla olduğunu düşünmek istiyorum.

Seninle röportaj yapmak isterim, yüzünü ve kimliğini yansıtmadan pekâlâ bir röportaj yapılabilir. Böylece birilerine iyiliğin şova başvurmadan da yapılabileceğini vurgulamış olurduk, ne dersin?

BİR ÖYKÜDE 80’Lİ YILLARIN KASTAMONU’SU!

1982’nin Nisan ayı, Ankara’dan İnebolu’ya doğru bir yolcu otobüsü gitmektedir. Yolcuların her birinin hikâyesine erişemiyoruz tabii ama içlerinden biri, yalnız başına değildir yolda. Ya? Otobüsün bagaj kısmında kolileri vardır fakat bu kolilerde ne doludur?

Zorlu yolculuk sonrasında İnebolu’ya varılır. Konu ettiğimiz yolcumuz burada okulları gezer ve evet, kolilerindeki kitapları bu okuldaki öğrencilere öğretmenler vesilesiyle satmaya çalışır. Gün biterken buradan Çatalzeytin, Abana ve Bozkurt ilçelerine de geçmek istemektedir ama yol, heyelan dolayısıyla kapalıdır, o da yolu tersten alıp Devrekâni üzerinden Abana’ya varmaya çalışır.

Gece İnebolu’da bir otelde istirahat ettikten sonra şehirler arası otobüsle Seydiler’e kadar geçer. Seydiler’deki okullarda da kitaplarını dağıttıktan sonra sahil ilçelerine geçmek için Devrekâni’ye gidecek bir dolmuş arar.

O zamanki Seydiler’de bir yazıhane bile bulunmadığından kolilerini bir durağa bırakmıştır kahramanımız ve gelen kamyonda zar zor yer bularak yola koyulur tekrar. Yol boyunca kamyonda orman köylülerinden, ormanda kayıt dışı çalışan işçilerden, fasulyeyi eksik tartan esnaftan konuşulur.

Neredeyse 5 saatin sonunda Çatalzeytin’e varılır ve kamyon şoförü otobüsle 200 lira tutacak yola 500 lira ücret ister, zar zor 200’de ikna olur. Kahramanımız bir otel bulur ve sabahında yine kitaplarını dağıtmak için okulları gezer.

Akşamında otelde bir meslektaşıyla karşılaşır. Çevredeki okullardaki öğrenci azlığından, göçün duracak gibi görünmediğinden konuşurlar… Sonra?

* * *

Bu bilgiler 1983 basımlı “Ham Yol” isimli öykü kitabından. Çocukluk yıllarımda okuduğum ve Kastamonu’da geçmesi sebebiyle beni bir hayli etkileyen bu kitabın yazarı Tahir Fikri’dir. Peki, kim bu yazar?

Hakkında internette fazla bilgi bulunmayan yazar, Fikri Balcı ismiyle görünüyor. Niğde’de 1936 yılında doğan yazar, ortaokula başlayıp bitirememesine rağmen yazmaya yönelmiş. Hayatını yapı ustalığıyla sürdürmüş, 1959’da Ankara Özel İdare Müdürlüğü’nde memur olmuş.

Ankara’da gecekondu yaşamı üzerine gözlemler yapıp bunu “İshak” isimli romanında kullanmış. Şimdi yaşıyor mu bu yazar, bir bilgiye erişemedim fakat kitaplarının yeni baskısının olmadığını da fark ettim.

Öyküden anladığımız o ki 1980’li yılların başındaki Kastamonu, yolun, izin pek olmadığı bir görüntü veriyormuş. O yıllardan bu yana, köy yolları hariç ana yolları güçlendirdik fakat göç olgusunu pek de değiştiremedik. Bu da silinmeyecek bir yerde yazılı kalsın! Belki bir gün her şey güzel olur da insanlar doğdukları yerde doymaya başlarlar!

Abdurrahim Karakoç’tan bir dörtlükle:

“Akıl dağlara kaçmış, fikir ne yapsın beyler?
Küfür dünyayı sarmış, zikir ne yapsın beyler?
Zengin hem vatandaşı, hem devleti soyarsa
Makul bir cevap verin, fakir ne yapsın beyler?”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Ekm

'Düzelicez' mi inşallah?

22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…