Şevket ÖZSOY

Kalp Kırma, Gönül Yıkma, İncitme-İncinme

Şevket ÖZSOY

  • 3073

“Bak şu çeşmenin taşına su içmeye tası yok,

Kırma kimsenin kalbini, yapacak ustası yok.”

İnsanımız çok derin manalar ihtiva eden sözleri çok yalın bir şekilde, bazen de bir çırpıda, ama herkesin de anlayacağı bir şekilde ifade ediverme konusunda çok maharetlidir. Konu kalb ve gönül yıkma, ya da gönül yıkmama üzerine olunca Yunus Emre’mize de kulak vermeden olmaz herhalde, öyle değil mi?..

“Bir kez gönül yıktın ise, o kıldığın namaz değil,
Yetmiş iki millet dahî, elin yüzün yumaz değil.”

Evet görüldüğü gibi mesele o kadar mühim ki, “gönül yıkma” söz konusu olduğunda çıtayı bir anda yükseltiyor Koca Yunus. O kadar ki, dinimizde en önemli ibadet olan namazın bile kabul olmama nedeni olarak görüyor ve gösteriyor, kalp kırmayı. . İnsan kalbi ince/lâtif, dolayısıyla da kırılgan bir yapıya sahiptir. İnsanın merkezi, Cenab-ı Hakk’ın nazargâhı ve insandaki ilâhî tecellî ve yansıma yeridir. Beyt-i Hudâ/Allah Evi’dir ve daima temiz tutulmalıdır. Kalb iman mahallidir aynı zamanda.

Gönül yıkmak, Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük bir vebal olarak algılanır tasavvufta. Zira Kâbe’yi yapan insandır. Oysa gönlü yaratan ve ona değer veren, oraya nazar eden, tecellî eden Allah Tealâ’dır.

“Gönül Çalab’ın tahtı, Çalap gönüle baktı, (Çalap:İlâh, Allah, Rab)
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise.”(Y.Emre)

“İnsan taştan sert, gülden nâziktir. Yani o kırmaya ve kırılmaya müsait bir yapıya sahiptir.”

Şah-ı Nakşibend Hazretleri ile ilgili şöyle bir olay anlatılır: Bir gün müridlerinden birisi Nesef şehrinde bir tartışma esnasında bir kimsenin kalbini kırar. Mürid kendisi bu duruma pek aldırış etmese de, Buhara’da yaşayan Nakşibend Hazretlerine yaşanan hadise malûm olur. Aradan biraz zaman geçer. Mürid, Şah-ı Nakşibend Hazretlerini ziyaret etmek için Buhara’ya gider. Huzuruna vardığında Şah-ı Nakşibend Hazretleri, müridine hiç iltifat etmez. Mürid bu duruma bir anlam veremese de nefsinde kusur aramaya başlar. Hatırlı kişileri araya koyarak şeyhinin kendisini hoş görmesini ve kabul etmesini istese de bir sonuç elde edemez. Ondaki bu çaresizliği gören Hace Hazretleri artık gerekeni söyleme zamanının geldiğini anlar. Müridine şunları söyler:
“Sen, Nesef’te iken falanca kişi ile münakaşa etmiş, o kimsenin kalbini kırmış idin. Buradan Nesef’e geri dönüp kalbini kırmış olduğun kimseden özür dilemedikçe, ben seni kabul etmem, seninle konuşmam.”

Sofi mahcuptur. Ne yapacağını, nasıl özür dileyeceğini, o kişinin gönlünü nasıl alacağını bilemez.

Mürid, Hocasının sözü üzerine bu düşünceleri bir bir geçirir hatırından. İçini büyük bir hüzün kaplar. Gönlünde büyük bir sıkıntı ile çaresiz, Nesef’e gider.

Nesef’e vardığında, o kişiden özür diler, fakat gönlünü bir türlü yapamaz. Günler sonra Şah-ı Nakşibend Hazretleri Nesef şehrine gelir ve henüz hiç kimseyle görüşmeden doğruca müridinin kalbini kırmış olduğu kişinin evine gider. O kişiden, müridi adına özür diler:
“O suçu müridim değil bizzat ben işledim, özrümüzü kabul et” buyurur.
Bunun üzerine, müridin kalbini kırmış olduğu kişi çok duygulanır ve ağlamaya başlar. Özrü kabul eder ve müridi bağışlar.

Sırf kırılan bir kalbi onarmak adına Şah-ı Nakşibend Hazretleri’nin Buhara’dan Nesef’e kadar yol kat etmiş olması ve başkası adına özür dilemesi, bizlerin de ders alması gereken büyük bir ibret vesikası olsa gerek.

İNCİNME, İNCİNSEN DE İNCİTME
Kalp kırmama konusundaki bir başka incelik de “incinmemek”tir. Evet kırmamak kadar kırılmamak, incitmemek kadar incinmemek de önemlidir. Hatta kendisine yapılanlar karşısında sabretmek, “öfkesini yutmak” çok üstün bir haslet ve olgunluk alametidir. Bazı alimler Kur’ân-ı Kerîm’de geçen “kalb-i selîm” ifadesini incitmeyen ve incinmeyen kalb olarak açıklamışlardır. İncinmemek incitmemekten daha zordur, denilmiştir. Mümkün olduğunca sabır ve tahammül göstererek insanların kusurlarını hoş görmeye çalışmalıyız. Böylesi insanların toplum içerisinde çoğalması sosyal barışa da çok önemli katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Evet gerek DİNİMİZDE, gerekse DİLİMİZDE bu durum o kadar önemsenmiştir ki, konuyla ilgili bir çok ayet, hadis, söz ve deyim sıralamak mümkündür. Yukarıda zikrettiklerimize ilâveten işte bunlardan birkaç örnek:
“(Ey Peygamber), sen onlara/insanlara kaba,kırıcı ve katı yürekli olsaydın, elbette etrafından dağılıp giderlerdi.” (Al-i İmran 159)
“Kalp kırmak, Kabe’yi 70 kere yıkmaktan daha büyük günahtır.” (Hadis-i Şerif) 
“Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız!” (İmam-ı Rabbanî)
“Hiç kimsenin kalbini incitmeyin.” (Seyyid Abdülhakim Arvasî)
“İncinsen de incitme.”(Hacı Bektaşı Veli)
“Âşık der inci tenden, incinme incitenden; 
Kemâlde noksan imiş, incinen incitenden.” (Avlarlı M. Efe)

Yorumlar 1
Asuman Şengül 20 Mart 2017 18:54

Çok güzel bir konuyu kaleme almışsınız teşekkürler

Yazarın Diğer Yazıları